Bir köy var uzakta

kindi saatleri… Günün bitiminde güneş en güzel ışıklarını saçıyordu. İki dağın arasından geçiyorduk . Daha tepesindeki karların bile erimediği kocaman, bembeyaz iki dağın arasından… Nereye mi gidiyorduk? Babamın çocukluğunu doyasıya yaşadığı , gözünde tüttüğü yerlere köyüne gidiyorduk.Bense açıkça ilk başlarda bu geziden pek hoşnut değildim.Ne olurdu sanki,şöyle güneye güzel bir otele gitsek,gezip eğlenseydik.Hem bu köyün bir adı yok muydu?Olsa da ne değişirdi ki sanki sonuçta köye gidiyorduk.Sadece bir köye…Halbuki babam ne kadar mutluydu.Daha yola çıkmadan ‘oralara bir gidelim bir varalım bir daha asla ayrılmak istemiceksiniz’ deyip dururdu.Acaba babam haklı mıydı?Gerçekten anlattığı kadar güzel miydi gideceğimiz yer?Bilmiyorum ama emin olduğum tek şey vardı oda babamın gerçekten çok mutlu olduğu.Çünkü yaklaştıkça yüzündeki tebessüm daha da artıyordu.
Nihayet uzun yollar bitmiş şehre varmıştık. Geniş caddeler,görkemli binalar,kanal boyu parklar..Sonra kendi köyümüze doğru yolumuza devam ettik.Yolda sağlı sollu kayısı bahçeleri,meyve ağaçları.Güneş batmaya yüz tutmuştu.Derken baraj göründü.Ben ilk gördüğümde deniz sandım.Etrafı kayısı bahçeleriyle,ağaçlarla dolu masmavi bir göl gibi.Güneş suyun üzerine kıpkırmızı yansıyordu.Anlamıştım, babamın köyü daha doğrusu ilerde benim hayatımı süreceğim bu yer hiç de düşündüğüm, hayal ettiğim gibi değildi.Kayısı zamanı meyveye durmuş dallar , bahçe içerisindeki evler, kayısıları elbirliğiyle toplamak için o sıcağın altında dahi yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı insanlar… Kısaca her yerde bir hareket , bir koşuşturma ve neşe.Tıpkı kartpostallardaki manzaralar gibi.Hatta daha güzeli…
Her şey çok çabuk geçiyordu. Arabadan inişimiz , koşarak dedeme sarılışım, evin balkonundan görünen muhteşem manzara eşliğindeki sohbetlerimiz ve pırıl pırıl berrak bir havada içtiğimiz çaylar…Her şey muhteşemdi.
Gözlerimden akan yaşları fark etmemiştim. Babam başımı okşayarak ‘ne oldu kızım neden ağlıyorsun?’ diye sorduğunda çocuk dilim buraya gelmeden önceki düşüncelerimi anlatamadı . Yanılmıştım hem de çok… Yaşadığım bu ziyaretten sonra zihnimde kurduğum ‘orda bir köy var uzakta’ düşüncesi tamamen silinmişti.
Aksine dağların ardında bir köy değil, dağların ardında bir Cennet vardı… O cennetin adı ne miydi? O cennetin yani benim köyümün adı İzolluydu , izollu köyü…
Evet Yıllar sonra hayallerimin cennetindeki yerde bir öğretmenim…

(Sevgili babacığım, bize köyümüzde tanıştırdığın hayat için sana minnettarım. Nur içinde yat…)

ZEYNEP KAYA

Kısa adres:

Yazar - 09 Temmuz 2009. Kategori Sizden Gelenler. Bu yazıya yazılan yazıları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yorum yazabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir