Yaz Okulu

Sekiz dokuz yaşlarındayken olan arkadaşlarınızı hatırlar mısınız? Onlarla ne oyunlar oynadığınızı?Neler konuştuğunuzu?
Hayatınızın en saf en sevimli muhabbetleri…Bu yaşlarda genelde diğerlerinin bilmediği şeyleri bilmektir en güzel olanı..Diğerlerinin görmediği yerleri anlatmak, bilmedikleri oyunları öğretmek, duymadıkları bilmeceleri sormak, daha pek çok şey..Siz anlatırken gözleri kocaman olmuş, ağızları bir karış açık dinlerler sizi..Kendinizden büyük çocukların bile merak ve ilgiyle sizi dinlemesi, sorular sorması çok keyiflidir.
Biliyorum, çünkü çocukluğumun en hoş zamanlarındandı.İkinci sınıfı bitirdiğim o yaz Malatya’ya gidişimiz…Çocukluğumun en eğlenceli, en öğretici, en güzel zamanları…O yaz Malatya’dan dönüşümüzde arkadaşlarıma anlatacak o kadar çok şeyim olmuştu ki…
Yumuşacık tüylerini okşamaya doyamadığınız kara gözlü yavru kuzular ile onlara taze ot yedirmenin keyfini… Pek çoğu bir kuzuya dahi dokunmamış olan arkadaşlarım elinizden ot yiyen şirin kuzucukları heyecanla dinlerdi.
Elmayı, armudu, eriği manavda gören çocuklara onları dalından koparmanın zevkini,oradaki meyvelerin bile başka koktuğunu anlatırdım.Sıcak temmuz ayında koşmaktan hoplayıp zıplamaktan ter içinde kalan ayaklarınızı buz gibi akan arığın suyuna soktuğunuzda nasıl karıncalandığını…Kuluçkaya yatan tavuğumuzun su içmek için kalktığında yumurtalarına baktığımızı ve sıcacık yumurtaları…
Yumurtadan yeni çıkan civcivleri anlata anlata bitiremezdim. Hiç unutmuyorum bir gün ‘Size bir şey söyleyeyim mi, bence tavuklar sayı saymayı biliyor.’ diye söze başladım. Diğer iki arkadaşım ‘olur mu öyle şey’ diye itiraz etti. Ben ampulu bulan Edison edasıyla,  bizim bir sarı tavuğumuz vardı. Babaannem onu daha biz köye gitmeden kuluçkaya yatırmış.(Tabi kuluçkanın ne olduğu ayrı bir muhabbet konusu)Biz gittikten bir müddet sonra tam on bir yavru çıkardı. Hepsi birbirinin tıpatıp aynı on bir civciv…Onlardan birini okşamak istediğimizde kanatlarını kabartıp anne tavuk bizi kovalardı. Bir keresinde köydeki arkadaşlarımdan bir tanesi anne tavuk eşelenip yem ararken yavrulardan birini ona fark ettirmeden aldı. Anne tavuğa görünmemek için evin avlusuna girdik. Orada civcivi biraz sevip oynadıktan sonra tekrar diğerlerinin yanına bırakmak için getirdiğimizde anne tavuk yavrusun olmadığını çoktan anlamış acı acı gıdaklayarak kanatlarını çırparak yavrusunu arıyordu. Birbirinin tıpatıp aynı on bir civcivin arasında birinin eksildiğini nasıl anlamıştı?(Demek ki onları sayabiliyordu.)
Çocukluğumun bu hoş anıları şimdi komik geliyor bana ama o yaz gerçekten çok şey görmüş, çok şey öğrenmiş, hemen her günüm ayrı bir anı olmuştu. Yaz güneşinde sararmış buğday başakları ile dolu tarlalar olgun başakların akşam esintisiyle bir o yana bu yana dalgalanışı tıpkı sarı bir deniz gibiydi. Sonra buğdayların biçilmesi o sıcak güneşin altında çalışan insanlar…  O zaman çok daha iyi anlamıştım. Ekmeğini ziyan etme, kırıntılarını yere dökme diyen babaannemi… Soframıza rahatça gelen ekmek ne kadar çok emeğin alın terinin mahsulüydü.
Ve her akşam hiç kaçırmadığım süt sağma töreni. Tören diyorum, gerçekten bana öyle gelmişti. Akşam üzeri eve dönen koyunlar, inekler ahıra giriyor. Onların yemlikleri ve yalakları doldurulup hazır ediliyor. Ahıra inen babaannem ahırın girişine astığı şalvarını hırkasını giyiyor (Tören kıyafetleri) sonra taburesini alıp yemini yiyen hayvanın kenarına oturup sağmaya başlıyor. Aslında hayvanlar bütün gün ot yiyorlardı.  Önlerine konan yem ise sağılırken rahat dursunlar diyeymiş. Sonra bakır kovaya sağılıyor. Sağılırken çıkan sütün sesi ve köpük köpük kovada biriken süt… Gerçekten görülmeye değerdi.Bütün gün yeşil ot yiyen hayvanların bembeyaz süt vermesi mucize gibi.
Size daha komik bir şey anlatayım. Ben pekmezi çokokrem gibi fabrikalarda yapılan bir şey zannederdim. Tabii bunun böyle olmadığını da öğrendim. Dutlar, üzümler çuvallarda sıkılıp suyu büyük bakır kazanlarda kaynatılıp sonra da tepsilerle damlarda güneşte kıvamlandırılıyor. En sevdiğim kısım ise kazanın dibinde kalıp iyice koyulaşan kısmına ipe dizilmiş cevizleri batırmak. Pekmez kaynarken ben de diğer çocuklarla beraber iri ceviz parçalarını ipe geçirdim. Sonra sıramız gelince kolyelerimizi koyulaşmış pekmeze batırdık. Doğru düzgün soğuyup katılaşmasını beklemeden yedik.O gün bugündür ceviz sucuğunu çok severim.
Köyde geçirdiğim her gün benim için yeni ve heyecan vericiydi. Şimdiki aileler çocuklarını yaz okullarına gönderiyorlar. Dinlensin, eğlensin ve öğrensinler diye. Onları başka alternatifleri de düşünmeye davet ediyorum. :-)

Zeynep KAYA

Kısa adres:

Yazar - 09 Temmuz 2009. Kategori Sizden Gelenler. Bu yazıya yazılan yazıları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yorum yazabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir