Detaylı İzollu Tarihi ve 1909 yılına ait Resimler

 

 

 

İlçe 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla 20 Mayıs 1990 tarihinde kurulmuş olup, eski ismi yörede İzollu olarak bilinmektedir. 1560 yılma ait tahrir defterine göre îzoli Komri, yani bugünkü Kömürhan yöresi anlaşılmaktadır.

Tahrir defterinde ayrıca îzoli Köyü olarak zikretilmektedir. îzoli Köyünün yaklaşık 430 yıllık bir tarihçesi bulunmaktadır.

18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ nda İskan Siyaseti adlı esere göre 1760 yılında 1000 çadıra sahip olan, Malatya kazasının Çoban nahiyesinde yaşayan halk Erzurumda yaylayan, Diyarbakır’da kışlayan ikili bir hayat tarzına sahipti. Bunlar, 16. yüzyıl belgelerine göre Türkmenler grubundandır. İlçenin yüzölçümü 192 km2 dir.

İlçenin bucağı yoktur. Doğusunda Elazığ, batısında Malatya il merkezi, kuzeyinde Karakaya Barai Gölü sahası ile Elazığ ilinin Baskil ilçesi, güneyinde Pütürge ilçesi bulunmaktadır.

İlçe; iklim bakımından kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak bir özellik göster­mektedir. Malatya merkezine göre kışları daha ılıman geçmektedir. Nüfusunun tamamı tarımla uğraşır. Özellike de kayısıcılıkla uğraşan halk az da olsa hayvancılık ile uğraşmaktadır.

Arkeolojik çalışmalarla Kale köyünde 1 adet Kale kalıntısı ve eski Pilot köyünde (Karakaya Baraj Gölü’ne su tutulmadan önce) yapılan kazılar sonucu çıkarılan eserler mevcuttur.

Tarih : İzollu’nun yaklaşık olarak 430 yıllık bir tarihçesi bulunmaktadır. Ama, ilçe toprakları üzerinde milattan önceki zamanlarda yerleşimin meydana geldiği bilinmektedir. Karakay Baraj Gölü suları altında kalan Pirot Höyüğü, Bizans İmparatoru Pirot’tan kalmaydı. Ayrıca “İzollu olarak da buranın önemli bir yerleşim birimi oldu­ğu bilinmektedir. İzollu adının çok eski tarihlerde buraya yerleşmiş bulunan bir aşiretten geldiği söylenmektedir. Önceleri Malatya merkez ilçeye bağlı bir nahiye iken, 9 Mayıs 1990 tarihinde 3644 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir.

izollu için turkmen diyor burayada dıkkat cekım dedım

aşağıda daha fazlası var okumaya devam edin

1909 Kömürhan Köprüsü Mevki

Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 17 Yıl : 2004/2 (71-90 s.)
81
şıldığından, Osmanlı Padişahı, Boz-Ok beyini bir fermanla durumdan haberdar
etmiş ve Boz-Ok bölgesinde saklanarak gizlice faaliyetlerine devam eden bu bölücü
eşkıyanın her nerede ise bulunup hapsedilmesini istemiştir. Ayrıca Boz-Ok’ta
bulunan Kızılbaş halifesi yandaşlarının tespit edilerek, bunlara da fırsat verilmeyip,
gerekli cezalara çarptırılmaları isteniyordu.73
Sahte Şah İsmail Boz-Ok bölgesinde gizliden gizliye faaliyetlerini sürdürürken,
Maraş eyaletindeki adamları da boş durmuyordu. Maraş’a bağlı Antep ile
Birecik arasında Ra‘ab köyünde oturan Süleyman adındaki bir şahıs, Şam-Bayatlı
Sahte Şah İsmail’e destek olmak amacıyla 40-50 kadar atlı toplayarak, Boz-Ok’taki
Sahte Şah İsmail’e yardıma gitmek üzere iken, durum devlet tarafından haber alınmış
ve üzerine asker sevk edilince, topladığı atlı adamları dağıtıp, kendisi de
ortadan kaybolmuştur. Süleyman adlı bu eşkıyanın da kolaylıkla ele geçirilmesi
mümkün olamayacağından, bu konuda Antep Beyi’ne gelen 25 Şaban 989 (24 Eylül
1581) tarihli emirde, hangi yolla olursa olsun bu şahsın yakalanarak hapsedilmesi
isteniyordu.74
Malatya Sancak beyine gelen bir fermandan, bu bölgedeki konargöçer aşiretlerden
Sahte Şah İsmail’e sadaka ve nezir gönderildiği anlaşılmaktadır.75 Buna
göre Malatya Sancağına tabi, İzolu, Rişvan, Eşkanlu, Solaklu, Şeyh Hüseyinlü,
Soydanlu, Eğribüklü, Adaklu, Kalaçaklu, Beziki, Çakallu, Mihriman, Karasaz ve
Kömürlü adlı cematlerin Şah İsmail adına ortaya çıkan bu şahsa nezir gönderdikleri,
yakalanarak İstanbul’a gönderilen ve Sahte şah İsmail taraftarı olan Mehmet
adındaki şahsın itirafı ile anlaşılmıştır. Adı geçen Mehmet; Şah İsmail’e nezir gönderenlerin
kimler olduğunu bildiğini söylemesi üzerine, tutuklu olarak Malatya
tarafına gönderilmiştir.
Osmanlı Sultanı, Malatya Kadısı’na bir ferman göndererek, yakalanıp Malatya’ya
gönderilen Mehmet adlı şahsın vereceği bilgilerin de yardımıyla, yörede
Sahte Şah İsmail’e taraftar olup devlete karşı gelenlerin ve Şahte Şah İsmail’e sadaka
ve nezir göndermeye devam eden şahısların araştırılıp soruşturularak tespit
edilmesi, bu konuda yapılacak mahkemede suçları sabit görülen asilerin gerekli
cezalara çarptırılmaları istenmiştir. Ancak bu meselede suçsuz olanlara kesinlikle
herhangi bir zarar verilmemesi de ayrıca tembih edilmiştir.76
Şam-Bayatlı Şah İsmail, Boz-Ok ile Malatya arasındaki bölgede yerleşik
halk ve konargöçer Türkmen aşiretlerinin yardımlarını temin ederek, taraftar sayısını
arttırmaya ve faaliyet sahasını genişletmeye çalışıyordu. Kendisinin ileriye
dönük daha büyük plânları vardı. Şah, bu plânları uygulamaya koymak üzere harekete
geçerken, Osmanlı Devleti yetkilileri meselenin önemi ve vahametinin farkında
olarak gerekli önlemleri alıyorlardı. Sahte Şah ve adamları her yerde takip ediliyor
ve nerede oldukları ve ne yaptıkları ile ilgili istihbarat toplanıyordu. Nitekim
Osmanlı devlet yöneticilerinin bu ısrarlı takibi sonucu, Şah’ın veziri Han Pirî ele
geçirildi.77 Han Pirî konuşturularak, Şambayatlı Şah İsmail’in faaliyetleri ve ileriye
dönük plânları kendisinden öğrenildi. Han Pirî’nin ifadesine göre: Şam-Bayatlı
Sahte Şah İsmail, Boz-Ok’tan üç yüz Türkmen ile Adana (?) adlı köyden hareket

http://sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_17/05_soylemez.pdf

 

işte örnek kaynaklar

Malatya Elazığ arasında Fırat Nehrinin kuzey ve güneydeki her iki kıyı şeridini içine alarak Kömürhan Boğazına kadar uzanan ve yakın geçmişe kadar İzolu (İzollu) dediğimiz bu bölgede yaşayanların kendilerine İzollu dedikleri yörede hüküm süren medeniyetlerin kullandıkları İzoli, İzolu, İzol ve İzollu gibi isimlerin belgelerde nasıl geçtiğine bir bakalım.

1-     “Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1560”… Karye-i Izoli. Tabi-i Kömri…

2-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 16/S /1312 (Hicrî) Dosya No:29 Gömlek No:71 Fon Kodu: Y..PRK.AZJ. “İzoli Aşireti’nden Mamuretülaziz rüesa-yı ekrad ve eşkıyasından Kadıoğlu Abdullah Ağa’nın…” 

3-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 07/B /1305 (Hicrî) Dosya No:1495 Gömlek No:76 Fon Kodu: DH.MKT. “İzolu Kadı karyesi ahalisinden Ali Ağa ile…”

4-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 13/Ca/1306 (Hicrî) Dosya No:1584 Gömlek No:59 Fon Kodu: DH.MKT. “Mamuretülaziz’in İzoli nahiyesine bağlı Kadı karyesi ahalisinden Kasım Ağazade Abdullah ile Derviş Ağa’nın…”

5-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 15/M /1304 (Hicrî) Dosya No:1372 Gömlek No:30 Fon Kodu: DH.MKT. “Malatya’ya bağlı İzolu Nahiyesi zabıta memurluğunun müdürlüğe tahviliyle memurluğa mahsus…”

6-     Ankara, 9/Nisan/336 Ataürk’ün Gönderdiğ telgraf; “İzol Aşiret Reisi Hacı Kaya Sebati Beye..” 

7-     Üçayakta adlanban lakabı “iki bölük” olan “izol”kabilesinden Abdullah (E. Yavuz S.322),H:1186…

8-      “Birkol”elazığa gelerek Baskilin “İzolu köyüne adını verdikten sonra Malatyanın Besni merkez ve keysun bucaklarında yerleşmişlerdir…(aynı eser)

9-     Fırat üzerinde gemi çalıştırılması hakkındaki 1885 tarihli yazıda :”beldiyeden iltizam etmiş olan izolu sefinesi … (adındaki evraktada böyle yazılmış)…

10- 1884-1885 tarihli Mamuratülaziz salnamesinde’de şöyle yazılmıştır :”izolu Rüştiyesi…”

11- 1904-1905 tarihli bilgidede “izolu nahiyesi mektebi ibtidai :” diye devam eden yazıdada “izolu”olarak yazılmıştır.

12- 1866 tarihli Elazığ valisi izzetpaşa ramazanda iftar yemeği için yaptığı davettede : “cip ve izolu ağaları …” olarak yazılmış.

13- 7 şubat 1910 tarihinde yazılan bir şikayet teldede, “İzolulu Abdullah ağa…” denilmiş…

14- 1921 de bir kısım ağaların toplanıp Londra konferansı için çekilen telgrafın altında da, “izolu aşiret reisi Hacı KAYA SEBATİ” diye geçmiştir.

15- 13.2.36 1920 tarihli tele cevap veren Mustafa Kemal bey “İzoli müdafai hukuk cemiyeti…” diye yazmıştır.

16- Kale ilçesinde yeni yapılan lisenin kapısındaki yazı ise : (İzollu dur). Okulların levhalarında, resmi dairelerin kapılarında ve resmi yazışmalarda da “izollu” olarak yazılmaktadır.

17- H. Won moltk de Malatya’yı anlatan yazısında : “izolide neyi geçtik…”diyor.

18- Osmanlı imparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatler adındaki eseri 95. sahifesindede “izoli” olarak yazılmıştır.

19- Aynı eserin 442. sahifesinde ise, “izoli”(izoni) dir.

20- Aynı eserin 442. sahifesinde paragraf başlığı ve açıklaması şöyle yapılanmıştır : “İzoli ekradı : Malatya, Rakka ,Erzurum sancakları,hısn-ı Mansur ve ve Kahta kazaları, Harput, Mardin, Diyarbakır konar – göçer ekrat taifesindendir…” diyerek İzolu aşiretlerini yaygın olarak bulundukları yerler belirtilmiştir.

21- “…örnek olarak aşiret – kabile yapısı incelenirken yüzlerce aşiret içinde bizzat gözlem yapabildiğimiz aşiretler ön plana alınmıştır. Bunlar daha sonra beşikci ve Muhtar kutlu tarafından ele alınan Alikan ve Şavak aşiretleri ile karşılaştırılmıştır. Böylece ertuşi,pinyanişi,bürikan,celali ve İzoli aşiretleri yanında Alikan ve Şavak aşiretleri karşılaştırmalı kültür analizleri içinde değerlendirilmiştir…” (Prof Dr. Orhan TÜRKDOĞAN S.449)

22 – “İzolu aşiretinin bir kısmı ile Bab aşiretinin bir kısmı …”

(Türkiye gazetesi 10 şubat 1999 S.18)

KAYNAK: Devlet Arşivleri – M.Ali CENGİZ, İZOLU (KALE).

 

 

 

Alttaki resim 1935 köprü açılışı

Halk arasında ve Osmanlı devleti kayıtlarında İzollu olarak geçen Kale ilçesi, Fırat havzasında olması sebebiyle çok eski bir yerleşime sahip olmuş ve Malatya’nın tarihi içerisinde önemli bir mevki olmuştur. Bilinen en eski yerleşiminin M.Ö.7000 yılına kadar gittiği, yörede bulunan ve bugün Karakaya Baraj Gölü suları içerisinde kalan Caferhöyük kurtarma kazıları sırasında okunan taş kitabeden anlaşılmıştır.

Karakaya barajının 1979 yılında yapılmaya başlanmasından sonra, Fransız arkeologlar Jagues Cauvin ve Oliver Aurenche başkanlığında Caferhöyük’te başlatılan kurtarma kazılarında üst katmanlarda Tunç çağı ve alt katmanlarda ise kemiksiz Neolitik dönemlere ait kalıntılar saptanmıştır. İzollu olarak bilinen mevkinin Kömürhan kısmında bulunan bu eski yerleşim yerinde, o yöre insanının Paleotik mağaralardan çıkıp, ilk defa tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır.

Caferhöyükte çıkarılan buluntular, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisi olan Diyarbakır’daki Çayönü buluntuları ile benzerlik göstermesi bakımından önemlidir. Caferhöyük’de bulunan yerleşim yerinin M.Ö.7000 yılına kadar gittiği ve buradaki insanların tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları anlaşılmıştır.

Caferhöyük yerleşimi veya köyü, M.Ö.7000 başında yoğun yapılı ve birbirine yakın evli bir mimariyi ortaya koymaktadır. Bu höyük, Anadolu’da üretime geçişin ilk devresini göz önüne sermektedir. Bu höyükte bulunan hayvan kemikleri üzerinde yapılan incelemelerde, hayvanların genellikle keçi, yaban domuzu, az sayıda koyun ve geyik ve morfolojik olarak vahşi oldukları saptanmıştır. Bu dönemde hayvanların henüz burada evcilleştirilmediği anlaşılmaktadır. Bunlarla beraber oraklar, öğütme taşları ve çok sayıda bulunan basit tarım aletleri, bölgede tarımın yapıldığını göstermektedir.

Bu höyükte yapılan kazılarda ok uçları, oraklar, kazıyıcılar, biz denilen iğne uçları ve çok sayıda çakmaktaşı bulunmuştur. Diğer taraftan birkaç tane de bazalt ve yeşil taştan cilalı el baltası ve sert öğütme taşları da çıkmıştır. Buluntular arasında en değerli olanları mermer ve bazalt cilalı bileziklerdir. Bu buluntulardan anlaşıldığı kadarıyla bölge, aynı zamanda bir medeniyetin geçiş evrelerini oluşturan özellik de

taşır. Tarih kronolojisinin dikkatle takip edilmesinden anlaşılacak en önemli husus yörenin ana seramiğinin tek renk olduğu ve ateşte az pişirildiğidir.

İzollu yöresinde ilk yerleşimleri ve yerleşik hayata geçilerek tarımsal faaliyetlerin yapıldığı bir höyük olan Caferhöyüğü, Malatya’nın yöresinin ilk tarım köyü olarak bilinmektedir. Burada bulunan dikdörtgen şeklindeki evler, 5×3 ebatındaki odalardan oluşmaktadır. Evlerin duvarlarının yapımında samanla karıştırılıp kurutulan çamurdan yapılmış olduğu görülmektedir.

Kömürhan köprüsü yakınında yaklaşık 34m suyun altında kalan İzollu Yazıtı, dik bir kaya üzerine 15-20 cm derinliğinde kaya oyulmak suretiyle ana kaya üzerine kazılarak yazılmıştır. Bu yazıt Urartu kralı III.Sarduri(M.Ö.750-733)’ye ait olup, Urartu tarihine önemli bir ışık tutmaktadır. Bu yazıtta Urartu kralının şu ifadeleri kullandığı görülmektedir.

Celal Yalvaç’ın anlattığı bu kitabenin mulajı alınarak Malatya Müzesine taşınmıştır.
Kitabenin tercümesinde şunlar yazılıdır.

“Tanrı Haldi ilerledi. O’nun silahları öldürücüdür. Şahu’nun oğlu Hilaruada, Melitealhilerin ülkesinin kralı, Argişti’nin oğlu Sarduri’nin önünde baş eğdi. Haldi güçlüdür, Haldi’nin silahları güçlüdür.

Argişti’nin oğlu Sarduri ilerledi. sarduri şöyle der:
“Fırat pürüzsüzdü (Durgundu). Oradan karşıya geçen hiç bir kral yoktu. Ben Tanrı Haldi’ye dua ettim. Urartu Tanrıları Teişeba’ya, Şivini’ye dua ettim, istekte bulundum. Tanrılar beni dinlediler, bana yol açtılar. Tumeiski (Tumeiski : Kömürhan yakınında bulunan adına Tomisa denilen kaledir. Önünde, askerlerimin arasında karşıya geçtim. Aynı günde ülkeye doğru ilerledim. Kawala’nın güneyini aldım. Melitea’nın (Melitea: Malatya’ nin eski adıdır.)  kuzeyindeki dağlık bölge olan Karnişi’ye dek (Karnişi: Mezopotamya- Batı Anadolu yolu üzerinde, Kayseri dolaylarında bir ticaret kenti. Kaniş olarak ta bilinir.) vardım. Zab’anın gerilerindeki Muşani’ye dek gittim. On dört kale ve yetmiş kenti bir günde ele geçirdim. Kaleleri yerle bir ettim. Kentleri yıktım. Elli savaş arabası ele geçirdim. Savaştan dönerken, tahkim edilmiş olan Hilaruada’nın Kralı kenti Sasi’yi muhasara ettim. Savaşla aldım, Eşya, erkek, kadın oradan alıp yurduma getirdim. (Urartu Devletinin başkenti Van veya Van gölü yakınlarında bir şehir.)
Şarduri şöyle der:
İçeri girip emrettim. Melitea muhasara edilsin. Hilaruda da geldi, önümde ayaklarıma kapandı ve kendini affettirmek istedi. Merhamet gösterdim. Altın gümüş eşyayı ganimet olarak Urartu’ya taşıdım. Onu vergiye bağladım. Dokuz kaleyi o ülkeden ayırıp, kendi topraklarıma kattım. Huzani, Yaurahi, Tumeişki Vasini, Manunui, Aruşi, Gulbitarrini, Taşe, Guera’nın Taşesi, Meluiani, Haldi’nin yüceliği ile Argişti oğlu Sarduri güçlü kraldır. Yüce’dir. Urartu’nun kralıdır. Tuşpa Şehrinin Prensidir…” (Haldi Kral. Haldi Van’dan gelip güçlü ordusu ile Fıratı, geçmek için kaldığı yerin şimdi demiryolu köprüsünün doğu yakasında olan “Herdi Nahiyesi” olduğu yer olarak söyleniyor. Bu arada uzun seneler gemi işletilmiş tarihe “Sefine-i Herdi’ olarak geçmiştir. Hacı Mehmetli köyü…)
Tunç Çağına ait iki adet idol (İmamoğlu Höyük’ten Çıkarılmıştır)
İzolu’da en belirgin tarihi yer Kömürhan’dır. Bu ismi neden aldığı, ne zaman yapıldığı konusunda yazılı bir kanıt olmamasına rağmen, yörenin yaşlıları IV. Murat’ın Bağdat seferi sırasında yaptırıldığını söylüyorlarsa da bu hanın daha önceki çağlarda yapılmış olabileceği sanılmaktadır. Tarihin akışı incelendiğinde Doğu Anadolu ve Güneydoğu’nun bir kesiminin Orta Anadolu ve Akdenize ulaşımı için Fırat’ın selden ve taşkınlardan korunan ve suyun toplanıp dar bir geçitten geçtiği, aynı zamanda Halep – Bağdat ve Kayseri – Bağdat yolları üzerinde en güvenilir yerindedir. Kömürhan’ın toprağı kül rengini andırdığı için yörenin yaşlıları o nedenle bu adın verilmiş olabileceğini söylüyorlar. Bir başkaları geçişlerin uzun sürdüğünden kervanların.Askeri birliklerin, aşiret göçlerinin burada “Kümelendiği” için “toplanma yeri” anlamında söylendiğini anlatıyorlar. Hatta “Kamu Han” Kömürhan” yanı herkesin yararlanacağı, Kamuya ait yer anlamına kullanıyorlar. Suyun bir yüzünden öteki yüzüne geçmeler bazen günler, haftalar ve aylar sürmüş Fırat, türkülere, ağıtlara girdiği gibi isim ve soyadları da olmuştur.

Kaynak:M.Ali Cengiz ‘in İzollu (Kale) İsimli Kitabı.

M.Ö.2000 yıllarında Hititlerin Anadolu’da egemen olmasıyla bu yöre de Hitit egemenliğine girmiş, I.Hattuşil döneminde kuzey Suriye yolunun emniyet altına alınması sırasında, Fırat nehrini müteakip yerleşmeler Halep ve Babil seferlerinde önemli rol oynamışlardır. I.Murşil zamanında Hitit birliği içinde yer almıştır.

M.Ö.XV. asırda Hitit birliğini bozan Mitanniler bölgeye hakim olmuş ve Hitit kralı Şuppiluliuma, M.Ö.1450 yıllarında tekrar Hitit hakimiyetini tesis etmiştir. M.Ö.1116-1096 yıllarında Asur kralı I.Tiglatplaser tarafından vergiye bağlanmış ve M.Ö.1200-1000 yılları arasında karanlık bir döneme girmiştir. M.Ö.1000 yıllarından sonra Anadolu’da görülen feodal Hitit krallıklarının bir parçası olmuş ve aynı dönemdeki Kargamış egemenliği M.Ö.911-891 tarihlerindeki Asur saldırısıyla sona ermiştir. Urartular, M.Ö.VIII. asır ortalarında ve II.Sarduri zamanında(m.ö.764-735) Fırat nehrini İzollu(Kömürhan) mevkiinde geçerek, o sırada bölgeyi elinde bulunduran Hilaruda’yı yendiler ve haraca bağladılar. Bununla ilgili metinler, İzollu kaya kitabesinde bulunmaktadır.

Bölgedeki Urartu egemenliği III.Tiglatplaser’in döneminde yani M.Ö.733 tarihinde sona ermiş ve tekrar Asur egemenliği başlamıştır. Asur egemenliği M.Ö.669 yılından itibaren zayıflamaya başlamış ve Asurbanipal’ın(m.ö.669-631) ölümünden sonra Medler etkili olmaya başlamıştır. M.Ö.612 yılında düzenlenen bir saldırı ile Asur toprakları Medler ile Babilliler arasında paylaştırılınca, Fırat havzası Medlerin eline geçti. M.Ö.550 tarihinde Medleri yenen Pers kralı II.Kiros, bölgeyi kendi hakimiyetine aldı ve bölgedeki Pers egemenliği başladı. M.Ö.IV. doğuya doğru harekete geçen Makedonya kralı İskender, buraları da ele geçirdi ve bu tarihten sonra sırasıyla Kapadokya(m.ö.315), Selevkos(m.ö.281) ve tekrar kapadokya krallığının eline geçmiştir. M.Ö.170 yıllarında ise Pontusların hakimiyeti sürmüştür.

Roma döneminde otuz lejyondan ikisinin Fırat havzasına yerleştirilmesiyle, bölgedeki Roma hakimiyeti devam etmiş ve bu devletin yiyecek deposu olarak görev yapmıştır. Roma imparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra da doğu Roma sınırları içerisinde yer almıştır.

Müslümün Arapların 656 tarihlerinde bölgeye gelmesiyle siyasî ve dinî görünümü değişmeye, İslâmlaşma hareketleri hızlanmaya başladı. 1071 Malazgirt savaşı sonrası Türk beylerinin Anadolu’yu Türkleştirme ve İslâmlaştırma faaliyetleri sonucu, Fırat boyunca düzenlenen akınlar bu bölgeyi de içine almış ve Danişmendlilerden Gazi Ahmed’in hakimiyetine girmiştir. Anadolu Selçuklularının 1105 tarihinde Danişmend hakimiyetini sona erdirmesiyle Selçuklu hakimiyeti başlamış oldu.

Osmanlı dönemi kayıtlarında Cubas Nahiyesi olarak geçen bu yerleşim yerinin kuzeyinde Kömri nahiyesi ile arasında Fırat nehri sınır teşkil etmiştir. Batısında Şehir ve Kasaba nahiyeleri, güneyinde Kahta kazasına bağlı Şure-ili nahiyesi ve doğusunda Harput sancağı yer almakta idi.

Cubas Nahiyesine Bağlı Köyler:

Kara Mihmadlu(Kara Mehmad) : 1560 yılındaki kayıtlarda Kara Mehmed olarak yazılmış, köyde buğday, arpa, darı, pamuk ziraati yapılmış ve besicilikle uğraşılmıştır.

Bekirge(Pökürge) : Köyün malikane geliri 1520’dan itibaren Cami-i Kebir ve Şeyh Taceddin Kasım vakıflarına bağlanmıştır. 1560 yılında Yusuf bin Abdullah tasarrufunda bir çiftlik bulunduğu kayıtlıdır.

Furucı : 1560’ta Kuyucuk mezrası ile birlikte yazılmış ve yola yakın olduğu kaydedilmiştir.

Tilayit : Köyün geliri 1520’de tımara ve 1530’dan sonra ise malikane-divanî hisseye ayrılmıştır.

Sevserek : 1530’da köyün mülk hissesi Yusuf’un kızı Şah Maverd ile Bekir Bey arasında bölüşülmüştür.

Kara Depe : Köy geliri 1530’dan sonra padişah hassına verilmiştir.

Sahrınç : Köyün tamamı malikane geliri ve Pervane mescidi vakfına verilmiştir.

Aburi : 1560’dan sonra Malatya zaimlerinden Mirza’nın zeameti haline gelmiştir.

İrsini : Cubas nahiyesinin en büyük köyü olarak geçmektedir.

Henadi : Köyün 1530 ve 1560’da mülk hissesi Kadı Şafi evladına, divanî hisse ise padişah hassına kayd edilmiştir.

Mermerik : Bu köyde “Yörügan-ı Harbendelü” yani yörüklerin bulunduğu kayd edilmiştir.

Herekö : 1560 tarihinde İbrahim adlı şahsın zeameti olmuştur.

Tengü : Malikanesinin 1560 tahririnde Hacı Ali vakfına ait olduğu ve köyde yarım gün çalışan değirmen bulunduğu kayıtlıdır.

Dumuti : Gayr-ı müslimlerin de bulunduğu bir köy olarak geçmektedir.

İspendere : Köyün arazisi vakıf malı idi.

Nehrin : Bu köyde duası kabul olunan zatların bulunduğu yazılmıştır.

Ayrıca, Germüri, Kasrik, Şugurni, Yenice, Merepusı, Kozluk, Serkir, Uzunoğlan, Meydancık, Teküder-i Sufla, Hormengi, Telli, Almalû, Solaklû, Gevanis, Haznedüz, Mağrunî, Zerato, Bahri, Kamışlû, Samiti, Selvi, Aksekü, Dayı Köyü, Çörtek, Kamili, Veski ve Karapusı köyleri de Cubas nahiyesinin diğer yerleşim birimlerini oluşturmaktaydı.[8]

Cemaat-ı İzoli: 1530 tarihli Tahrir Defterlerinde Cubas nahiyesindeki Dayı köyünde oturdukları ve ziraat ile meşgul oldukları kayıklıdır. Ödemekle yükümlü bulundukları vergilerden, İzoli cemaatinin bu köyde yerleşik duruma geçtiği anlaşılmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat’ın da tasdik etmiş olduğu 1186 tarihli bir soy kütüğünde on iki Türk oymağından birisi olarak adı geçen İzolu, Horasan’dan Anadolu’ya gelen bir Türk aşireti olarak gösterilir. Secerenin yazıldığı tarihten önce Urfa civarında bulundukları sırada, bunlardan bir kol Malatya-Elazığ arası bölgeye göç etmiştir. 1530”da Cubas nahiyesinde Dayı köyüne yerleşmelerini müteakip, Fırat’ın karşı yakasında günümüzde Elazığ tarafında bulunan İzolu köyüne ve köyün dışında bu yöreye de bu adı vermişler, Malatya-Elazığ arasına. Behisni merkezine ve Keysun nahiyesine yerleşmişlerdir

köy isimlerine bakılırsa tamamı Türkçe

su altında kalan Osmanlı Padişahı 4.Murat tarafından yaptırılan

KÖMÜR HAN

 

Tren Yolu köprüsü

 

 

20 bin nüfuslu aşiret

Türkiye’deki en büyük aşiretlerden birisi yaklaşık 20 bin nüfusa sahip Kikan aşireti. Kürtçe’de ‘keke’den gelen Kikan, “iki kardeş” anlamına geliyor. Aşiretin lideri 74 yaşındaki Abdülkadir Timurağaoğlu. Ehl-i Beyt soyundan gelen Timurağaoğlu’nun evinde 90 kişi yaşıyor. Aşiretin Mardin-Kızıltepe’de 200 köyü bulunuyor. Aşiretin sınırları Türkiye’yi çoktan aşmış durumda. Yaklaşık 200 köy de Suriye’de bulunuyor. Her iki ülkedeki köylerin de ağası olan Abdülkadir Timurağoğlu’nun 21 çocuğu bulunuyor.

Kendisini yeniliğe ‘açık’ biri olarak niteleyen Abdülkadir Ağa, 1966 yılında ilk apartmanı yaptırır, 1968’de de ilk elektriği getirir. Köydekilerden bazıları “babamızdan biz böyle gördük, böyle yaşadık ve böyle devam etmek istiyoruz” tepkisine aldırmaz. Buğday ve pamuğun yanı sıra Antep fıstığı da yetiştiren Abdülkadir Ağa, çocuklarını okutarak aşiretteki işleri onların arasında paylaştırıyor. Ailenin 6 bin dönümlük tarım arazisinde 400-500 kadar işçi çalışıyor. Tarımla ilgili işlere Vedat Timurağaoğlu, ailenin dış dünya ile ilgili ilişkilerine Mehmet Timurağaoğlu, şirketlere Metin Timurağaoğlu bakıyor.

Necmettin Erbakan’ın dostu

Abdülkadir Ağa, torunlarının sayısını bilmiyor. Ancak, onların iyi bir eğitim alması için elinden geleni yapıyor. Torunları arasında üç doktor, bir biyolog, üç ziraat mühendisi ve bir kimya mühendisi var. Kikan aşiretinin lideri Abdülkadir Ağa, geçmişte kızları dışarı vermediklerini söylüyor. Ancak artık hem dışarı kız veriliyor hem de dışardan kız alınabiliyor. İki kızını Suriye’ye gelin veren Abdülkadir Ağa, oradan gelin almayı da istiyor.

Abdülkadir Ağa siyaset dünyasının da aktif bir üyesi. Politikayla tanışması Milli Selamet Partisi lideri Necmettin Erbakan’ın partisinden 1977-80’de milletvekili seçilmesi ile başlar. Yakın dostu olan Erbakan, Abdülkadir Ağa’yı bu dönemde sık sık ziyaret eder. Kikan aşiretine ağalık beratını ise 5. Mehmet Reşat verir. Aile, Balkan Harbi’nde gösterdiği başarılardan dolayı bu ünvanı kazanmış.

Biz bir aileyiz artık

Mardin-Kızıltepe’deki büyük aşiretlerden bir diğeri de İzol aşireti kökenli ‘Türk’ ailesi. Türk ailesi Kasr-ı Kanco adında büyük bir binada yaşıyor. Dede Hüseyin Kanco tarafından kurulan 150 yıllık Kasr-ı Kanco, saldırılardan korunmak amacıyla kale ev tarzında inşaa edilmiş. Ailenin bugünkü lideri 57 yaşındaki Ahmet Türk, Hamidiye Alayları’ndan günümüze kadar uzanan bir hikayesi olan Kasr-ı Kanco’da yaşıyor. 10 yaşında babası Hacı Sinan Türk’ü kaybeden Ahmet Türk’ün yaşamı gurbette geçer.

 

Dip dalga değişime zorluyor

10 ay önce de kendi ifadesi ile ‘nefes aldığı yer’e yani Kasr-ı Kanco’ya, doğduğu yere geri döner. Burada kendini çocuklarına ve torunlarına veren Ahmet Türk, boş vakitlerinde 30 bin dönümlük pamuk ve mısır tarlalarını geziyor, kitap okuyor. En büyük zevki ise satranç oynamak. Ahmet Türk, kökeni İzollara dayanan aşireti ‘aile’ olarak niteliyor.

Türkiye’deki aşiret gerçeği, sosyalleşme ve kentleşmenin bir sonucu olarak bugün derinden derine bir değişim süreci içinde. Kadınlar, aşiret dışından evlenebiliyor, kendilerine miras hakkı tanınıyor, eğitimin artmasıyla birlikte yeni nesil kendini daha rahat ifade edebiliyor. Hasılı, aşiret yapısı kabuk değiştiriyor.

http://www.aksiyon.com.tr/detaylar.do?load=detay&link=15222

 

 

 

 

İZOLU MÜDAFA-İ Hukuk Cemiyeti

Kurulan cemiyetin başını, aşiret reisi İZOLU’lu Hacı Kaya Ağa (Elazığ Kadıköy) idi. Topladığı asker, silah ve maddî destekle Maraş’ın düşman işgalinden kurtarılması için büyük mücadele vermiş ve Mustafa Kemal’den teşekkür mektubu almıştır. İşte mektubun örneği:

“Şifre: Malatya’da Topçu Kumandanı Münir Bey’e: C. 13. 2. 36 İzoli Müdafai Hukuk Cemiyeti ve Aşiret Reisi Hacı Kaya Bey ve hissiyat-ı vatanperveranesine teşekkür ederiz. Kahramanmaraşlı kardeşlerimizin imdatlarını şitap eden kuva-i mîlliyenin tahlisi için icap eden ihzârâta devam edilmekle beraber mensup olduğumuz heyet-i merkeziye ile de irtibat tesis buyrulması rica olunur. 16 Şubat 36 (1920)

Heyet-i Temsiliye Namına Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (Atatürk) ile Hacı Kaya, Sebâti Ağa ileriki günlerde ayrıca mektuplaşmışlar. Hattâ Maraş’ta Fransızların Besni ve Pazarcık kuvvetlerini imha etme durumunda oldukları bir zamanda İZOLU milisleri imdatlarına yetişip kurtarmışlardı.…

 

ALINTIDIR

 

Malatya ile Elazığ arasında (ortasından Fırat Nehri geçen) iki taraflı 30-40 köyü kapsayan, büyük İzolu Bölgesinin, Elazığ kesiminde, Elazığ’ın Baskil ilçesine bağlı Kadı köyünde: Babası Ali Ağa ve annesi Beyaz Hanımefendinin çocukları olarak 1876 yılında dünyaya gelmiştir.Babası Ali Ağa (O şaşaalı, debdebeli, bir o kadar da kritik dönemde) büyük İzolu Aşiretinin reisidir. Genç yaşta vefat etmiştir. Hacı Kaya’yı (Riyasete geçen) amcası Ahmet Ağa büyük bir itina ve kısmi bir tahsil, yanında özel olarak okutmuştur. Çocuk yaşlarında bililtizam mahkemelere dahi sokarak deneyim kazandırmış ve pişirerek istikbale hazırlamıştır. Şahsi kabiliyeti, dehası ve deneyimi ile idari, içtimai ve siyasi sahalarda kendini tam göstermiş ki bu duruma geldiğini görüp inanan, ailesi ve çevresi Aşiret Reisi olarak başa getirmişlerdir.

Hacı Kaya teyzesi kızı Emine Hanımefendi ile evlenmiş olup 3 kız (Emiş – Raziye – Rabia) ve 2 erkek (Haydar – Mehmet) 5 evlat sahibi olmuştur.

SİYASİ HAYATINDAN KESİTLER VE MENKİBELER:

Genç yaşında kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti vasıtasıyla çok hizmetler vermiştir.

Milli Mücadeledeki ilk büyük hareketi (Atatürk) Mustafa Kemal ile başlar. Mustafa Kemal olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında ilk telgrafını çeker, “Tüm şark vilayetleri olarak arkanızdayız” der (Telgraf metniyle aldığı cevap da dosyasındadır).

Ülkenin o menhus günlerden kurtulması için yörede her ferdin harekete geçmesini, teşvik, telkin ve tedbir teşebbüsleri ile çalışıp iyi neticeler almaktadır.

Yine Elazığ’da Müdafaa’yı Hukuk Cemiyetini kurar ve hemen akabinde merkezi Malatya olarak İzolu Müdafaa’yı Hukuk Cemiyetini kurar. Bir yandan da doğu vilayetleri ile ve de güneyde Kahramanmaraş ve Urfa vilayetleri ileri gelenleri ile teşrik-i mesai edip birlikte (güçleriyle) mücadele eder. Bu sırada Mustafa Kemal’e çektiği telgraftaki şu cümle çok calib-i dikkatle manidardır. “Yaşamak için Ölmeye karar verdik”. Tel metni ile cevap dosyadadır.

Erzurum’da akdedilen meşhur Erzurum Kongresi’ne iştirak etmiştir.

O felaket ve yoksulluk günlerinde, Elazığ’dan-Erzurum’a vilayet emrine bir hayli yiyecek, içecek ve giyecek temin edip göndermiştir. Erzurum Valiliğinin (miktarda belirtilen) alındı teşekkür yazıları dahi dosyada mevcuttur.

Sivas Kongresi’ne bizzat gitmiş olup, giderken de Elazığ’da Osmanlı kasalarına el koyup, 30’000 altın lira (parasız mücadele edilmez diye) Sivas’ta Mustafa Kemal’e yetiştirmiştir. (Bu hususu Dr. Mutemit Yazıcı’nın 08-07-1962 tarihli Turan Gazetesinde ve de Ziya Çarsancaklı’nın Dert Yumağı kitaplarında görebilirsiniz).

İstiklal Harbini müteakip İzmir’de akdedilen Büyük İktisat Kongresi’ne ismen çağrıldığından iştirak etmiş olup, bu kongre kararı gereğince kendisine milletçe armağan edilen Köşk, Konak ve arazileri “Ben vazifemi yaptım” diyerek bütün ısrarlara rağmen kabul etmemiştir.

ŞEYH SAİT İSYANI (gelişmeler):

(Mahalli tarihimizdeki önemi bakımından bu bölümü biraz açmak gerekiyor.)

Din uğruna hazırlandığı söylenen isyan, mutasavver zamanından evvel, 15-Şubat-1925 günü öğlene doğru Piran’da patlak verdi. Bu sırada Şeyh Sait, Hacı Kaya ile Said-i Nursi’ye kuvvetleriyle kendilerine katılmaları için birer mektup yazdı ise de ikisinden de ret cevabı aldı. Asi güçler ilerliyor, Elazığ cephesine yürüyen Şeyh Şerif Elazığ’a girmek üzereyken (Askeri güç yok), Elazığ Valisi Hilmi Bey esir olmamak için (kaçarken (11) on bir yaşında bir çocuğu da başından vurarak) Malatya’ya kaçıyor. Asilerin komutanı Şeyh Şerif gelip Valinin makamına oturuyor. Bir gün sonra başta Hacı Kaya olmak üzere (Çöteli Asım Bey, Çarsancaklı Bedri Bey, İzzet Koçak Bey, Beyzade Mehmet Nuri Bey) bu beş kişiyi Valilik makamına istiyor. Diyor ki: “Ben Ankara’ya hareket etmek mecburiyetindeyim, sizlerden birinizi aranızda vali seçiniz”. (Beyler imtina ediyorlar, ret ediyorlar) Bunun üzerine diyor ki: “Sizler kabul etmez iseniz, o zaman ben kendi adamlarımdan birini vali tayin eder giderim, düşününüz”.

Hacı Kaya ile Asım Bey diyorlar ki: “Beyler iş değişti, sonu fecaat olur ve kabul edip aralarından Müftü Mehmet Nuri Beyi vali seçiyorlar (Bazı kaynaklar Atatürk’ün emri ile vali tayin edilmiştir diyor. Bu fevkalade yanlıştır. Atatürk, Padişahın iki dönem mebusluğunu yapan bir Nakşi bendi Tarikatı şeyhini vali yapar mı?).

Bu güne kadar Vali Hilmi Bey’in çete teşkiline müsaade etmediği için savunmasız, tedbirsiz ve teşvikçisiz kalınmıştı. Bir kaos yaşandı, tam bu sırada Diyarbakır’dan gelen Küçük Nurettin Paşa’nın emriyle Çarsançaklı Bedri ve Yümnü Beylerin Çarsancak’dan getirttikleri -500- beş yüz kişilik silahlı muharip çete (Bu tarihte şehir halkı sokak savaşı vererek asileri şehir dışına çıkarmışlardı) ile bunların geri dönmelerini önlemekle beraber, ta Mastar Dağı’na kadar sürüp götürdüler ve Mastar Dağı’nda günlerce (Ta ki askeri güç gelinceye kadar) iki haftadan fazla bir zaman müsademe ve çatışmada bulundular. İşte günlerce cephedeki kuvvetlerin günlük yemeğini (karavana) gayet muntazam olarak (Bir Devlet hizmeti gibi) Hacı Kaya kurduğu teşkilatla karşılamıştır. Sonrası:

HACI KAYA ve İSTİKLAL MAHKEMESİ:

Elazığ’da kurulan: Mazhar Müfit, Avni Doğan, Süreyya Örgeevren, Ali Saib ve Lütfi Müfit’ten oluşan İstiklal Mahkemesinde suçlular ve zanlılar yanında güç sahibi kimseleri (masumları) de (sindirme ve bir siyasi tedbir mülahazasıyla ) sorguladıkları bilinmektedir. Başta Hacı Kaya olmak üzere muhakeme edenler de muhakeme edilenler de farkında idiler. (Tutuksuzlardı). Netice tabii berat, ancak:

Hacı Kaya’ya soru:
İstiklal mahkemesi reisi Mazhar Müfit Bey, ani bir soru yöneltiyor.
Hacı Kaya’ya:
-Kürt müsün – Türk müsün?
-Ben Türk’ün Kürdüyüm.
İşte verdiği bu cevapla Türk Milleti ve Milliyetçiliğinin bölünmez bölümü ve savunucusu olduğunu veciz bir cümle ile bıçak gibi kesmiştir.

HACI KAYA’NIN LONDRA’YA TELGRAFI:

Hain İngiliz casusu Novel’ın (ve dış baskıların) bölücü çalışmaları ile bir kısım Türk –Kürt liderleri de Londra Konferansına çağrılmışlardı. Bu bölücü güçlerin oyunlarına gelmeyerek (Hacı Kaya’nın, aşiret reislerini toplayıp, tertip ve tensibiyle) aşağıdaki telgrafı çekmişlerdir.

“Kürtler küçük lokmanın çok kolay yutulacağını gününden çok önce anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak düşüncesinde bulunanları Kürtler kendi milletinden saymazlar. Kürtlerin kaderi Türklerin kaderi ile birdir. Biz Kürtler Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinden başka kurtarıcı beklemediğimiz gibi, Misak-ı Milliye göre barış yapılmasını sağlamak için bütün varlığımızla hükümetimize yardımcı olacağımıza, T. B. M. M. Hükümeti içinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak görüldüğünü hiçbir zaman işitmek istemediğimizi bildirir, başarılar diler, saygılarımızı sunarız.

İZOLU AŞİRET REİSİ ALUÇLU AŞİRET REİSİ BARİÇKİN AŞİRET REİSİ
HACI KAYA MEHMET HALİL

BÜKLER AŞİRET REİSİ ÇÖRÇİ AŞİRET REİSİ ZEYVE AŞİRET REİSİ
HÜSEYİN MEHMET HÜSEYİN

Din Alimlerinden: Bekir Sıtkı – Halil – Hafız Mehmet – Avni – İzdilli Fehmi – Hüseyin Nail – Bulutlu İbrahim – Sadık – Zebunlu Halil.

(Hepsinin imzalarıyla)

HACI KAYA’NIN SADAKAT ve GÜCÜNÜ GÖSTEREN TARİHİ İKİ KAYIT:

1.Kazım Karabekir Paşa’nın “İstiklal Harbimiz”
2.Atatürk’ün “Nutuk” isimli eserlerinden.

1. Şüphe edilmeyen milliyetçiliği ve Cumhuriyetçiliği gibi maiyetindeki müselleh gücü de çok yüksek olan Hacı Kaya için bakınız Kazım Karabekir Paşa (İstiklal Harbimiz isimli kitabında) Mustafa Kemal Paşa’ya, Hacı Kaya’yı prezante ve tavsiye ettiği yazılarında (Sa:229 – Tarih:14-04-1335) diyor ki: Elaziz ile Malatya arasında kain İzoli aşairi Reisi Hacı Kaya’nın pek fedakar ve hamiyetperver bir zat olduğunu buradaki meteallikatından bazı zevat haber verdi. Malatya’dan firar eden hainlerin vaziyeti hazırasına ve lüzumu tenkillerine dair kendisinin ve bunun gibi Diayanet ve hamiyetle müştehir Vatanperver Rüesanın biletraf ve süratle haberdar ve vahdeti amal uğrunda istifade bahş olacağına şüphe yoktur. Bu baptaki tedabiri müttehizeden haberdar edilirsem pek müteşekkir kalırım.

2. ATATÜRK’ÜN NUTUK isimli ESERLERİNDE:

Vali Ali Galib’in yakalanması için Hacı Kaya hakkında, Nutuk’ta yer alan yazılardan birinde: Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine (Nutuk Cilt:3 – Sa: 962. Vesika 67’nin son paragrafı) :
Buradaki süvari ve topçu alayları kumandanları da halk üzerinde iyi bir tesir bırakmaya muvaffak olamamışlardır. Hacı Kaya’nın üç bin silahlı çıkarabilecek bir aşiret reisi olduğu ve aşiret efradı civar Kürtlerin en saf ve cesurlarından bulunduğu anlaşılmıştır. Hacı Kaya ve Hacı Bedir Ağalardan murahhas olarak davet buyurulacak olursa zaten diğerlerine nispeten sakin ve merbut bulunan bu havali Kürtlerinin pek ziyade memnun edilmiş olacağı maruzdur.

İşte yukarıdaki yazılardan Hacı Kaya’nın itibarı, milliyetperverliği ve gücü anlaşılmaktadır.
SÜRGÜN KARARI:

Yukarıda teferruata girmeden, özlü açıkladığımız (Dosya dolusu Mustafa Kemal imzalı mektuplar, telgraflar ve de Sivas Kongresinden çekilmiş yine Mustafa Kemal imzalı teşekkür telgrafı gibi önemli vesikalarla taltif edilen, hazinenin sahibi) Hacı Kaya’ya İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Bey’in şu tebligatıyla sürgün kararı tefhim ediliyor. (Altı kişiye :1-Hacı Kaya, 2-Yümnü Kulu, 3-Bedri Çarsancaklı, 4-Haşim Karacimşit, 5-Halil Bulut, 6-Jandarmadan Emekli Mehmet Ağar). Tebligat Aynen Şöyle: Reis Mazhar Müfit Bey:

– Beyler, sizlerin yapmış olduğunuz hizmetler bizlerce malum ve müsellem. Biliniz ki karar bizim değildir. Merkez-i Hükümetindir. Erbab-ı nüfuzu, Mıntıka-i nüfuzundan uzaklaştıracağız. Üzgünüz. Bir ay hazırlık dönemi veriyoruz, gidip hazırlığınızı yapınız.

İçlerinden sadece Bedri Bey diyor ki, asilerin ruhunu şad etmiş olursunuz. Huzurundan çıkıyorlar, bir ay zarfında da hazırlıklarını görüyorlar (Artık yol görünüyor).

SÜRGÜN:

Üstü tenteli bir kamyonla ve bindikleri kamyon ile muhafız görevlinin masrafları da sürülenlere ait olmak üzere, bir polis memuru nezaretinde, 02-Temmuz-1926 günü Elazığ’dan yola çıkıyorlar. Hanlarda konaklaya konaklayarak Sivas üzerinden ikamet mahalli olacak Afyonkarahisar’a varıyorlar. İki ay kadar ancak kalabilmişken, sıhhatleri çok bozuluyor, (bilhassa haşhaş yağından). Konya’ya nakilleri için müracaat ediyorlar. Kabul ediliyor, üç ay sonra Konya’ya gidiyorlar. Hacı Kaya Bedri Bey’le bir evde oturuyor. Şehir dışına çıkmaları yasak. Şehir içinde de sadece istasyona kadar gidip gelebilirler. Tabii ki her gün karakol’a (imzaya) isbat-ı vücuda gidip geliyorlar. Bu kısıtlı hayat iki yıl on aya kadar sürüyor. Neticede, Umum Af meyanında bu beyler de memleketlerine (Elazığ’a) dönüyorlar. (İşte her zaman ve har yerde Hacı Kaya’nın manevi hazine denecek dosyası yanındadır.) Ne var ki: Sürgünde bulunduğu sürece Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile muhaberat kesiktir. Ne aradı ve ne de arandı.

DÖNÜŞ ve SONRASI:

Hacı Kaya Elazığ’a dönüşünde mütevazı bir ev kiralayıp oturuyor. Kadıköy’deki arazisinden gelen geliri pek tatminkar değildir, geçinmesi zor. Fakat o yaratılışa sahip ki (Kan tükürse kızılcık şurubudur der, aç gezse tok sallanır.) onuru her şeyin üstündedir. Çocukluğundan beri hiç değişmeyen Milis kıyafeti ile meşhur çizmesi üzerinde, eli arkasında, gayet vakur ve ciddi tavrıyla Elazığ Valiliği, umum Devlet erkanı ve bilhassa tüm tanıyanları nezdinde, bir vatan kurtarıcısı edasıyla itibar görüp gezerdi. (o tarihte yaptığı bütün hizmetleri herkes tarafından bilinirdi, henüz unutulmamıştı.) Şevki’nin Kıraathanesi adeta bir elit ve bilginler muhalifi idi. Hacı Kaya ekser oraya gelir, çoğunlukla tek oturur, gelenler saygı ve hürmet gösterirlerdi. (beden yapısı; 1,90 boylarında, müheykel bir insandı.)
ATATÜRK’ÜN GÖSTERDİĞİ VEFA:

Artık Cumhuriyet kökleşmiş, Mustafa Kemal Paşa Atatürk unvanıyla Çankaya köşkündedir. Türk Ulusunun demokrasiye Laik bir tarz-ı idare teessüsü için Cumhuriyet Halk Partisini kurmuştur. Bu sırada, Hacı Kaya’yı tanıyanlardan ve hizmetlerini de yakinen bilenlerden biri olarak, Elazığ’a C. H. P. Müfettişi sıfatıyla görevli gönderilen Memduh Şevket Esendal, zamanın Elazığ valisi ile birkaç defa Hacı Kaya ile görüşürler. Durumunu ne kadar gizlerse gizlesin, (zamanında teklif edilen koca bir servet denecek vüsatteki malı, mülkü elinin tersiyle iten) hiçbir maddi çıkar ve paye gözetmeyen bu müstesna insanın gerçek maddi durumunu, müzayaka içinde olduğunu bittahkik anlarlar, parti merkezine bildirirler. Az bir zaman sonra Atatürk bizzat Hacı Kaya’yı Çankaya’ya çağırtıp götürür. İlk teklifi dilediği bölgeden (Mebus) Milletvekili olmasıdır, teklif adeta emir mahiyetindedir. Hacı Kaya her zamanki samimi ve ciddi tavrıyla: -ben vatani görevimi yaptım, diye nazikane geri çevirirler. Ata’nın çağrı ve teklifleri bir iki defa daha tevali eder ise de, her seferinde cevap aynıdır.

ATATÜRK’E BASİT ve AÇIK CEVAP:

(yukarıdaki ilk konuşmaları arasında geçiyor.)

ATA: -Hacı Bey, yapacağınız hizmetin tezyidi ve tevsii için huzurlu çalışmanız elzem.
HACI: -Paşam bendeniz müteşekkir ve minnettarım. Ancak, dolduramayacağım koltuğa oturamam, haddimi bilirim.
ATA: -Hacı Bey siz fazlasıyla layıksınız.
HACI: -Paşam, bizde (köylerde) harman vardır bilir misiniz?
ATA: -Bilirim. Çok iyi bilirim.
HACI: -İşte Paşam, o harmandaki sapları ezmek için (affedersiniz) hayvanların koşum arkasına takılan, alt tarafı kesici taşlar doldurulmuş düven (bizde gem derler).
ATA: -Onu da bilirim.
HACI: -O gemin üstünde küçük kürsü bulunur. O kürsüye oturarak (daire çizercesine) hayvanları sürüp sapı ezerler.
ATA: -Ben de çocukluğumda binmiştim.
HACI: -Evet Paşam, işte o kürsülerden bazen düşerler, tekrar kalkar binerler, alçaktan düştükleri için bir tarafları incinmez, paşamız mazur görsünler.
Bu konuşmaya (aralıklı kapıdan) kulak misafiri olan, kalem mahsus müdürü, Hacı Kaya huzurdan çıkınca Hacı Bey lütfen veriniz. Elinizi öpeyim.
HACI: -Estağfurullah, bende öpülecek el yok oğlum.
Müdür:-Ne diyorsun Hacı Bey, ekabiran günlerce kuyrukta bekliyor böyle bir teveccühle kabul görsün. Atatürk’ün teklifini nazikane (haddim değil deyip) geri çevireni hayatta ilk defa sizi görüyorum.

ATATÜRK SORUYOR.

(Bu soru ikinci bir kabulde oluyor.)
Bilindiği gibi (fotoğraflarda görüldüğü üzere) Hacı Kaya çocukluğundan beri hep milis kıyafeti giyinmiştir. Değişmeyen bu kıyafeti ile Atatürk’ün huzurunda bulunurken bir soru:
ATA: -Hacı bu kıyafeti Stalinden mi aldın?
HACI: -Hayır Paşam, o benden almıştır.
Bu cevap Atatürk’ün çok hoşuna gitmiştir.

ATATÜRK’LE SON GÖRÜŞMESİ:

Atatürk’ün 1938 yılında vefatından önceki son seyahati Elazığ’a olmuştu.
Halkevi binasında verilen yemeğe (Elaziz – Pertek arası betonarme köprü açılışını yapıp biraz geç gelmesi ile) geç geldi.
Daima beraberinde gezdirdiği malum zevatı sofrasına alırdı ki yine öyle oldu. Ancak bir müddet sonra yalnız Hacı Kaya’yı çağırıp kısa bir müddet görüştüler (başkası yok). İşte bu görüşme Atatürk’le Hacı Kaya’nın son görüşüp konuşması oldu.

KERPİÇ EV ve KADROLU TAYİN:

(Elazığ’da görevli) C.H.P. müfettişi Memduh Şevket Esendal, Hacı Kaya ile sık sık buluşur, görüşürler. Ve nihayet bir gün Hacı Kaya’yı ikna edip Nafıa Bakanlığı’nın emriyle, Elazığ Nafıa Müdürlüğünde sürbeyan kadrosuyla İŞ’e başlatır. Hatta bir ara Devlet Demir Yolları, yol yapımında (Malatya civarında) çalışanlara nezaret etmiştir. Ve yine aynı aylar içinde ((Belki de Merkezin işaretiyle bilmiyoruz.)) Memduh Şevket Esendal kendi parasıyla, iki katlı kerpiç bir ev alıp tapusunu da Hacı Kaya adına yaptırıp hediye etmiştir. İşte Hacı Kaya ömrünün sonuna kadar maaşını da alıp bu evde oturmuştur. Fazlasıyla hak ettiği bu mükâfatın süresiz devamı (belki de atatürk’ün arzusu ve vefası istikametinde) hizmetlerinin çok geç de olsa mükâfatıdır diye (hakkın yardımı olarak) akla geliyor. Bu müddet ne kadardır biliyor musunuz? 86 yaşında olarak, Akliye Hastanesinde, son nefesini verip, hakka vuslatına kadar. (Allah (c.c.) rahmet eyleye).

ŞÖYLE Kİ:

1938’de Atatürk’ün vefatıyla T.B.M.M. 2. Cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönö’yü seçti. O tarihten itibaren Çankaya’ya çıkan İnönü dahi Hacı Kaya’yı isteyip görüştü ve milletvekilliği teklif etti. Ancak Atatürk’e verdiği cevabı tekrarlayıp, kabul etmemiştir.

Devrin müntahib-i sani usulü seçimlerinde, Elazığ milletvekili aday listelerini Hacı Kaya tespit edip merkeze bildirir ve tabiatıyla milletvekili olurlardı.
İSMET İNÖNÜ, iktidarı boyunca (yani 1950’ye kadar) Hacı Kaya’nın Sürbeyan kadrosuyla işini ve maaşını devam ettiriyor.

14-Mayıs-1950’de yapılan genel seçimle iktidara gelen Demokrat Parti Hükümeti (Mendres Hükümeti) de Hacı Kaya’nın aynı kadroda işi ve maaşını devam ettiriyor, ta ki 27-Mayıs-1960 Askeri ihtilali ile gidinceye kadar.
Mezkur tarihte ihtilal yapıp idareye el koyan, askeri idare de ne hikmetse Hacı Kaya’ya ilişmeyip, aynı durumu devam ettirdiler. Ta ki 1962 yılında, Akliye Hastanesinde vefat edinceye kadar.

HACI KAYA HAKKINDA :(1)

Dr. Haluk Nurbaki, Milli mücadeleyi konu alan eserinin bir yerinde, doğu bölgesinin (o talihsiz günlerinde) Üniter yapısının muhafazası ve bölünmemesinin başlıca amili Hacı Kaya ile Said-İ Nursi olmuştur diyor. (Said-İ Nursi de her milli meselede her meşakkatli ve dağdağalı günlerde daima devletin yanında olmuştur). milletçe verilen mücadelelerde aralarından bir baş çıkması gerekmektedir. Müreffeh ve geniş günlerde (masal gibi gelen) büyük hizmetler unutulmamalıdır. Gidenlerin kalanlardan beklediği sadece ruhlarının incitilmemesidir. Bu da bizim içindir.

HACI KAYA HAKKINDA: (2)

Adnan Menderes başbakan olarak Elazığ’a ilk gelişinde Hacı Kaya ile görüşmüştü. Fakat bu hususu yazmadan geçemeyeceğim. Menderes ile gelen gazetecilerden Ahmet Emin Yalman ‘nın Hacı Kaya ile uzun uzadıya görüşüp konuştuktan sonra, yüksek tirajlı Vatan Gazetesi’nin tam olarak bir sayfasını yaptığı mülakata ayırmasıdır. ((Harput’a-Elazığ’a gidip de Hacı Kaya ile görüşmeyenler, Elazığ’ı gördüm demesinler.)) diye büyük puntolarla başlık atmasıydı. Diğer devlet adamları gibi, İstiklal Mahkemesine Elazığ’a celbedilen : Nadir Nadi, Ziyade bu Ziya, Hüseyin Yalçın, Y. Kadri Karaosmanoğlu, A. Emin Yalman v.s. bir çok mütebahir gazetecilerde Hacı Kaya’nın dostu ve hayranı idiler. Acaba neden?

SÖZLERİNDEN:

(Ciltler dolduracak sözlerinden bir iki tane alalım.)

MÜLKİYE MÜFETTİŞİNE CEVABI:

Bir tarihte Elazığ’a gayet geniş salahiyetiyle gelen Mülkiye Müfettişi de her devlet adamı gibi Hacı Kaya’yı ziyaret eder. Biraz sohbetten sonra sorar:
– Hacı Bey valinizden memnun musunuz?
– Valla beyefendi, biz 20 senedir valisiz idare edilmeye alıştık.

PARTİYE GİRMEMESİ:

Elazığ’da Ekabiran ve bazı gazeteciler soruyorlar: Sizi herkes bekliyor Hacı Bey niye bir partiye girmiyorsunuz?
Cevap: – Dört kitap da haktır ama en doğrusu benim kitabımdır.

ÜZÜNTÜSÜ:

Hacı Kaya bütün hizmet ve deneyimleri ile son zamanlarında da topluma bir şeyler vermeye çalıştığı ve fakat sonuçta hayal kırıklığına uğraması, insanımızın haset ve çekememezliğinden diye çok müteessir oluyordu ve üzüntüsünü daima şöyle dile getiriyordu:
– Bu memlekette (Elazığ’da) 3 kişi bir araya gelse yapamayacağı hiç bir iş yoktur. maalesef ben 80 sene çalıştım 2 kişiyi bile bir araya getiremedim.
Şimdi: 12-02-2007 tarihinde, İstanbul-Akgün Otel’de, Elazığ vilayetince düzenlenip, İstanbul Elazığlılar Vakfı’nca organize edilen (Elazığ Buluşuyor 2007) muhteşem gecede ben de (Ziya Çarsancaklı) bulundum, yanımdaki arkadaşımın kulağına yavaşça, Hacı Kaya’nın ruhuna ayan olsun, rahat uyusun dedim (Belki aramızdadır ya). Müftehirim.

KERAMETTEN ÜSTÜN FERASET:

Yıl 1959, Hacı Kaya Hastanede (ziyaretçisi epeyce azalmıştır) (Ben D.P. İl İdare Kurulu Azası ve Elazığ İli Daimi encümen azasıyım). Her 10-15 günde bir beni çağırttırır, vilayetimizin idari, siyasi ve genel durumu hakkında malumat alırdı, bazen de fikir ve görüşlerini açıklardı. Şimdi unutamayacağım ve kerametten üstün bir ferasetini size arz edeyim. Sohbetlerindeki mevzu, eski sadrazamlar, nazırlar ve zamanımızın hükümet ve devlet adamlarıydı. Aynen şunları söyledi. (Dert yumağı kitabımın 81. sayfasına da yazmıştım):

– Benim oğlum, bu güne kadar Adnan Menderes gibi bir başvekil ne gelmiştir ve ne de gelir, ama bunu yaşatmazlar, asarlar benim oğlum asarlar. (maalesef söylediği oldu ve Türk tarihine bir kara leke gibi düştü. Yaşım 82, unutamıyorum, utanıyorum).

SON DÖNEMİ:

Hacı Kaya 1959 yılında, evinin kapısı önünde, ayağı sürçüp kalçası üzerine düşüyor, (nasıl olduğuna kendisi de hayret etmişti) kalça kemiği kırılıyor, (bazı kayıtlarda Malatya yolunda trafik kazasında olmuştur diyor sada kat’i surette asılsız ve yanlıştır.) Bu satırların yazarı olan ben her zaman (aile olarak ilgiliydik) derhal hastaneye kaldırılıyor, kemik erimesi had safhada ve de yaş bir hayli ileri, ameliyat imkansız.

O zaman akliye hastanesi baş hekimi (tarihi zatın dostu ve mukaddiri ) Dr. Mutemit Yazıcı Beyefendi, kendi hastanesinde, ikinci katta müstakil, 2 oda, mutfak ve balkonlu bir daire ile bir hemşire, bir hastabakıcı ve bir müstahdem münhasıran Hacı Kaya’ya tahsis edip ilk günkü ilgi ve ihtimamı artarak, tam üç sene devam ettirerek, misafir ediyor. Bu âlicenaplılığı: Atatürk-Cumhuriyet ve Elazığlılar adına bir vefa borcu olarak esirgememiştir. (Onu da burada Elazığlılar adına minnet, şükran ve rahmetle anıyorum.)

Hak’ka Vuslat günü gelmişti. Başı ucunda (4 kişi) Dr. Mutemit Yazıcı, Bedri Çarsancaklı, Kazım Ağel Hz.leri ve bendeniz bulunuyorduk. Saat (11,20) on bir yirmide, bu fena alemden Beka alemine göçtü. (Baş ucunda duran Dr. Mutemit Bey, (bir tarih göçtü manasına) koca Hacı Kaya diyerek noktaladı). (ALLAH (c.c.) rahmet eyleye).

CENAZE MERASİMİ ve DEFİN:

07-06-1962 günü saat 11:20’de vefat eden Hacı Kaay’nın naaşı o gün şehit olan 2 askerimizin naşı ile birlikte ve askeri bando eşliğinde Türk Bayrağına sarılı tabutu, binlerce Elazığlı ve Malatya’dan gelen insanlarımızın elleri üstünde, 08-06-1962 günü, Harput’ta İmam Efendi Hz.lerinin türbesi civarında ebedi istirahatgahına, rahmet-i ilahi ve aguşu resulullah’a tevdi edildi. (ruhu şad olsun).
(O gün bir tarihi gömdük – bugün unuttuk)

BEN DE DERİM Kİ:

Sözü burada bitirirken: Hacı Kaya’nın feragat ve fedakârlıklarla geçen gerçek hayatını, Hikaye olarak okuyup, dinleyecek günümüz siyasetçilerine ithaf ediyorum.
Zira: ibret’teki önem, verene rahatlık alana fazilet verir.

SON SÖZ (DİLEK VE BEKLENTİ):

“Elazığ’da Tarih Avazı” Başlıklı, bununla 10 sayfalık Hacı Kaya hakkındaki yazımın 1. sayfasının 3. paragrafında, bu metnin çığır açmak niteliğinde, gayet muhtasar ((ilgililere nazikane ikaz ve dürtü mahiyetinde )) olarak kaleme alındığını ve aşağıda vereceğim isim ve adreslerden gerekli ve tatminkar bilgi ve belgelerin temin edilebileceğini, o hamiyetperver insanların ellerinden geldiğince siz müteşebbislere yardımcı olacaklarını demiştim. Hacı Kaya’nın dağlarda firar dolaştığı idbar günlerinden, Kongre’lere iştirak ve de sürgünde bulunduğu, daha sonra Çankaya’ya çağrılıp milletvekilliği teklifi ile teveccühe mazhar olduğu, çok invicaclı hayat dönemlerinde dahi, gözü gibi esirgeyip sakladığı, Mustafa Kemal imzasıyla dolu vesikaları havi (tarihi dosyasını); ta ki gözünü yumup, çocuklarından oğlu (şair) Haydar Duman’a, gönül rahatlığı içinde bırakıncaya kadar.

Oğlu Haydar Duman da Haydarpaşa Numune Hastanesinde İdare Müdürü iken vefat etmesiyle mezkur dosya eşi ve çocuklarına (Mehmet ve Kaya Duman’a) kaldı. Şu andaki durumu bizce meçhul. Ancak: Hacı Kaya’yı eser haline getirip yaşatmaya çalışan, Hacı Kaya’nın kardeşi torunu Sayın Şahin Duman beyefendi çok büyük emeklerle, dosyadaki bazı vesikaların fotokopilerini de almak suretiyle, çok geniş kapsamlı bir taslak hazırlamış durumdadır.

Bütün temennimiz bu kıymetli vesikalar bir tahribatın, bir kaybın kurbanı olmadan, (Elazığ – Harput) yakın tarihimizi gün ışığına çıkarıp, genç kuşaklarımıza o heyecanı bırakmak suretiyle milli mücadele ruhunu daima canlı tutmaktır.

Derim ki: Kimsenin bir çıkarı yok. Çıkar: Tarihi geçmişimizi yaşatmakla övünecek olan geleceğimizindir.

Dünlerde bir çok imkandan, bilhassa yazar çizer yetenekli bir kadrodan yoksun idik. Ama bugün şükür olsun, sadece Fırat Üniversitemizde değerli hocalarımız, Profesör, Doçent, Doç. yardımcıları gibi ve adedi binleri bulan aydın ve bilim adamlarımız var.

İstirham ediyorum: Sayın Şahin Duman Beyefendi ile temas kurar iseniz, onunla bütün imkanlara, gerektiğinde diğer yeğenlere ve mevcut vesikalara dahi ulaşıp, büyük ve yorucu bir emekle, matlup olunan mahsulü alırsınız.

Şunu itiraf edeyim ki elinizdeki şu 10 sayfalık sunum, küçük bir bölümden ibarettir.

Son Olarak: Müteşebbislere başarılar, Hacı Kaya ailesinden gidenlere rahmet, kalanlarına sağlıklı ömürler dilerim.

 

 

 

1560 osmanlı malatya haritası

 

 

 

1. İzollu Aşireti’nin Tarihçesi
İzollu Aşireti’nin kökeni ile ilgili bilgiler çok fazla ayrıntılı olmamakla birlikte elde
edilen bulgulardan önemli sonuçlara varmak mümkündür. M. Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve
Varto Tarihi” isimli eserinde İzollu Aşireti ile ilgili önemli bilgilere ulaşılmıştır. Eserde
Varto’nun yerli halklarını olarak bahsedilen Cibran, Lolan, Abdalan,ve Çerkesler isimli Türk
oymaklarıyla beraber adı geçen Hormek oymağının Şarik soy kütüğünde İzollu
Aşireti’nden de söz edilmiştir. Varto’nun Şarik köyünde ortaya çıkan sülale şeceresi
üzerinde, Selçuklu hükümdarı Sultan Alaaddin Keykubat ve Osmanlı padişahları Orhan
Gazi ile Murat Han’ın mühürlerinin bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Şecerenin belirttiğine
göre aralarında İzollu Aşireti’nin de bulunduğu 12 Türk aşireti, Selçuklular devrinde
Horasan’dan Erzincan’a, Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına gelmiştir. Bu şecerede İzollu
Aşireti’ nden şu şekilde bahsedilmektedir: “Abdullah min kabileti İzol, elmusamma üç ayak
bilakabı İki Bölük”. Yani geldikleri yer olan “Üç ayakta adlanan lakabı İki Bölük olan İzol
kabilesinden Abdullah ” denilmektedir. 137Yine bu eserden edindiğimiz bilgiye göre 15
Ağustos 1931’de Erzincan valisi Ali Kemal tarafından kaleme alınan Erzincan Tarihi’nde
Kalmamsır adlı bir Kürt veya Seyyidin, Horasan’dan gelip Dersim’in Kalmamsır
köyünde oturduğunu ve bu köyde kızını yanındaki hizmetçisi Şeyh Hasan adlı bir adama
verdiğin, Şeyh Hasan ile bu kızdan türeyen yaklaşık elli kadar aşiretten birinin de İzollu
Aşireti olduğu belirtilmiştir. Eserde bütün bu aşiretlerin Şeyh Hasanlı ve Dersimli olarak iki
şubeye ayrıldığı, aşiretlerin bir çoğununu Kürt birkaçının Emevi soyundan, bazılarının da
Seyyit olarak vasıflandırıldığı görülmektedir. Erzincan Tarihi’nde Hazollu olarak adı geçen
İzollu Aşireti, Ali-Kemali tarafından, Mazgirt civarında oturan bir Kürt aşireti olarak
nitelendirilmiştir. Ancak Fırat bu esere atıfta bulunarak İzollu Aşireti’nin direkt olarak
Horasan’dan geldiğini ve Dersim dağlarına sığındığını, bu durumunda Alaaddin Keykubat
137 FIRAT, M. Şerif; Doğu İlleri Ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., 5. Baskı, Ankara-
1983, s. 76-77.
55
tarafından Derviş Beyazi adlı bir zata verilen ve Şarikte ortaya çıkan secere ile
ispatlandığını ileri sürmektedir. Çünkü ona göre aralarında İzollu Aşireti’nin bulunduğu
elli kadar aşiretin Horasan’dan gelip Dersim dağlarına sığınan bir ev halkından türemesi
akla uygun değildir. Yani bu aşiretler Fırat’a göre Dersim dağlarında ortaya çıkmayıp
Horasan’dan birer aşiret olarak gelmişlerdir. Adı geçen şahıslar da Türk boylarından
birisinin başı olabilir. 138 Gerçekten de Fırat’ın yorumu akla daha uygun gelmektedir. Bu
aşiretlerin çeşitli dönemlerde Horasan’dan gelip Dersim dağlarına sığındıkları kabul edilebilir
bir görüştür.
Aşiretin kökeni ile ilgili olarak bir diğer kaynakta ise Edip Yavuz, İzollu Aşireti’nin
Hicri 1186 tarihinden öncede Urfa’da bulunana Milli Oymağı ile birlikte Urfa’da
bulunduğunu, daha sonraları bunlardan bir kolun Elazığ’a geldiğini ve Baskil’in İzol köyüne
adını verdikten sonra, Malatya’nın Besni Merkez ve Keysun bucaklarına yerleştiklerini
belirtmiştir. Günümüzde Besni Malatya il sınırları içerisinde olmayıp Adıyaman’a bağlıdır.
Edip Yavuz Erzincan Tarihi’nde Hazollu diye adlandırılan aynı oymağın bir bölümünün de
Diyarbakır-Siverek ve Elazığ–Malatya arasında yerleştiğini belirtmiştir. 139 İzollu Aşiretinin
kökeni ile ilgili olarak Orhan Türkdoğan ise, aşiretin kökenini, M.Şerif Fırat’ın Horsan’dan
gelen ve Harzem Türklerinden olduğunu belirttiği, Hormek kabilelesine bağlamaktadır. 140
Tapu ve Kadostro Genel Müdürlüğü arşivinde 142 numarada kayıtlı olan, miladi 1560
yılında yazılmış tahrir defterinde ise, Baskil’e bağlı İzollu köyünden bahsedilmektedir. O
dönemde Malatya livasına bağlı bir nahiye olan Baskil bugün Elazığ’a bağlıdır. Vergi
nüfusları ile ilgili bilgilerdin bulunduğu bu kaynaktan İzollu köyünde, 355 erkek ve 213
hanenin bulunduğu anlaşılmaktadır. 141
18.yy’da Osmanlı İmparatorluğu’nun konar-göçer unsurlara yönelik olarak yürüttüğü
iskan politikası çerçevesinde, İzollu Aşireti’nin de belirli bir yere iskanın yapılmaya
çalışıldığını görmekteyiz. Bu bilgileri içeren kayıtlarda İzollu Aşireti’nden, Erzurum’da
138 FIRAT, M. Şerif; A.g.e., s. 27-28.
139 RİŞVANOĞLU, Mahmut; Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, Boğaziçi Yay., 4. Baskı,İstanbul-1992, s.152.
140 TÜRKDOĞAN, Orhan;Güney Doğu Kimliği Aşiret-Kültür-İnsan, Alfa Yay., 2. Baskı, İstanbul-1998,s.61.
141 YİNANÇ. R-ELİBÜYÜK. M; Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Gazi Üniversitesi Yay.,
No: 31, Ankara-1983, s.110.
56
yaylayıp, Diyarbakır’da kışlayan, Malatya’nın Çobaş nahiyesinde sakin İzollu Aşireti olarak
bahsedilmektedir. Yine bu kayıtlardan İzollu Aşireti’nin 1719 yılında reayanın yollarını
kesip hayvanlarını ve mallarını gasp, hatta bazı kişileri katletmeleri sebebiyle Rakka’da
uygun bir yere iskan edilmeleri gerektiğinin emredildiğini öğrenmekteyiz. O dönemde
Rakka bu tip davranışlarda bulunan aşiretlerin sürgün edildiği yerlerden birisidir. İzollu
Aşireti 1766 yılında 1000 çadıra sahiptir. 142
Aşiret üyeleriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde aşiretin kökenine dair ayrıntılı
bilgiler elde edilememiştir. Genel olarak bildirildiği şekliyle kendilerinin, Urfa’dan
geldiklerine dair bir kanı hakimdir. Aşiret mensupları Urfa’da ve Adıyaman’da aşiretin
kollarının bulunduğunu ancak, onlarla herhangi bir temas halinde olmadıklarını, hatta bazı
aşiret üyelerinin belirtilen yerlerdeki nüfuzlu aşiret mensuplarının çeşitli konularda
kendilerine sahip çıkmadıklarını belirtmişlerdir.

 

 

Hazırlayan
Ahmet ÇETİNTAŞ YÜKSEK LİSANS TEZİ

Abdülhamit’in: AŞİRET MEKTEPLERİ

Osmanlı Devleti; gerek içersinde, gerekse dıştan esen sert cereyanlara karşın tedbir amacı ile bir çok projenin hayata geçirildiğini gördük… Bu projelerden en önemlisi ve ilginç olarak anılanı ise: Aşiret Mektepleridir.
Mektep 4 Ekim 1892’de, dönemin Maarif Nazırı Zühtü Paşa’nın da katıldığı bir törenle; Halep, Basra, Musul, Diyarbekir, Trablusgarp, Bingazi, Kudüs, Zor sancaklarından dörder, Yemen ve Hicaz vilayetlerinden beşer öğrencinin katılımıyla Akaretler’deki geçici yerinde eğitime başlanmıştır. Bu çocukların, kabiliyetli ve muteber ailelerin çocukları olması ve 12 ile 16 yaş arasından seçilmesi şart koşuldu. Bunlar, fevkalade bir ihtimamla yetiştirildiler. Daha sonraki senelerde sayıları arttırıldı. İki yıllık öğretim programı, daha sonra beş yıla çıkarıldı. Kur’an-ı kerim, fıkıh, ilmihal gibi din bilgileri yanında, zamanın fen bilgileri, Fransızca, Türkçe, coğrafya, tarih, edebiyat ve askerî dersler okutuldu.
Ancak Abdülhamit’in 1886’da Hicaz, Yemen, Trablusgarp’tan Harbiye Mektebi’ne getirdiği 48 öğrenci ile fiilen başlayan ve 1892’de resmiyet kazanan Aşiret Mektepleri uygulaması daha ileri boyut kazandı. Hamidiye Alayları’na asker veren Zilan aşireti reisi Eyüp paşa, diğer yandan 5. ve 6. Hamidiye Alayları komutanlarından Hasan ve Ali beyler Abdülhamit’e bir mektup yazarak kendi çocuklarının da okula kabul edilmesini isterler.

Bunlardan; Cibranlı 3, Haydaranlı 1, Şimşiki 2, Karapapak 2, İzollu 1aşiretinden öğrenci alınmaya başlanmıştır. 
Okulla yüklenilen misyonunda ve devlet politikasında: Arap aşiret çocukları için açılması vardı. 1902 yılında da Arnavut aşiretinden 20 öğrencide bu mektebe dahil edilecektir Böylece mektep, bütün aşiretlere hitap eder duruma geldi. Aşiret mektebinden mezun olan çocuklar, Harbiye ve Mülkiye mekteplerine gönderildiler. Bu mektepte yetişen aşiret çocukları, aşiretlerine döndükleri ve aşiret reisi olduklarında, içinden yetiştikleri halkın, Osmanlı Devletine sadakatini temin ettiler.
Aşiret Mektebi, II. Abdülhamit’in himayesinde kurulan Aşiret Mektepleri yatılıydı. Öğrencilerin bütün masrafları devletçe karşılandığı gibi, ayrıca her öğrenciye aylık veriliyordu. Aşiret Mektebine ilk yıllarda elli çocuk alındı ve 5. yıldan sonunda okulun mevcudu 250 ye çıkarılmıştır. Sınıf mevcudu 40 öğrenci olarak tespit edilmişti. Öğrencilerin aşiretlerin ‘itibarlı ve muhterem’ ailelerine mensup olmaları okula girmek için başlıca şartlardı.
Aşiret Mektepleri’nin nizamnamesi ve iki yıllık ders programı 8 Temmuz 1892’de, bir tezkere ile Sadrazam Cevad Paşa tarafından Abdülhamit’e sunuldu. Bu nizamnameye göre Aşiret Mektepleri’nin özellikleri şöyleydi: Beş yıllık devlet parasız-yatılı okuludur. Okula 12-16 yaşlarında zihnen ve bedenen sağlam aşiret çocukları alınacaktır. İlk yıl 50, diğer yıllar 40’ar talebe alınarak okul mevcudu 210 olacaktır. Talebelere ayda 30’ar kuruş maaş verilecektir. Mezun olacaklara, kendi aşiretlerine döndüklerinde, oralarda açılacak okullarda muallimlik veya diğer vazifelerde memuriyet verilecektir.

İlk iki yıl okutulacak dersler ise şunlardı:

Osmanlı’nın büyüklüğünü, yüceliğini ve şanını öğrenmeye yönelik bir ders (Kıraat-i azm-üş şan) . Osmanlı dil bilgisi ve imlası (Lisan-ı Osmani ve Kavaid ve imlası) . Arapça dil bilgisi, Arapça cümle çözümleme (Sarf ve Nahv-ı Arabi) . Dini esaslar ve ibadet yöntemleri (Akaid-i Diniye ve ilm-i hal) . Türkçe ve Arapça kitabet. Hesap. Coğrafya, Umumi tarih, Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi, İslam Hukuku (Fıkh-ı Şerif) , lüzumu kadar tıp, ziraat ve veterinerlik bilgileri.
Bu dersler uygulama safhasında zaman zaman değişikliğe uğramıştır. Öncelikle gelecek öğrencilerin seviyesi bilinmediğinden ilk üç yılın dersleri duruma göre belirlenmek üzere sabitlenmemiştir

 

Kervan Yollan. Eski Malatya’dan Çin­gene Hanı, Şahna Hanı, Sarıhacı Hanı, Kurttepe Hanı üzerinden Elbistan’a ula­şılır. Çingene Hanı, Yazı Hanı, Kömüş Ha­nı, Hekim Hanı. Kötünün Hanı ve Alaca Han üzerinden Sivas’a gidilir. Yazı Hanı’n-dan ayrılan yol Horum Hanı, Kara Han, Kızılca Han, Kantarmış Hanı ve Mirçinge Hanı üzerinden Divriği’ye ulaşır. Güneye doğru Sevserek’teki Çifte Han, Görk Hanı, Tepe Hanı, Çat Hanı ve Taşkale’deki Çifte Han üzerinden Kâhta’ya varılır. Doğu yö­nüne Yarımca Hanı, Şişman Hanı, Kömür Hanı üzerinden Harput’a gidilir. Bu men­zil hanlarından Kömür Hanı XVII. yüzyılın ikinci yarısında, diğerleri Osmanlı öncesi dönemlerinde yapılmıştır.

Kaynak: İslam tarihi Ansiklopedisin den alıntı

 

su altında kalan Kömür Han

 

Kömür Han a giden yol

 

 

Mehmet  FENDOĞLU nun yaptığı araştırmalara göre ise fendoların:’Fendolar kökeni ,1600 lü yıllarda  Baskil ve çevresi  yavuz sultan selim zamanında Osmanlıların eline geçmiş olup.Türk hakimiyetine girmesiyle  birlikte  Türkistan dan getirilen KONAR-GÖÇER türk grupları yerleştirilerek bölgeyi Türkleştirme-islamlaştırma ya yönelik bir iskan politikası uygulanmıştır. Bu vesile ile dedeleri orta Asyadan göç ederek Anadolu’ya gelen Fendozadeler  Osmanlı imparatorlugu’nun politikası politikaları gereiğ  ilk önce Erzurum ve havalisine yerleşir daha sonra Elazığ Kömürler’e getirilir. 1624 yılında  4.Murat tarafından  Kömürhan kurulur .O devirde köprü olmadığı için kömür ticareti yapan İzollu Aşireti ne bağlı fendozadeler Kömürhan dan kelektile geçerek  bugünkü Bulgurlu havzasına yerleşmiştir  köye de yalnız Caferler ve Malatya esrafı na ait topraklar  vardır.hazırlayan:uğur/2007

NOT:   Kaynaklar:

1) Malatya Tarihi s.289

2) Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1650: Doç.Dr.Refet İNANÇ,  Yrd.Dr.Mesut ELİBÜYÜK Gazi Ünv.Yayınları.

3) Saklanan Gerçek Kurmançlar ve Zazaların Kimliği cilt 1:Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU,Tanmak Yayınları.

4) Göçebe Alikan Aşireti/1969: İsmail BEŞİKÇİ

 5) Doğunun Son Efsanesi Hamido: Ahmet DİNÇ, Zaman Yayınları.

 6) Mehmet Fendoğlu’nun araştırmaları

 

 

İzol Aşireti ve Tarihi.
Öncelikle Altını çizerek başlılayım!

İzollular  Celaleddin Harzemşah’ın  ordusunun asli parçasıdır.  Ana yurtları Harzemşahlar imparatorluğu Sınırlarında idi, yani İran’ın Kuzey doğusundaki  Türkistan Horasan arasında.

1220 Tarihinde Dünyanın en vahşi milleti Olan  Moğol& Tatar istilası ve talanı başlayınca İzollular Muhammed Celaleddin Harzemşah komutasında 1-2 yıl mücadele edip savaştılar.

O günkü İslam devletleri olan Abbasi Halifeliği, Rum Selçukluları (Anadolu ) ve Eyyübi olarak bilinen Suriye’lilerle ittifak için yardım istendi.

Ne yazık ki beklenen düzeyde yardım gelmedi. Bunun üzerine Sultan Celaleddin Harzemşah Tebriz den Anadolu ya yani eski adıyla Diyar ı Rum’a girdi.

Celaleddin Harzemşah 1225- 1227 Yıllarında Tebriz’den Harput’ a kadar olan bölgeyi  fethetti.

İzollular da Önce Erzen-i Rum (Erzurum), Cebel-i Çur, Çewlik (Bingöl), Kızıl Kilise (Nazmiye) Dersim yakınlarındaki  Bağin kalesi  civarına yerleşmişlerdi.

“Bunun  Yani izolluların anadoludaki ilk yerleşimi “(1) yazılı belgesi 1232 lerde Anadolu Rum Hükümdarı Allaaddin Keykubat’ın da mührünün olduğu Şeceredir.  Rum Hükümdarı Allaaddin Keykubat Bağin kalesine gelerek civarındaki Harzem aşiretlerinden Moğollara karşı Tampon bölge oluşturmuştur. Bu konudaki belgeyi yayınlayan Yazılı kaynaklar dan biri,   (Bakınınz Doğu illeri ve Varto Tarihi 5,baskı sayfa 104   M.Şerif Fırat)

Bu döneme tarihi olarak bakarsak, OrtaAsya da ve Anadolu da islam Birliği mücadelesi veren Sultan Celaleddin Harzemşah (Celüliddin Harzemşah) bu mücadeleyi ihanetler yüzünden, Başta Kardeşi Gıyaseddin ‘inin ihaneti ve diğer ihanetler yüzünden kaybetmiştir(!)…

1230 Yassıçimen Yenilgisinden sonra, Bir süre Azerbaycan sonra, Silvan ( Meyafarkin),Sonra  Silvan’dan Dersim – Cebel-i Çur ( Çewlik), Bingöl bölgesin e Geçip,  Toparlanmaya çalışan Sultan’ın burada bir Kürt tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Bu bölge de İzolluların da bulunduğu şecereden anlaşılmaktadır. Muhtelif kaynaklar da bu yöndedir. Bu rivayet doğru değildir(*)  Bunun açıklaması daha sonra ayrıntılarıyla yapılacaktır. Bu Cinayet rivayet olarak da olsa Kürtlere atılmış bir iftiradır.

Dersim – Cebel-i Çur( Çewlik ) Bingöl bölgesinde Sultan Celaleddin Harzemşah Öldürüldükten sonra Başsız Kalan Harzemliler, o dönem bölgedeki değişik devletlere Katıldılar.

Bu kapsamda İzol Aşireti de başlangıçta Anadolu Rum Selçuklularına katıldı. İzol aşireti O zaman Bağin ( Dedebağ) bölgesine 12 aşiret ile birlikte Moğollara karşı Tampon bölge oluşturulmak amacıyla yerleştirildiler.  Şecere buna da kaynaklık etmektedir.

1237 de Rum sultanı Alaaddin Keykubat, Oğlu tarafından zehirlenince, Harzemlilerin başında  Harzemşah Beylerinden Kayırhan Harzemilerin bulunmakta idi.  Ancak O dönemin Selçuklu siyasetçileri Kayırhan’ı istemediler. Çünkü Kayırhan Rum Selçukluların yeni hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrevin Cülüs Törenine gidip; Biat etmemişti. Bu nedenle Kayırhan, Yeni Rum sultanı yardımcısı tarafından Sivas’ a götürülüp hapsedildi.

Kayır Han ‘ın zindanda işkence ile ölümü üzerine İzol aşireti ve diğer bazı Harzemli aşiretler Selçuklu Hükümdarlığından ayrılıp, Daha güneye Urfa, Harran, Rakka bölgesine yerleştiler.  Burada Harzemli’lerden olan İzollular da Kürtlerle kız alıp vererek Akraba olup dilleri ve bazı yerlerde de mezheplerini benimseyip karışmaya başladılar. Bu kaynaşma İzolluların Kürtleşmesinin yada Kürt sanılmasının  başlangıcıdır. Fakat Asıl Kürtleşme sonradan olmuştur(3)  Bu tarihten sonraki kısımların ayrıntılar daha sonra yayına alınacaktır

Parantez içindeki rakam numaraları açıklamaları ve kaynakları ayrı bir Sayfada yayınlanacaktır……

İzollular’ın Selahaddin Eyyubi’den sonra Haçlılar’a geçen Kudüs’ü  Yeniden Fethedip İslam’ın eline geçmesine büyük katkıları olmuştur.!!! Bu yüzden İzolluların mezhebinin Suniliği tartışılmazdır. Ancak Günümüzde İzollular farklı yerlerde farklı mezheplere bağlanmışlardır.

Ancak bazı izollular sonradan bulundukları bölgeye göre değişmişlerdir. Çoğunluğu Hanefi , Şafi dir.  Ancak Dersim-Mazgirt Bölgesindeki İzol ( Hizol ) aşireti bölgede hem İsim değişimine hem de Mezhep değişimine uğramıştır. Bunu da tarihi kaynaklarda görebiliyoruz. Ancak Bazı İzollular ise çok daha ağır tahribata uğradıkları için hem isim hem de mezhep değişimine uğramıştır. Erzincan Sivas Bölgesine göç eden Koçgiri aşiretinin de izollu olduğu yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Not: Dürüst olmakta yarar var Koçgiri  aşireti konusunda henüz yeterince emin değilim, Ancak biraz çalıştıktan sonra bu aşiret hakkında da altını çizerek konuşabilirim…

Bütün İzol, Hizol, Koçgiri, Kırğan, Tırkan, Karakeçili aşiretleri birdir Aynı davanın kardeşidir. Suriye’den Ş.Urfa, Siverek, Malatya, Bingöl,  Erzurum’a hatta Erzurum’dan Sivas’a kadar olan yerlere yerleşmişlerdir.Bir arkadaşımızın yazım hatamızı hatırlatmasıyla  Adıyaman da da Çok cidid miktarda İzol aşireti mevcuttur. İzollular’ın Bazılar yeni bölgeler de yeni isimlerle anılırken Fıraf Havzasındakiler En eski isimlerini izol ismini (muhafaza edebilmiştir. Diğerleri de bulundukları coğrafyaya adepte olmak zorunda kalmışlardır.

İzollular’ın Bilinen merkezi Siverek Karacadağ ve Malatya olarak bilinir Merkezden ayrılan izollular değişik nedenlerle buralardan ayrılmışlardır. Bütün İzollular Birdir Hepsi Celaleddin Harzemşahın Askerleridir. Yani İzollular Osmanlı öncesi eski Türk Öncü birlikleridir. Ne kadar Türk yada Kürtleşmiş Türk mü olduklarına gelince Bunun yorumunu yapmak benim için zor. Ama Kökenleri Kürt değil.

Ayrıca İzollular Siwedi beyleri bünyesinde Pazuki Kürt aşiretlerine karşı savaştıkları ve Gene İzolluların 4. Murat’ın Revan seferine İzollular, Tırkan’lılar  Siwedi Beyleri askerleri olarak seferlere katılmışlardır ve bu Doğu Revan Erivan Ve Bağdat ve seferlerinde büyük yararlılık göstermiştir. Bu durumda İzolluların Türklüğü hakkındaki söylenceleri de düşünmek gerek.

Ancak günümüz koşularında İzolluların Çoğunluğunun Konuştuğu Kürtçe ve Zazaca dilerine  bakınca neden ve nasıl Kürtleştiğini zamanla birileri tarihe not düşer.  Bazı büyüklerin söylediğine göre Bu son yüz yılda olmuştur tabi doğrusu nedir Allah bilir.

   iletişim için                M.İ  izollular.blogcu@com

Malatya bölgesinde yapılan dil çalışmaları ise Avşar dil özelliklerinin birinci sırada olduğunu ortaya koymuştur. Bu bölgede Dulkadırlı Avşarlarının da yerleştiğini söyleyelim.[12] 1560?lı yıllarda Malatya yöresinde bazı Avşar obalarına ait yer adlarına tesadüf edilmesi bu açıdan önemlidir. Eslemez (Kiçik Hacılı), Bahri (izolludaki köyün adı) (Cubas(izollunun o dönemki adı), Muşar, Kederbeyt ve Keysun. Sonuncu köy halen Besni ilçesinde varlığını sürdürüyor), Avşar (Argavun ve Pağnik), Delüler (Karahisar), Recep (Pağnik), Selman-ı Süfla ve Ulya (Kiçik Hacılı).[13]

KAYNAK

[12] Cemil Gülseren, Malatya İli Ağızları, TDK, Ankara 2000, s.34-5 Dulkadırlı Afşarları, Doğanşehir (özellikle Sürgü ve vevresinde) ve Darende?de (Ayvalı ve civarı) bulunuyor. Bölgede yaşayan Kurmanç adlı aşiretler ise Kayı boyundandır. Arapkir?de de Avşarlara rastlanıyor. Avşar boyundan olup ?Remzi? mahlasını kullanan Aşık Mehmet Mevlüt (1848-1907) Arapkirli idi. Remzi?den bir dörtlük (Yurt Ansiklopedisi, 8. Cilt, s.5489) :
Güzeller içinde nam kurmuşsun
Canımın sevdiği dilber olmuşsun
Remzi?yi ben öldürürüm demişsin
Bab-ı ihsanını tez eyle bari.  
[13] Refet Yınanç/Mesut Elibüyük, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Gazi Ün., Ankara 1983, s.75, 108, 118, 125, 134, 137, 175, 409-10, 450. Parantez içindekiler köylerin bağlı bulunduğu nahiyelerdir.

 

AŞİRETLER TARİHİ İBRAHİM BOZKURT
22495.jpg
AŞİRETLER TARHA
İBRAHİM BOZKURT
Kitap Matbaası-İstanbul- 9786058913509
İZOLİ AŞİRETİ
Eyyübiler döneminden beri çeşitli bölgelere dağılmış bir aşirettir. Urfa’daki kısmının Mılanlarla uzun süre beraber hareket ettikleri bilinmektedir. Tarihçi ve şair Mamet Kaşo, Izol Aşiret reisi Süleyman Bey’in Zor Temir Paşa’nın bacısı ile evli olduğunu ve bir dönem Diyarbakır izolları arasında çıkan fitneden dolayı Süleyman Bey’in oğlu Çilo’nun Zor Temir Paşa’ya sığındığını ve Mılanlarla Barak Türkmenleri arasında çıkan savaşta öldürüldüğünü söylemektedir. Izolların Selahattini Eyyubi aşireti Re vadilerle Suriye’ye gittikleri ve oradan Filistin’e kadar gittikleri ve günümüzde bazı kısımlarının Teb eriye’de yaşadıkları bilinmektedir. Izoliler diğer bazı aşiretler gibi Eyyübiler döneminde öncü kuvvet görevini üstlenen aşiretler arasındadır. Bu asker aşiretlerin bilinenleri Berazi, Barseki, izoli, Zergali, Baban, Eyyubi, Bedırkani, Cibrani ve diğerleridir? (Faiz Ebu Ferve, A şairi Filistin, sayfa 171- Muhammed Xarisat, Dirasat Fi Tatİxi Salti. Umman Kültür Bakanlığı, 1997 sayfa 919- Turas ve Zekeriye T ebeliye- Said Xori- Mustafa sextut.Darul Şecere sayfa 155-2001) Aynca Dr.Muhammed Ali Suveriki, Udebai Ürdün, 25 Ağustos
2005. neşredilmiş makale)) Malatya, Dersim, Şanlıurfa ve daha birçok bölgede bu aşiretin kabilelerine rastlamak mümkündür. Osmanlıların iran’ı yenmelerinden, sonraki bir tarihte bölgedeki göçebe Izoliler yeniden çeşitli bölgelere yerleştirilişlerdir.”?** Boyunca Aşiretcilik ve Şanlıurfa Aşiretleri, sayfa 198 ) faljfam bir kısmı Suriye’de hayaÜannı sürdürmektedir. Geneli Şam merkezde otururlar. Bunların Israil-Filistin Savaşından sonra Filistin’den Şam’a göç ettikleri söylenmektedir. Dr. Flitiz, izol diye bir aşiret ismi kaydetmemekle beraber Hizol veya Hezel diye bir aşiretin Fâyli Iran Kürtlerine bağlı olduğunu söylemektedir. Ünlü şair Mamed’i Kaşo, izol aşireti reisi Süleyman Bey’den bahsederken bunların 12 babadan bu yana reislik makamına oturduklarını izah eder ki bu da Izolların 1200’lü yıllardan bu yana Anadolu’da olduklarını gösterir, (s. 273)

 

İzolluda 1909 da gelip resim çeken ingiliz casus Gertrude Bell in günlüğünden yazılar (izollu olarak değil İZ OĞLU olarak bahsetmektedir)

bu yazıyı neden çevirisini koymadıınız diyenler muhakkak olacaktır yazılanların kaynak belirtilerek konulmasına rağmen saçma ve yanlış diyen arkadaşların tercüme etmesini bekliyoruz

8/6/1909

Tuesday June 8. [8 June 1909] Off at 6.5. Cool morning but the clouds blew away and it became hottish but not really hot before evening. We rode across a fertile plain and got to Khan K. at the beginning of the rising ground at 9.25. Lots of villages, all or nearly all marked in K [Kiepert]. 9.45 Tell Mahmud left, 9.55 Chaghullah (L), 10.5 Sapirlar (L), 10.20 Harnik (R) not marked in K, 10.35 Melekjan 1 m. to R. 11-11.45 Cholak Ushagha where there is a khan where I lunched and waited for the baggage. Soon after we crossed over the spur up which we had been riding and went down a very long valley with big hills on either side. (Tutli Keui 2.5 left) It finally turned down to the left and we crossed a spur under a very big hill and dropped down onto K¸mmer Khan by the Euphrates which we reached at 3.35. Charming place, red tiled. Eat mulberries near by. The Euphrates (Murad Su) enters just below a narrow rocky gorge. About a mile above an inscrip. on a rock in Vannic cruciform. Followed up the river which is here quite as big as the Tees at Yarm (bigger perhaps) to Iz Oglu which we reached at 5.45. The Khan is this side but the village and a big mound on the opposite bank. Delicious camp by the river, our last Euphrates camp. Fattuh told me a long and amusing tale of how he proposed to become Brotestant [sic] or Latin on account of the passport difficulties 2 years ago. His bp protested loudly but F. continued in his resolve and refused to allow the kasis to come and pray in his house saying that he and all his family had become Brotestant. But in his warakat el papas[?] he is still down as an Armenian Catholic so he considers he now belongs to no religion. His bp begged him to desist saying that now it wd be a very fine thing to be an Armenian but F. does not see any change yet. On the way we met an immense train of camels who had come from Alexandretta [Iskenderun (Alexandria ad Issum)]. F. asked the men how was (nasl) Kirk Khan [Kirikhan] a Xian village at the bottom of the Beilan Pass. They said all the Giour had been killed and their houses burnt. F “Albam dullillah.” I rebuked him for this but he said these were very mabsutin or they wd not have used the word Giour (which F also used.) He was however very sad. All the people there had been friends of his and had come to lunch with him when they were in Aleppo [Halab]. He said he had heard that one of them, a particular friend of his, had killed 25 Moslems before he had himself been murdered. In Aleppo there is no difference bet. Xians and Moslems. They all drink arak together and work together. All his friends are Moslems, so are Selim’s. If there was a massacre in Aleppo, a great many Moslems wd go because the Xians were men. 20 years ago they tried for 3 days to sieze a newly built Xian church and turn it into a mosque, but the Xians prevented them. F. is almost inclined to become Moslem so as to be in a better position. He has paid off all his askarieh (8 mej. a year). Generally it is collected till the man is 60 but as F. is a kavass he does not now pay. Kavasses are in the position and enjoy the privileges of soldiers. He pays no taxes.

Previous page

 

 

 

 

Kısa adres:

Yazar - 07 Kasım 2013. Kategori Izollu Haberler, Izollu Tarihi. Bu yazıya yazılan yazıları RSS üzerinden takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yorum yazabilir veya geri izlemede bulunabilirsiniz.

Detaylı İzollu Tarihi ve 1909 yılına ait Resimler için 9 yorum

  1. İZOL AŞİRETİ
    HAMİK AĞA (HAME SIME)
    1884-1959

    Doğu ve Güneydoğunun en büyük aşireti olan İzol Aşireti: Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman, Mardin, Malatya, Tunceli ve Elazığ İllerinde yoğun olarak yaşayan ve Konya Cihanbeyli,Ankara Haymana;da da Aşiret mensubu olan büyük bir aşirettir.

    En büyük aşiretlerden İzol Aşiretinin bir kolu olan Adıyaman İzol Aşireti:
    Bayram Begin İzoli Bendeden (Şuanda Malatya sınırları içinde kalan Kale İlçesi) ayrılıp,Adıyaman ili sınırları dahilinde Kahta İlçesinin 15km kuzeyinde şuan Doluca köyü Sekoyan mezrası Zergoz mevkiine yerleşmesiyle başlar.Kısa sürede Xamşik (Boğazkaya) Köyü merkezli İzol Aşireti.Kazaz,Tiğınkar,Bibo,Selah,Mazel,Şamük,Eski kahtayı içine alan geniş bir coğrafyaya hakim olur.Torunlar Sülalesinin liderliğini yaptığı Adıyaman İzol Aşireti Beyram Begden bu yana (yaklaşık 4yüzyıl) gelmiş geçmiş en önemli isim şüphesiz Hamik Ağa,dır.Hamik Ağa,başta mensubu olduğu İzol Aşiretinde olmak üzere,yaklaşık 10 yıllık sürgün hayatı boyunca gittiği her yerde cesaretliliği ve cömertliğiyle adından söz ettiren ünlü bir aşiret lideridir.Bu isim çoğu yerde Hame Sıme olarak da karşımıza çıkar.

    Hamik Ağa 1884 yılında dünyaya gelir.Babası Adıyaman İzol Aşiret liderliğini yapan,geniş topraklara sahip Torunlar sülalesinden Mehmed Beg oğlu İsmail Begdir.Annesi Ayşe Hatundur.Ailenin erkek çocuklarından liderlik vasfına sahip ve en aktif olanıdır. Yaşamı boyunca üç evlilik yapar,Bu evlilikler sonucu altısı kız dördü erkek(Şükrü,Mehmet,Salih,Abdullah)olmak üzere 10 çocuğu olur.

    Aşiret Lideri Oluşu
    Hamik Ağa yukarıda da bahsedildiği gibi liderlik vasfına sahip liyakat sahibi halkın güvenini kazanmış ve en önemlisi cömert ve cesaretli bir kişiliğe sahiptir.Bu dönemde aşiret liderliğini Hamik Ağanın babası İsmail Begden sonra kısa bir süre için aynı sülaleden Haso Dedo yapar.Hamik Ağa,delikanlı yaşlarına geldiğinde amcası oğlu Heso Dedo ile güç mücadelesine girer.Heso Dedo Hamik Ağa ile baş edemeyeceğini anlar ve aşiret lideriğini Hamik Ağaya bırakır.Kısa sürede bu haber aşiret içinde ve dışında duyulur.Xemşik merkezli İzol Aşiret lideri Hamik Ağa kısa sürede aşiretine sahiplenir.

    Bu dönem de özellikle aşiret kavgalarına karşı aşiretini korur ve Aşiretine önderlik yapar.Aşiretin güvenini kazanır.Maddi ve manevi olarak hep aşiretinin yanındadır. Odası herkese açık ve kimseyi kapısında eli boş göndermemiştir.Hiçbir zaman tek başına yemek yemeyen bir liderdi.Yemeği geldiğinde hazırda kimse yoksa beklerdi.Mutlaka birileriyle beraber yemek yerdi.Atına bindiğinde,yolda karşılaşacağı kimselere,özellikle çocuklara dağıtmak için heybesinde mutlaka kuruyemiş bulundururdu.Çocukları çok seven bir yönü vardı.

    Anı
    Hamik Ağa Çorum sürgünü dönüşü kıtlık yıllarına denk gelir.Genel olarak halk açlık ve sefalet içindedir.Sürgün dönüşü misafirleri her zamankinden daha fazla gelir.Bugünlerde bir akşam üzeri atlı biri gelir,odanın önünde durur orada görevli olan atı götürüp bağlar misafiri içeri alır yemek gelir ama adam yemeğe bakar ve ağlar Hamik Ağa sorar
    -Niye ağlıyorsun?
    -Ağam kaç gündür ailece açız evde yiyecek bir şey kalmadı.Şimdi görünce ağladım evde çoluk çocuk aç.
    Bunun üzerine hemen Hamik Ağa görevliyi çağırır.
    -Bir çuval un ata yükleyin hazır olsun
    Görevli ev tarafına geçer ve odaya geri gelir şöyle der:
    -Ağam evde bir çuval un var onu da açmışlar yarın ancak yeter
    Bu duruma Hamik Ağa sinirlenir ve şöyle der:
    Hemen çuvalın ağzını bağlayın ve misafir yemeğini yiyene kadar hazır olsun.Ben un bulurum ama bu adam bu dönemde zor bulur.
    Misafir yemeğini yer un çuvalı hazırdır hemen atına biner ve yola düşer.
    Arada 10 dakika geçmez.Hamik Ağanın sürgünden yeni geldiğini ve misafirleri çok olduğunu düşünen dostları iki katır yükü un gönderirler.Bu duruma orada bulunanlar şaşırır.
    Hamik Ağa aşiret içindeki ve dışındaki sorunları hemen çözüme kavuşturan muğlaklığı sevmeyen bir liderdi.Diğer yandan Kahtanın iki büyük aşiretinden olan Mırdes ve Rişvan aşiretiyle iyi ilişkiler içerisindedir.Mırdes Aşiretiyle kız alıp vererek kan bağı kurar.

    Sürgün Yılları
    Kurtuluş Savaşı yıllarında Hamik Ağa ve aşireti yurt savunmasına katılır.Kurtuluş Savaşının sona ermesi ve cumhuriyetin ilanı(1923) sonrasında bu yeni yönetim şekli ve uygulamalarına karşı dini ve siyasi birçok ayaklanma olur.Bu ayaklanmaların en büyüğü doğudaki Şeyh Sait Ayaklanmasıdır(1925)Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal ve kurucu kadro doğudaki feodal yapıyı büyük bir tehlike olarak görürler ve aşiret ağalarını batıya doğru göçe zorlarlar.Adıyaman İzol Aşiret Ağası Hamik Ağa 1925’te sırasıyla Adana merkez,Ceyhan,Kahramanmaraş’a sürgün edilir.Bu ilk sürgün 2yıl 7 ay sürer.Bu süre zarfında büyük oğlu Şükrü Ağa İzol Aşiretindeki mevcut durumu korur.Adana Ceyhan’da Hamik Ağa’ya toprak tahsis edilir.Ancak o hiçbir resmi muameleyi imzalamaz.Tek düşüncesi bir an önce doğduğu topraklara dönmek ve aşiretinin başında olmaktır. Hamık Ağa 1936da ikinci bir sürgün hayatı yaşar.Çocuklarıyla beraber bu kez Çorum merkeze sürgün edilir.Bu tarihte büyük oğlu Şükrünün uzun yıllar ve ağır şartlar altındaki Malatya,Sinop,Zonguldak cezaevi hayatı başlar. Çorum sürgünü 7yıl sürer oğlu Salih ve kızı Kudret burada vefat eder ve buraya defnedilir.Oğlu Mehmeti burada evlendirir.
    Çorum sürgünü bittikten sonra yine doğduğu topraklara döner ve aşiretinin başına geçer

    Anı Hamik Ağa 1925 Adana sürgününde bir gün Ceyhan İlçesinin Mercimek Beldesinde bir çay ocağına varır.Çayını içtikten sonra kalkar parasını öder çaycıya günlük ne kadar para kazandığını sorar ve öğrenir.
    Çaycıya şöyle der:
    Burada olduğum müddetçe günlük kazancını ben karşılayacağım halka bedava çay dağıtacaksın.Böylece bu çay ocağı halka bedava çay dağıtır ve Hamik Ağanın adıyla anılır.Hamık Ağa Adanadaki 2yıl 7ay sürgün hayatından sonra kendi toprağına döner ve aşiretinin başına geçer

    Anı Hamik Ağa Çorum sürgünü yıllarında bir gün oğlu Mehmet ile alışverişe çıkar ve et almak için kasap dükkanına girerler.Seçici biridir,kasapçı onun istediği yerden eti kesip vermez.ve yabancı muamelesi gördüğünü anlayan Hamık Ağa,bu duruma sinirlenir ve et almadan çıkar.
    Hemen gider kasap işinden anlayan birini bulur,tüm malzemeleri alır ve ona bir kasap dükkanı açar.Tüm ihtiyaçları Hamık Ağa tarafından karşılanan kasap dükkanı,yarı fiyatına et satar.Çorumlu kasaplar şaşkınlık içinde kalır,iş yapamaz duruma gelirler.Kasaplar toplanır ve Hamik Ağanın yanına giderler.Bu rekabeti durdurması için ricada bulunurlar ve bu ricalarını kabul eder.Hamik Ağanın istediği yerden eti kesip vermeyen kasap:
    -Ağam gelmenize gerek yok haber edin nerden istiyorsanız eti oradan kesip size getireyim der.
    Böylece kasap dükkanını kapatır.

    Hamık Ağanın Vefatı Ve Sonrası
    Hamik Ağa 7 yıllık Çorum sürgününden döner aşiretinin başına geçer.Sürgün hayatı kendisini yıpratmıştır.Kendi topraklarına döner ölümüne kadar aşiretin liderliğini yapar.Aşiretin sevgisini kazanmış cömert,cesaret sahibi Adıyaman İzol Aşiret lideri Hamik Ağa 19 mayıs 1959da 75 yaşında vefat eder Xemşik(Boğazkaya) köyüne defnedilir.

    Hamik Ağanın ölümünden sonra büyük oğlu Şükrü Ağa aşiret liderliğini yapar.
    Şükrü Ağa 65 yaşlarında bir hastalık geçirir geri kalan ömrünü yatakta geçirir.Konum itibariyle aşiret liderliğini ölümüne kadar Hamik Ağanın küçük oğlu Abdullah Ağa yapar.Mehmet Ağa(Torunoğlu) ailenin siyasetçi kimliğine sahip,uzun yıllar encümenlik yapmış,bürokrasinin saygın ve etkili ismidir.

    Hamik Ağanın Soyu aynı topraklar üzerinde Kaya ve Torunoğlu soyadıyla sürmektedir Kahtanın en kalabalık ve saygın ailelerindendir Hamik Ağanın hayatta olan tek çocuğu Mırdes Aşiret Ağalarından Veysi Ağanın gelini Hatundur.

    .Torularından Sırrı Kaya (Şükrü oğlu)Xemşikte Nevzat Kaya (Abdullah oğlu)Selahta Muhtarlık yapmaktadır.Adıyamanda taşımacılık sektöründe saygın bir yeri olan Torunoğlu Turizm Taşımacılık Otomotiv Ltd.Şti sahibi İrfan Torunoğlu (Mehmet oğlu) ve Kahtada Siyaset ve bürokrasisinin tanıdık ismi Mehmet Kaya(Abdullah oğlu) Hamık Ağanın torunlarındandır.

  2. yazdıklarınızın tamamı yanlış ve saçmalık….

  3. Arkadaşlar bahsı geçen Hısnı Mansur Adıyamanın eski ismidir

  4. Bu kadar genis kapsamli bi arastirma yapamamistim. Yapanin emegine saglik. Yazilanlarin cogu hakkinda kulaktan dolma bilgi ve duyumlarim var. Dedemler hakkinda bilgi sahibi olmak beni mutlu etti. Allah razi olsun.

  5. yüklediğimiz resimler silinmiş 1909 yılına ait resimlerle birlikte yakında güncellenecektir. Kahraman Maraş Pazarcık ilçesinde Fransızlara karşı izolludan savaşmaya giden kişiler ve daha bir çok kulaktan dolma bilgi bizlerde de mevcut burada sadece akedemik çalışmaları yayınlamaya gayret ettik umarız faydası olmuştur

  6. Sevgi Altuntas

    O kulaktan dolma bilgileri de yayınlayın lutfen. en olmadı yazının başında kulaktan dolma bilgiler oldugunu belirtirsiniz.
    merakla bekliyorum

  7. Bu resimlerin tamamı ingiliz gezgin Bell’in anılarında mevcut.

  8. fotoğrafların en altında günlüğündeki yazıyı bile koyduk

  9. İbrahim Laloğlu

    Harzemşahlı Devleti’ne ait olan 1186 tarihli belgede geçen 12 kabile Malazgirt Zaferi ve Kudüs’ün Fethi’nde etkin rol oynayan kabilelerdır. Kudus’ün Fethi’nde Harzemşahlı Devleti adına savaşan bu kabileler çoğu tarihçiler tarafından Selahattin Eyyubî soyundan olarak bile algılaniyorlar. Aslolan bu kabilelerin Harzemşahlı oldukları ve Kudüs’ü haclilardan kurtarılması için Selahattin Eyubi’ye yardım ettikleridir. Harzemşahlı bu kabileler Mogol istilasında Celaleddin Harzemşahla Mogollara karşı mücadele etmiş akabinde Moğollara karşı zafer bile kazanarak Harzemşahlı Devletini belirli bir zaman içinde ayakta tutmuş fakat Selçuklu ve Harzemşahlı Devletleri arasına sokulan fitneden her iki devletin karşı karşıya gelmesi ve Harzemşahlı Devleti’nin yenilgisi dağılması ve Celaleddin Harzemşah’ın ölümü Mogolların Harzemşahlı Halkına karşı İstilalari Harzemşahlı Halkının birçoğunun Anadolu göç etmesine sebep olmuştur. Anadoluya gelen bu 12 kabilesiden biri de mensubu olduğum Lâl Kabilesi(İbrahim) (Laloğluları)’dır. Bu kabilelerin içerisinde İzol, Hayderan, Alan, Milli(Milan) gibi kabileler de var. Bu kabileler Türk ve Şafi-Hanefi mezhebine mensupturlar günümüzde aşiret olarak görülmektedirler.
    Lâl Kabîlesi (İbrahim) Harzemşahlar
    Laloğlu Beyliği- Selçuklular 1232
    Osmanlı;
    Laloģlu Sadrazam Hasan Paşa
    Laloğlu İbrahim Paşa 1600’ler
    Kiğı Sancağı – Laloğluları
    Günümüz T.C.
    Laloğlu Aşireti
    Mallâ Lâlle
    Erzurum Çat
    Bingöl Karlıova ilçelerinde yer almaktadırlar ekseriyetle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir