<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Malatya Kale izollu İlçesi &#187; Sizden Gelenler</title>
	<atom:link href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/category/sizden-gelen-yazilar-siirler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress</link>
	<description>Malatyaizollu.Com Belediyesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 19:20:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yüreğimi İzollu’ya bıraktım da geldim</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yuregimi-izollu%e2%80%99ya-biraktim-da-geldim/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yuregimi-izollu%e2%80%99ya-biraktim-da-geldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 May 2011 20:09:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=801</guid>
		<description><![CDATA[Yüreğimi İzollu’ya bıraktım da geldim Alişan Hayırlı “Romantizm hastalığı işte budur: sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi ay&#8217;a göz dikmek.” Fernando Pessoa Mutlu, zengin ve özgür insanların hüküm sürdüğü İzollu topraklarını, Elazığ ile Malatya’yı birbirinden ayıran Fırat Nehri’ni ve hâlâ inadına erimediği ve sıcaklara direndiği küme küme kar yığınlarının üzerinde bir nokta gibi kaldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğimi İzollu’ya bıraktım da geldim<br />
Alişan Hayırlı</p>
<p>“Romantizm hastalığı işte budur: sanki sahip olmanın bir yolu varmış gibi ay&#8217;a göz dikmek.” Fernando Pessoa</p>
<p>Mutlu, zengin ve özgür insanların hüküm sürdüğü İzollu topraklarını, Elazığ ile Malatya’yı birbirinden ayıran Fırat Nehri’ni ve hâlâ inadına erimediği ve sıcaklara direndiği küme küme kar yığınlarının üzerinde bir nokta gibi kaldığı Beydağlarını görünce zaman içinde başka bir zamana, hayat içinde başka bir hayata geçiş hali, psikolojik ayrışma, bünyesel değişim, irade tutulması yaşarsınız.<br />
Ama yanınızdakiler bunu bilemez, göremez ve hissedemez. Senin normal bir insan olarak İzollu topraklarına ayak bastığını zanneder.<br />
Doğanın, yeşilin, ağaçların, kuşların, derelerin, çiçeklerin, bilumum nebat ve hayvanatın yürekleri cezbeden mahur bestesini dinmeye gidiyorum sanki…<br />
•   Siz hiç İzollulu oldunuz mu?<br />
Bir insan aynı ayna iki insan olabilir mi? Bir insanın dört ayağı, dört eli, iki kafası, dört gözü, iki kalbi olabilir, yani bir insanı iki ile çarpabilir misiniz? Şehirde tek insan; kırda, bayırda, dağda, kuşların yanında, yemyeşil buğday tarlasının ortasında iki insan olabilir misiniz?<br />
Erdemli köyünün ta yüksek tepelerine çıktığınızda, bir gelin gibi süzülen durgun Fırat nehrini seyrederken duygularınıza gem vurabilir misiniz?<br />
İzollu’nun yemyeşil patika yollarında dağa doğru tırmanırken aniden bir ağacın altından fırlayıp dere kenarına doğru hızla kaçan bir sincap gördüğünüzde neler hissedersiniz?<br />
Ya da bir akşamüstü, karşı dağların yamacında güneş önce kızıla bürünüp sonra kaybolmaya yüz tuttuğu bir sırada, Karakaya Baraj gölü kenarında balık avlarken üstünüzden uçup giden bir leylek gördüğünüzde kimlere selam gönderirsiniz?</p>
<p>Dört tarafı dağlarla çevrili bir dere kenarında buz gibi akan suyu avuçlayıp içtiğinizde, kurumuş dudaklarınızı değil ama yüreğinizde tutuşan hülyaları sulamış olmaz mısınız?<br />
Bir iğde dalını koparıp mis gibi kokan çiçeğini sanki burnunuzla yiyecekmiş gibi kokladığınızda, sinenizde gizlice beslediğiniz sevdalar sarhoş olmaz mı?</p>
<p><a rel="attachment wp-att-894" href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yuregimi-izollu%e2%80%99ya-biraktim-da-geldim/siz"><img class="aligncenter size-medium wp-image-894" title="siz" src="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-content/uploads/siz-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><br />
•   15 yıl sonra Erdemli…<br />
Yeğenim Selçuk ve Leyla’nın memleketleri İzollu’ya, Erdemli köyüne tam 15 yıl olmuş gitmeyeli…<br />
Şehrin doğu tarafında, Elazığ yolu üzerinde, yaklaşık 45 kilometre uzaklıkta tam bir doğa cenneti… Fırat Nehri bir gerdanlık gibi boğazına asılmış Erdemli köyünün…<br />
Gözüm ta yukarılara, gökyüzü ile temas eden zirvelere takılıyor. Yol boyunca yemyeşil otların, buğday tarlalarının ve kayısı ağaçlarının aralarında açmış kırmızı gelincikler sanki bize “hoş geldin” diyor, İzollu gülen yüzünü bize gösteriyordu. Sararmaya yüz tutmuş kayısılar ağaçların kulaklarına bir küpe gibi takılmıştı sanki…<br />
Asfalt yoldan ayrılıp, Erdemli köyüne kıvrıldığımızda heyecanım doruk noktasına ulaşıyor. Cumartesi günü sabahın erken saatinde köye vardığımızda sicim gibi yağan yağmurun, kara bulutların kapladığı gökyüzünün, yüreklere korku eken gök gürültüsünün bile moralimizi bozmaya, sevincimizden bir parça bile koparmaya gücü yetmemişti. Aksine yağmur, yemyeşil kayısı bahçelerine ayrı bir güzellik katmış, sisli dağlar bambaşka bir görünüme bürünmüştü.<br />
Ne kadar da özlemişim Erdemli köyünün erdemli insanlarını… Yaşlı babaanneyi, 12 kişilik ailenin reisi Yasin Amca’yı, evin bel direği olan Erol’u, kartal avcısı Abit’i, evlilik heyecanı yaşayan evin en küçük oğlu Sinan’ı…<br />
15 yıl önce bıraktığım köy aynı köydü. Ama Akdeniz ailesinde çok şey değişmişti. 4 kız evlenmiş evden ayrılmış, 2 oğlan evlenmiş çağa çoluğa karışmış, dede Abit dayı vefat etmişti. Evden gidenler gelenler olmuştu. 15 yıl önce de evin aile efradı 12 kişiydi, bugün de… Gidenlerin yerine gelenler olmuştu. Kızlar gitmiş, dede vefat etmiş ancak onların yerine iki gelin ve torunlar gelmişti.<br />
•   Sanki hayvanat bahçesi</p>
<p><img src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/225578_10150189941252807_757522806_7124255_8028789_n.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>Erdemli köyünün yeni misafirleri 2 gelini ve 6 torunu ilk defa görüyordum.<br />
Evin en küçük misafiri bir aylık Mustafa idi…<br />
Evin annesi Lütfiye Teyze’yi 15 yıl önce bıraktığım gibi yine ocak başında köy ekmeği pişirirken, babaanne bir sandalye üzerine oturmuş, çocukların sabah koşuşturmasını izliyorken gördüm.<br />
Tavuklar civcivler evin bahçesinde yemleniyor, ahırdan yükselen ineklerin sesleri horoz seslerine karışıyor, bir ağacın dibindeki kazığa bağlanmış köpeğin havlamasına kimse aldırmıyordu. Kazlar tin tin ortalıkta dolaşıyor, bir kafese konulmuş keklik ötüp duruyordu. Evcil tavşan ürkek ürkek bir kenarda bizi izliyordu. Evin bahçesi tam bir hayvanat bahçesini andırıyordu.<br />
Ha, bu arada, az daha unutuyordum.  Evde iki tane de kartal beslendiğini söylesem inanır mısınız?<br />
Evet, resmen ve fiilen besleniyor. Bir yuvanın içinde yavru iki tane kartal…<br />
“Kartal Avcısı” Abit  bir ay önce yumurtaları bulup eve getirmiş,  tavuğun altına koymuş, sonra iki kartal kabuklarını kırıp hayata gözlerini açmış.<br />
•   Narinç yaylası bizi bekliyor<br />
İki gelinden biri ahırda ineklere yem veriyor, ötekisi kayınvalidesine yardım ediyor. Evin erkek çocukları Erol, Abit ve Sinan yağan yağmurdan dolayı planladıkları bahçe işlerini ertelemiş olmanın üzüntüsünü yaşıyor. Torunlar ise sabahın erken saati olmasına rağmen, yağmura aldırmadan evin önünde bir o yana bir bu yana koşuşturuyor.<br />
Tereyağı, peynir, kaymak, şifalı otlar, kömbe gibi doğal yiyeceklerin kahvaltı sofrasını süslediği masaya oturduğumuzda yağmur şiddetini daha da artırmıştı, görünen o ki hava şartları bizi eve hapsedecekti. Ama benim hiç niyetim yoktu evde kalmaya… Dağlara çıkmak için acele ediyordum. Daha yukarılara, zirveye, Narinç Yaylası’na, Sefertası ve Munzik derelerine gitmek için can atıyordum.<br />
Yasin Amca, ısrarlarıma dayanamayarak “Hadi öyleyse hazırlayın traktörü römorkuyla! Dağda sele yakalanırsanız sorumlusu ben değilim!” dedi.<br />
Sinan traktörün direksiyonuna geçti ve sicim gibi yağan yağmura aldırmadan gaza bastı. Yaklaşık yedi kilometrelik bir dağ yoluna koyulduk.<br />
•   Çılgın Abit’in çılgın evliliği<br />
Abit bizim rehberimizdi. Tüfeğini kuşandı. Artık emin ellerdeydik. Bu dağlar ondan sorulurdu. Çevrede ona “Kartal avcısı” diyorlardı. Tavşanın önünü kesmesi ve onu koşarak yakalamasıyla meşhurdu. Başkalarının araçla gittiği yerlere o yürüyerek giderdi.<br />
“Çılgın adam Abit” in evliliği de çılgınca olmuştu. Yedi yıl önce İstanbul’da çalışırken, İstanbul’da doğup büyüyen aslen Konyalı bir kız kaçırmış, İzollu’ya getirmişti.<br />
Aradan geçen yedi yılda İstanbullu gelin Erdemli köyünün en becerikli ve hamarat bir gelini olup çıkmıştı. Ekmek pişiriyor, inek sağıyor, koyun otlatıyor, kayısı patikliyor, kısacası bahçenin ve evin bütün işlerini görebiliyordu. Bir köylü kızı alıp köyde tutmanın herkes üstesinden gelebilirdi. Ama böylesi hiç görülmemişti bu diyarlarda… Bunu ancak Abit başarabilirdi.<br />
•   Eşekli adam mı mutlu, İstanbul trafiğindeki adam mı?<br />
Motorun arka kısmına eklenmiş römork içinde dağ yolundan yavaş yavaş zirveye tırmanırken yolda eşeğinin sırtında bahçesine giden bir köylüye rastladık. Dediler ki, “Bu yaşlı adam sabah erkenden kalkıyor, eşeksırtında 10 kilometrelik dağ yolunu 2-3 saatte katediyor, bahçesine gelip çalıştıktan sonra, yine 2-3 saatte evine dönüyor.”<br />
Söyler misiniz bana, bu adam İstanbul trafiğinde, evine 2-3 saatte giden adamdan daha mutlu değil midir? Ve daha sağlıklı? Ve daha özgür? Ve daha zengin?<br />
•   Hayatın tam göbeği<br />
Nihayet Narinç Yaylasına ulaştık. Motor bizi bir derenin kenarında bıraktı. Şimdi bizi zorlu bir parkur daha bekliyordu. Bu arada yağmurlu hava yavaş yavaş yerine güneşli havayı bırakıyor, kara bulutlar dağılıyor, güneş ışınları sırtımızı ısıtmaya başlıyordu. Öğleden sonra hava tamamen açacak gibiydi…<br />
Artık hayatın tam göbeğindeydik. En güzel şiirler burada yazılıyor, en güzel şarkılar burada besteleniyordu. Sessizlik senfonisi burada çalıyor, temiz hava açık tiyatrosu burada sahneleniyor, Shakespeare’in soneleri burada oynanıyordu.<br />
Hafif esen lodos rüzgârı yemyeşil buğday başaklarını yere yatırıp kaldırıyordu. Derede akan suyun sesi, Beethoven’in duygulu ve dramatik senfonilerini aratmayacak ölçüde kulağa hoş geliyordu.<br />
Zirveden bakınca Fırat nehri bir yılan gibi incecik, kayısı bahçeleri yeşil bir örtü gibi görünüyordu.<br />
Şehirde iken hiç görünmeyen, hissedilmeyen ve belki de bilinmeyen bu dağlardaki hayat içine girdikçe gözümde büyüyor, dağların arkasında kalan o büyük şehir hayatı da gözüm de küçülüyordu.<br />
En nihayet kopuyordu ip!<br />
Fiziki mekan değişikliği ruhi ve manevi hayatınızı da başka bir aleme taşıyordu. Dış mekân artık iç mekânınız oluyordu.<br />
•   Mantarla geri dönüyoruz<br />
Abit bizden ayrılmıştı. Biraz daha uzaklara gidip, daha önceden yerini ezberlediği bayırlarda bizim için mantar topluyordu. Bir saat sonra bulunduğumuz yere geldiğinde çantasında kilolarca mantar vardı.<br />
Artık geri dönüş vakti gelmişti.<br />
Traktör aşağıda bizi bekliyordu.<br />
İzollu’nun gözleri kamaştıran muhteşem manzarasını dağlardan aşağıya doğru inerken bir kere daha seyredecektik. Yeşilin en koyu olduğu bu mevsimde gözlerimin içi temizlenmiş, ruhum büyük bir sükûnete kavuşmuştu.<br />
•   Balık tutmanın dayanılmaz hafifliği<br />
Köye vardığımızda, akşam saatlerinde başka bir güzelliği yaşamak için hazırlıklar çoktan başlamıştı.<br />
Baraj gölü kenarına balık tutmaya gidecektik.<br />
Torba şeklinde bir file ve bir de bidon!<br />
Ne yani bir bidon balık mı tutacaktık?<br />
Hadi canım sende!<br />
Güneşin batmaya yakın bir vaktinde baraj gölü kenarına çağa çoluk akın ettik. Abit bu sefer bizi dağların zirvesinden sıfır noktasına, dere sularının baraj gölüne aktığı noktaya getirmişti. Ancak gündüz aydınlığının yerini akşam karanlığına bırakacağı zamanı beklemek zorundaydık. Balıklar işte o vakit geliyorlarmış.<br />
Derenin alt başında fileden oluşan ağımızı suyun içine tuttuk, Abit de yukarıda elinde sopayla balıkları aşağı kovalıyordu.<br />
Aaaa! Gözlerime inanamadım, tam beş dakikada filenin içi bir yığın balıkla dolmuştu. Adeta çocuklar gibi seviniyordum. O kadar ki, sevinçten derenin bir yamacından bir yamacına atlıyor, oley oley diye bağırıyordum.<br />
Aman Allah’ım! Hayatımda hiç bu kadar balık yakalamamıştım.<br />
Ehh artık yarınki yemeğimiz de çıkmıştı! Allah bereket versin.<br />
•   Bu kadar mutluluk fazda değil miydi?<br />
Ne güzeldi. Burada her şey topraktan ve sudan kazanılıyordu. Yukarıda dağlarda mantar, aşağıda derede balık… Mutluluk zirve yapmıştı bende…<br />
Bidon dolmuş, yetmemişti.<br />
“Çocuklar torbayı getirin!”<br />
Baraj gölünün batısında akşam güneşi batıyor, batarken masmavi gölün üzerine pembemsi ışıklarını örtüyordu. Görünmeye değer muhteşem bir manzaraydı. Bir yandan balık tutuyor bir yandan da güneşin batışını seyrediyordum.<br />
Aman Allah’ım! Bu kadar mutluluğu hak ediyor muydum ben!<br />
Fazla değil miydi?<br />
Bu akıllara ziyan vermez miydi?<br />
Kaldırabilir miydim?<br />
Mutluluğun fazlası olur muydu?<br />
Bencil mi davranıyordum? Bütün mutluluğu tadarak başka insanların mutluluğunu mu çalıyordum?<br />
Diye düşünürken kıyıda kediler, gönül kenarına leylekler gelmesin mi? Onlar da balık avlamaya gelmişlerdi.<br />
Oh içim rahat etti!<br />
Arkadaşım kedinin, kardeşim leyleğin avlanmalarını büyük bir zevkle seyrettim.</p>
<p><img src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/248848_10150189941072807_757522806_7124254_2507357_n.jpg" alt="" /><br />
Arabamızın içi balık dolu eve doğru giderken, arka bagajda cıvıl cıvıl oynaşan altı çocuktan daha mesut olan bir çocuk ön tarafta oturuyordu.<br />
Eve vardığımızda vurduğu geyiği boynuna atmış gururla gelen Kızılderili bir yerli gibi hissettim kendimi!<br />
Oturup akşam yemeğini yedikten sonra ruhumun değil ama bedenimin yorulduğunu hissetmeye başladım. Bir akraba ziyaretinden sonra yastığa başımı koyar koymaz uyuduğumu hayal meyal hatırlıyorum.<br />
•   Aile mutluluğunun sırrı<br />
Ertesi günü sabah pırıl pırıl bir güne uyandık. Güneş tamamen açmış, hava yazdan bir gün gibi sıcacıktı. Küçük bir dere turundan sonra sabah kahvaltısı hazırlandı bizim için…<br />
Kadınlar hiç boş durmuyordu. Bir işi bitirip başka bir işe başlıyorlardı. Başlarında Lütfiye Teyze, hem kendisi çalışıyor hem de evin işlerini organize ediyordu. Herkesin yüzü gülüyor, işler neşe içinde görülüyordu.<br />
Tabiatla uyumlu bu manzarayı görünce beni aldı bir düşünce…<br />
Kayınvalidesi, gelinleri ve torunlarıyla birlikte yaşayan Lütfiye teyze bu kadar kalabalık bir ailede dengeyi nasıl kuruyordu? En küçük bir problem olmadan, şehirdeki aileleri kıskandıracak derecede huzurlu yaşıyorlardı.<br />
Elindeki sihirli formül neydi? Şehirde karının kocayla, evladın babayla, kızın anneyle, gelinin kaynanayla kavga ettiği, boşanma oranlarının her yıl arttığı, kardeşlerin bile birbiriyle geçinemediği, toplumsal çözülme ve geçimsizliğin zirve yaptığı bir dönemde bu küçük köyde mutlu ve huzurlu yaşayan Akdeniz ailesinin sırrı neydi?  Hâlbuki şehirde aile küçüldükçe kavga büyüyordu. Varlık ve zenginlik arttıkça geçimsizlik o oranda artıyordu. Lüksün, israfın, teknolojinin girmediği bu ailelerde hiçbir sorun yaşanmazken, şehirde aileler neden parçalanıyordu?<br />
•   Ay onlarındı<br />
Şehirde bir şey eksikti. Köyde olan, şehirde eksikliği hissedilen neydi o?<br />
Aynı zamanda köyün muhtarı olan Baba Yasin’in ailede mutlak bir otoritesi vardı. Emirleri sorgulanmazdı. Yemek hazırlanır, sofranın başına önce erkekler oturur, sofra yenilendikten sonra bu defa kadınlar ve çocuklar yemeklerini yerdi. Köyde doğru ya da yanlış bir sistem kurulmuştu. Bu çark teklemeden işliyordu. Kaderine razı oluş, sistemi kabulleniş işin sırrıydı. Kitap okumamışlar, okul bitirmemişler ama profesörlerden en zengin iş adamlarından kadar herkesten daha huzurlu yaşıyorlardı. Belki basit, tek düze, sıradan bir hayattı. Ama kendilerini zengin, mutlu ve özgür hissediyorlardı. 10 dönümlük topraklarını Ahmet Çalık’ın bütün servetine, bir kayısı ağacını ATV’ye değişmezlerdi.<br />
Çünkü mavi gökyüzü, verimli kayısı ağaçlarının filizlendiği toprak, derelerden akan su, dağda özgürce uçan kuşlar onlarındı. Gece yarısı evlerini aydınlatan ay onlarındı. Önlerinde bir gelin gibi süzülen Fırat’ın sularını sonsuza kadar seyretme özgürlükleri vardı.<br />
•   Toprak: Hayatın kaynağı<br />
Mevsimler de onlarındı. İlkbaharın yeşili, kışın karı, sonbaharın renkleri, yazın kızgın güneşi onlarındı. Çünkü onlar bu mevsimleri yaşıyorlardı. Şehirdekilerin kaybettiği mevsimler köylerinde capcanlı ve dipdiriydi. Yeşili görmeden ilkbaharı, karı görmeden kışı, renklerin cümbüşünü seyretmeden sonbaharı geçiren şehirlilerin aksine onlar mevsimlerini kaybetmemişti.<br />
Temiz hava, mavi gökyüzü de onlarındı.<br />
Şehirliler ruhlarını betonlaşmış caddeler ve bankalar arasında kaybederken, köylüler temiz hava ve ağaçların arasında toprak gibi olmuşlardı.<br />
Toprak!<br />
Hayatın kaynağı, yaşamın özü!<br />
Topraktan çıkanı yiyorlardı, şehirdekiler gibi fabrikadan çıkanı değil. Kimyasallar şehirdekilerin kalbini kaskatı yapmış, doğal yiyecekler köylülerin yüreğini yumuşak tutmuştu.<br />
Çünkü alınlarında ter birikiyordu. Ayakkabılarının içi toprakla doluyor, paçalarına dikenli otlar yapışıyor, ellerinde nasır oluşuyordu.<br />
Çünkü şehirdeki insan; hayatında bir ağaca çıkmadan, bir hayvanı besleyip sevmeden, toprağa ayak basmadan, bir fidanı dikip onun büyümesini seyretmeden “ot” gibi yaşıyordu.<br />
Ya köylü?<br />
**************<img style="border: 0px initial initial;" src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/226758_10150189941727807_757522806_7124261_4156306_n.jpg" border="0" alt="" /><br />
•   Elveda hülyalar!<br />
Artı ayrılık vakti yaklaşmıştı.<br />
Hayvanlarla, toprakla, ağaçlarla iç içe geçirdiğim iki mutlu ve huzurlu günün sonunda gezinin en zor yanına gelmiştik.<br />
Vedalaşma!<br />
Hayatla vedalaşacağımın farkındaydım.<br />
Ama yüreğimi ve bir de benimle birlikte gelen hülyalarımı bırakıp gidecektim, Erdemli’nin dağlarında, Fırat’ın sularında temiz kalsın, şehirde kinlenmesin diye!<br />
İrademi ve aklımı alırsam yeterdi. Betonla ve en önemlisi betonlaşmış insanlarla mücadele etmek için lazımdı.<br />
Elveda gelincikler! Elveda iğde ağaçları! Elveda kayısılar! Elveda Erdemli köyünün erdemli insanları! Elveda sincaplar! Elveda dereler, sular! Elveda sarıçiçekler, dağ laleleri, elveda dağlar, taşlar, ovalar!<br />
Elveda Erdemli!<br />
Elveda İzollu!<br />
Elveda Fırat!<br />
Şehre doğru yaklaştıkça bilincimin yerinde olup olmadığını anlamak, kendimin kendim olduğunu öğrenmek için epeyi zaman geçmesi gerekiyordu.<br />
<img src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-snc6/247253_10150189941527807_757522806_7124257_1273298_n.jpg" border="0" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yuregimi-izollu%e2%80%99ya-biraktim-da-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öldürülenlerin Mezarları &#8211; İkizpınar Kavgası</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/oldurulenlerin-mezarlari-ikizpinar-kavgasi/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/oldurulenlerin-mezarlari-ikizpinar-kavgasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 18:54:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[İkizpınar Kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[Kale]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Öldürülenlerin Mezarları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[Bu öykü Kal&#8217;a (Kale)ye doğru inen,İkizpınar&#8217;ındaki yolların kesiştiği bi kavuşak yerinde &#8220;uğur kesme kavgası&#8221; ile neticelenmiş acıklı bir olayı dile getirmektedir. Dünkü inanışlarda halkın önem verdiği &#8220;ugur&#8221; nasıl bir şeydi,nasıl olur kesilir,kavga nasıl başlar dı? İnsanın ömür boyu gelen her yeni günü,yeni talih içinde bir uğura açıktır.Sabah evden çıkarken,iş yerine giderken onu başkalarına kaptırmamak gerekli.Örneğin,bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Bu öykü Kal&#8217;a (Kale)ye doğru inen,İkizpınar&#8217;ındaki yolların kesiştiği bi kavuşak yerinde &#8220;uğur kesme kavgası&#8221; ile neticelenmiş acıklı bir olayı dile getirmektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-913" href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/oldurulenlerin-mezarlari-ikizpinar-kavgasi/ruyada-mezarlik-gormek"><img class="aligncenter size-full wp-image-913" title="Ruyada-Mezarlik-Gormek" src="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-content/uploads/Ruyada-Mezarlik-Gormek.jpg" alt="" width="287" height="238" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Dünkü inanışlarda halkın önem verdiği &#8220;ugur&#8221; nasıl bir şeydi,nasıl olur kesilir,kavga nasıl başlar dı?<br />
İnsanın ömür boyu gelen her yeni günü,yeni talih içinde bir uğura açıktır.Sabah evden çıkarken,iş yerine giderken onu başkalarına kaptırmamak gerekli.Örneğin,bir ana yol üzerinde yürürken tali yoldan gelenin önünüzden geçmesi ile uğurunuzu o almış sayılırdı.Tali yolu keserek siz geçmiş olsaydınız uğurunuz kesilmez,o kişinin uğuru size geçmiş olurdu.Üstelik hayvan bile uğur kesebilirdi.İşi iyi gitmeyen,üzücü olaylarla karşılaşmış olanlar o günkü uğurunu belki de bir hayvana kaptırmış düşüncesi içinde üzülürdü.Hala kasabalarda,köy hayatı içinde az da olsa bu batıl adete inananlar,onu yaşayanlar var.Beyinlere işlenmiş bu öyle bir inanç ki,uğuru vermemek için &#8220;önce yol benim!Önümden gecemezsin!&#8221; diyen kişi,öteki kişiden kuvvetliyse zayıf olan,kuvvetli olana yol veriyor,ya da uğur vermeme kavgası başlıyordu.<br />
Uzak dağ köylerinden Kömürhan Boğazı&#8217;na yakın yol üstündeki Kale&#8217;ye doğru giden,yediden yüzyediye biner kişiye aşkın iki gelin alayı İkizpınarı&#8217;ndaki bir yol kavuşağında yüz yüze karşılaşırlar.Her iki alayın da en önde gelenleri uğur kestirmemenin direnişi içinde en önde atılarak kılıçlarını çeker:</p>
<p>-Yolumuzu kesmeyin!Durun!Geçemezsiniz!&#8230;<br />
-Önce biz geçeceğiz,çünkü ana yoldayız&#8230;<br />
-Hayır!Yol hakkı bizim!Biz daha kuvvetliyiz&#8230;Bir ağa düğününün uğurunu kesmeyin&#8230;</p>
<p>Sözleriyle başlayan öfkeli tartışmalar kızıştıkça kızışır.Birden bire başlayan kavga öyle büyür ki,her her iki alayın cesetleri üstünde sade iki gelinden başka hiç kimse kalmaz.Gelinlerden birisi bu olaydan kaçarken atından düşer ölür.Öbür cesur gelin de atını önündeki yüksek bir yara sürer.Kıyı tarlalarında çalışan köylülere duvağını sallarken acı acı seslenir:<br />
-Hey!..Hey!..Hey!..<br />
-Kan gölüne gelin ey!..<br />
-Hey!..Hey!..Hey!..</p>
<p>Çığlık çığlık yükselen o ipince,daha keskin gür sesi Fırat&#8217;a doğru inen vadilerde yankılanır.<br />
Olay yerine gelen ölü sahiplerinin tutturduğu ağıtlar,döktüğü gaözyaşları Kale&#8217;nin tarihine bir acı bırakırken asılsız bir inancın aldanışı içinde delik deşik olarak kan gölüne serilmiş zavallı insanların gömüldüğü alana, &#8221; Öldürülenlerin Mezarları&#8221; diye isim koyulur.</p>
<p>Yaşanmış bu olayın arkada bıraktığı bazı ağıtları da buraya alıyorum:</p>
<p>&#8220;Sana düğün yapıldı<br />
Beyaz duvak takıldı<br />
Ellerindeki kına<br />
Ecele mi yakıldı?..&#8221;</p>
<p>&#8220;Kader derin bir kuyu<br />
Uyu,gelinim uyu<br />
Ağıdını tutturdu<br />
İkizpınarın suyu&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Yazı,ezel yazılmış<br />
Toprağı dar kazılmış<br />
Mezar taşı üstüne<br />
&#8220;Kurban&#8221;diye yazılmış&#8230;&#8221;</p>
<p><strong> Mehmet Akif KAYADUMAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong> Kaynak:</strong><em>Dünkü Fırat Havzası&#8217;nda Araştırmalar 1985/1986<br />
<strong> Mehmet Sabri KELEMEROĞLU</strong></em></p>
<div><em><strong> </strong></em></div>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/oldurulenlerin-mezarlari-ikizpinar-kavgasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Izollu&#8217; da Sonbahar</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollu-da-sonbahar/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollu-da-sonbahar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:28:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izol]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[izolu]]></category>
		<category><![CDATA[m. akif kayaduman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[İzolluda sonbahar yavaş yavaş kendisini ağustos ayında belli etmeye başlar. Yaz ayının ortasında bazı günler kış günleri gibi soğuk ve ayaz olur. Çabuk unutulan yaz yağmurları yerini fırtınalı ve şiddetli gök gürültülü yağmurlara bırakır. Geceleri dağlardan izollunun ovalarına doğru esen şiddetli rüzgâr birazda korkunç ses çıkararak kimi evlerin çatılarındaki kiremitleri uçurur ve duruma şahit olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"> İzolluda sonbahar yavaş yavaş kendisini ağustos ayında belli etmeye başlar. Yaz ayının ortasında bazı günler kış günleri gibi soğuk ve ayaz olur. Çabuk unutulan yaz yağmurları yerini fırtınalı ve şiddetli gök gürültülü yağmurlara bırakır. Geceleri dağlardan izollunun ovalarına doğru esen şiddetli rüzgâr birazda korkunç ses çıkararak kimi evlerin çatılarındaki kiremitleri uçurur ve duruma şahit olan çocuklar ise korkularından ya yorganlarının altına saklanır ya da anne-babalarına sımsıkı sarılırlar. Sarılırlar bilirim kendimden bilirim çünkü…</span></p>
<p><a rel="attachment wp-att-916" href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollu-da-sonbahar/226-super-sonbahar-manzara"><img class="aligncenter size-medium wp-image-916" title="226-super-sonbahar-manzara" src="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-content/uploads/226-super-sonbahar-manzara-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Sonbahar yaklaşmıştır artık kayısı ağaçları o ilkbaharda giydikleri beyaz elbiselerini nasıl yaz ayında yeşil elbiseye bürüdüyseler şimdi de büründükleri sarı elbiseleri yaprak yaprak dökülmeye başlar. Ağaçlardan teker teker dökülen yapraklar sanki izolluyu anlatır gibi çünkü izolluda yaşayan insanlarda yaprak misali sonbahar yaklaşırken izolludaki evlerinden bir bir şehirlerdeki evlerine taşınırlar. Şehirlere gitmeden önce ise son kış hazırlıklarını yaparlar:Yorganlar yünler su kenarlarında yıkanır, buğdaylar büyük kazanlarda kaynatılıp sonrada değirmenlerde öğütülür, yaşlı ağaçlar kesilip odun olur,sobalar kurulur,kuru dutlarla pestiller pekmezler yapılır, cevizler ve bademler silkelenir, narlar dallarından toplanılır&#8230;vs. Minibüslerde bidonlar ve çuvallarla;bulgurlar, kayısılar, pekmezler, reçeller, turşular taşınır şehirlere.İzolluda sadece izolluyu çok seven izolluya aşık insanlar ve izolluda yaşamaya mecbur yaşlılar,memurlar,öğrenciler ve çalışanlar kalır. Köyleri biraz sessizlik kaplar. Ta ki gelecek bahara kadar. Kalanlarda ramazan ayını karşılamak için hazırlıklar yaparlar. Bayramda biraz kalabalıklaşır izolludaki köyler. Bayramı köyde geçirmek isteyenler camileri tekrar yazınki gibi doldurur. Bayramda birde birkaç vefalı evlat anne-babalarının mezarını ziyaret etmek için döner köylerine kısa süreliğine de olsa…</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Okulların açılmaya başlamasıyla birlikte o güzelim küçük çocuklar kendilerinden ağır sırt çantalarıyla birlikte fırtınalı havalarda çamurlu köy yollarından okullarının yolunu tutarlar, Üniversiteli gençler ise teker teker başka şehirlerdeki üniversitelerine giderken veda etmeden Fırata, arkalarına bakmadan sanki kaçarcasına terk ederler izolluyu sonra pişman olsalarda. Yurtlarına yerleşirken de annelerinin valizlerine gizlice koyduğu kayısı, pestil ve çekirdekleri yerken gözleri dolar gözyaşlarını tutamazlar.<br />
Kısacası Sonbaharda İnsanlar hep giderler gurbet ellerine, giderken de gurbette analarını babalarını ve sevdiklerini bırakırken arkalarında huzur bulamazlar toprak evlerde buldukları gibi huzur beton evlerde ve ilk günden itibaren memleket hasreti yaşamaya başlarlar…</span></p>
<p>M.Akif Kayaduman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollu-da-sonbahar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukluğumu Özlüyorum&#8230;</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/cocuklugumu-ozluyorum/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/cocuklugumu-ozluyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:22:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[m. akif kayaduman]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kale izollu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[Çocukluğumu özledim. Hiçbir neden düşünmeden özgürce koşabildiğim günleri,bisiklete binip kardeşlerimi geçme telaşımı,düşmemi ,canım acısa bile yine de gülüp yarışa devam etmelerimi özledim. Arkadaşlarla İzollu’nun soğuğuna rağmen balık tutmaya gitmelerimizi, Her seferinde diğer arkadaşların daha çok tutup bizimle dalga geçmesini, &#8220;Öğretmenim beni dışarda görür de kızar&#8221; düşüncesiyle onun evinin önünden büyük bir korkuyla geçmeyi, En yakınım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumu özledim.<br />
Hiçbir neden düşünmeden özgürce koşabildiğim günleri,bisiklete binip kardeşlerimi geçme telaşımı,düşmemi ,canım acısa bile yine de gülüp yarışa devam etmelerimi özledim.</p>
<p><a rel="attachment wp-att-919" href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/cocuklugumu-ozluyorum/1914136581_0ea740aff0"><img class="aligncenter size-medium wp-image-919" title="1914136581_0ea740aff0" src="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-content/uploads/1914136581_0ea740aff0-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p>Arkadaşlarla İzollu’nun soğuğuna rağmen balık tutmaya gitmelerimizi,<br />
Her seferinde diğer arkadaşların daha çok tutup bizimle dalga geçmesini,<br />
&#8220;Öğretmenim beni dışarda görür de kızar&#8221; düşüncesiyle onun evinin önünden büyük bir korkuyla geçmeyi,<br />
En yakınım dediğim dostumla ilk okulun o özel günlerinde şarkılar söyleye söyleye eğlenmelerimizi özledim.<br />
En çok sevdiğimiz diziyi bugün hangimizin evinde izleyeceğiz tartışmalarını,<br />
Anneler gününde hiç param olmadığı için gidip papatyalar topyalıp bardağın içinde anneme sunuşumu  ve onun mutluluk gözyaşlarını özledim&#8230;</p>
<p>Çocukluğumu özledim.<br />
Dut ağacına tırmanmaya çalışmalarımızı,<br />
Kim daha çok kayısı toplayacak deyip ağaçtan düşmelerimizi; ardından ağlamakla gülmek arasındaki çıkardığım o ilginç ses tonunu özledim.<br />
Babamın ekmeğe sürüp verdiği yumuşak peyniri ve yağı,<br />
Annemin yaptığı salçaları kuruması için evimizin terasına koyduğunda,uzaktan izleyip sonra gizli gizli salçaların içine taş atmalarımızı özledim.<br />
Kardeşlerimle evimizin koridorunda yaptığımız maçlardan arda kalan patlamış lastik topun kokusunu ve oyun oynarken sıkıldığımda su içme bahanesiyle babamın yanına gidip uyuma numarası yaptığım günleri özledim&#8230;</p>
<p>Çocukluğumu özledim&#8230;<br />
Yaşlı teyzelerin deyimiyle bazlamayla yoğurt yemeyi özledim..<br />
Ve çok korkuyor olmama rağmen komşumuzun horozunun beni kovalamasını ve annnneeee diye çığlık atmalarımı özledim.<br />
Köpeğimiz coni&#8217;nin ben nereye gitsem peşimden gelip beni koruduğu hissine kapılmalarımı ve her sabah namazında bizi ışıklarımız yanana kadar uyandırmaya çalışmasını özledim.</p>
<p>Sırtımdan henüz vurulmadığım o temiz günleri,<br />
Annemin diktiği,her bayram heyecanla beklediğim kırmızı elbiselerimi,<br />
Sobanın üzerinde yaptığımız çekirdekleri özledim.<br />
Sıcacık odamızı özledim.Çok özledim.</p>
<p>Şimdi her şey yapay sanki.<br />
Koşamıyorum artık.<br />
Bisikletime de binemiyorum.Özgürlüğümü çalan sokaklardan adalara gidip günü birlik kurtuluyorum&#8230;<br />
Artık canım yandığında gülemiyorum.<br />
Eminönü&#8217;nde balık tutmaktan da zevk alamıyorum.<br />
Kardeşime emanet ediyorum o anki hevesimle elime aldığım oltasını.<br />
Korkacağım bir öğretmenimde kalmadı artık.<br />
Severek izleyebileceğim bir dizide..<br />
Ve artık papatyada toplayamıyorum anneme.</p>
<p>Çocukluğumu özlüyorum.<br />
Tırmanacağım bir ağacım yok,kollarımızı kanatan kayısı ağacımız yok,annemin yaptığı o güzel salçalar yok..<br />
Ve büyüyen bedenlerimize artık futboluda sokamıyoruz abilerimle.<br />
Ve hiç ayrılamadığım köpeğimin yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum.<br />
Annemin özenle diktiği elbiselerdeki tadı şimdi en lüks mağazadan alınanlarla bile kıyaslayamıyorum.<br />
O mutluluğu yaşayamıyorum..<br />
O sevinci taşıyamıyorum.<br />
Ve artık içimi ısıtan sobamız yok.<br />
Suni bir peteğe sığındırıyorum yüreğimi.Isıtamıyorum içimi.Isıtamıyorum kendimi.Isıtamıyorum eski günleri&#8230;</p>
<p>Çocukluğumu özlüyorum.<br />
Ben eski beni özlüyorum.<br />
Sorumsuz günlerimi,kirlenmemiş düşlerimi,gülen gözlerimi özlüyorum&#8230;<br />
Çocukluğumu özlüyorum,ben daha fazla büyümek istemiyorum.<br />
Artık hayatın bana getireceklerinden korkuyorum..<br />
Çocukluğumu özlüyorum<br />
Çocukluğumu çok özlüyorum&#8230;</p>
<p>M. Akif Kayaduman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/cocuklugumu-ozluyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şubat</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/subat/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/subat/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:20:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[m. akif kayaduman]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kale izollu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Nedendir bilmem ama ben şubat ayını çok seviyorum. Sene boyunca hep şubat ayı gelsin diye beklerim. Belki şubat ayında doğduğumdan da kaynaklanabilir bu sevgim beklide başka sebeplerden de olabilir.2007 deki şubat ayını aklıma geliyor hiçte istediğim gibi geçmemişti ama,sınava hazırlandığım zamanlardı ve o günlerde Malatya ve Elazığ’da hep artçı depremler oluyordu kimse umursamıyordu bile ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;">Nedendir bilmem ama ben şubat ayını çok seviyorum. Sene boyunca hep şubat ayı gelsin diye beklerim. Belki şubat ayında doğduğumdan da kaynaklanabilir bu sevgim beklide başka sebeplerden de olabilir.2007 deki şubat ayını aklıma geliyor hiçte istediğim gibi geçmemişti ama,sınava hazırlandığım zamanlardı ve o günlerde Malatya ve Elazığ’da hep artçı depremler oluyordu kimse umursamıyordu bile ama ben hep kafama takardım. Böyle gece olunca odamda yalnız soru çözerken sanki çatıda birşey koşuyor gibi olurdu ve hemen dışarı kaçardım. Ertesi gün bakardım hafif bir zelzeleymiş her gece öyle ne zaman olacak diye beklerdim. O yılın şubat ayı hiç istediğim gibi geçmiyordu,hep derdim bu şubat hayal kırıklığına uğradım diye. Gecen senede fazla iyi geçmedi şubat ayı fazla kötüde sayılmazdı. Ve bu yılın şubat ayı hem çok güzel geçti hem de çok kötü…</span></p>
<p><a rel="attachment wp-att-922" href="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/subat/sevgililer-gunu"><img class="aligncenter size-medium wp-image-922" title="sevgililer-gunu" src="http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-content/uploads/sevgililer-gunu-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Bir şubat sabahı iki ayrı cep telefonun alarm sesiyle uyanıyorum ve elimde sadece bir ajanda okula her gün olduğu gibi kahvaltı yapmadan gidiyorum. Hava soğuk ve birazda yağmurlu üşüyorum biraz ,her sabah olduğu gibi dolu adım atacak yerin bile olmadığı havasız bir otobüse biniyorum.yolcularla şoförün laf atışmalarını gülerek izliyorum.yolculara bakıyorum insanları seyrediyorum.yer verilmesini bekleyen yaşlılar,yer vermemek için yalandan uyku numarası yapan liseli öğrenciler,kulaklıkla çok yüksek sesle müzik dinleyen üniversiteliler,çalışmak mecburiyetinde olan anneler babalar ve insanlar..Camdan dışarı bakıyorum yağmuru seyrediyorum.bir an aklıma bir şey takılıyor bu otobüslerin camları neden bu kadar büyük yoksa camlarının bu kadar büyük olmasının sebebi bazı insanların otobüse binmek zorunda kalan aciz insanları seyretmesi mi diye..Otobüsten iniyorum yolun karşısına yaşlı bir kadınla geçiyorum yavaş yürüdüğü için bayan sürücü yaşlı kadına korna çalıyor.yaşlı kadın illa geçecek misin beklesen ölür müsün diye bağırıyor,ben yine gülüyorum..</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Akbilim boş olduğu için büfede küçük pencereden uzatıyorum akbilimi,adam,ne kadar yükleyeceksin diyor. iki ytl diyorum. Bu günü bir geçirelim belki yarın olmayız kim bilir diye söyleniyorum kendi kendime. bir dal sigarada alıp akbil fişini yere atarak ellerimi cebime koyuyorum ve bir sigara yakıyorum birkaç nefes çektikten sonra hiç içmeyeceğime dair Ona verdiğim söz aklıma geliyor ve sigarayı yere atıyorum. boş bir caddede yürüyorum sanki arkamda biri varmış gibi tedirgin oluyorum.ne oluyor böyle neden kimse yok yoksa beni çapraz ateşe mi alacaklar diye düşünüp kendime gülüyorum.fakülteye girerken banklarda oturmuş çeşit çeşit üniversiteli insan gruplarına bakıyorum gülüşüyorlar.bense sanki arkamdan bana gülüyorlar diye düşünüyorum sonra öyle olmadığını sanıp salla gitsin diyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Eve geldiğimde bilgisayarda köy resimlerine bakarken telefonum çalıyor ve çok sevdiğim sohbet arkadaşım dedem gibi gördüğüm doksan yaşlarında ihtiyar amcanın vefat haberini alıyorum. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun deyip bilgisayara kaydettiğim resmini açıp bakıyorum.duygulanıyorum gözüm yaşarıyor onunla yaşadığım hatıralar aklıma geliyor,yalnız  yaşadığı için konuşacak kimsesi olmadığı için konuşmayı çok severdi bir gün evine gittiğimde ramazan ayında 6 saat boyunca sohbet etmişiz zaman su gibi geçip gitmiş kahve içmiştik beraber eskilerden konuşmasını dinlerdim hep konuşalım sabaha kadar keşke benim dedem olsa diye düşünürdüm içimden,beni ne zaman görse çağırır bazen üzüm bazen de cebinde ne varsa ikram ederdi.çok güzel atasözleri söylerdi hikayeler anlatırdı.bazen yanına gitmesem niye hiç gözükmüyorsun niye hiç gelmiyorsun derdi.ne güzel  günlermiş meğer,o günler kıymetini geç te olsa şimdi anlıyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;"><br />
Gece oda sessiz kendi kendime düşünüyorum her zamanki gibi sonra kulak asma olacak neyse olur deyip bir müzik açıyorum ve bir Ahmet kaya şarkısı “Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe..Yine de bu yangını söndüremedim..Bağıra bağıra yazdım seni içime..Bir kez olsun yüzünü güldüremedim..”dinleyip uykuya dalıyorum ertesi başka bir şubat sabahına uyanmak için…<br />
Bir şubat ayıda geride kaldı acısıyla tatlısıyla. bakalım gelecek şubatlar nasıl olacak. neler yaşayacağız neler göreceğiz neleri aşacağız nelerle karşılaşacağız  akışına bıraktığımız hayat neler yaşatacak…</span></p>
<p>M.Akif KAYADUMAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/subat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleketimin Yıldızları</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/memleketimin-yildizlari/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/memleketimin-yildizlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:17:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izol]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[izolu]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep kaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[Gidenler bilir memleketimin yazı ve sıcağı başkadır.Hele İstanbul’da yaşayıp İstanbul’un havasına iklimine alıştıysanız, doğunun havası size tabi olarak çok daha temiz biraz da sert gelir.Bana da öyle gelmişti.Hava pırıl pırıl, gökyüzü parlak ve daha sıcaktı. Akşam olduğunda köydeki herkes gibi bizim evdekilerde damda yatmaya karar verdiler.Doğruyu söylemek gerekirse başta biraz korkmuştum.Dam deyince sivri çatılı evler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gidenler bilir memleketimin yazı ve sıcağı başkadır.Hele İstanbul’da yaşayıp İstanbul’un havasına iklimine alıştıysanız, doğunun havası size tabi olarak çok daha temiz biraz da sert gelir.Bana da öyle gelmişti.Hava pırıl pırıl, gökyüzü parlak ve daha sıcaktı.<br />
Akşam olduğunda köydeki herkes gibi bizim evdekilerde damda yatmaya karar verdiler.Doğruyu söylemek gerekirse başta biraz korkmuştum.Dam deyince sivri çatılı evler aklıma gelmişti.Sonra etrafıma bakınca öyle olmadığını anladım.Köydeki çatılar teras gibi düzdü.Ve bu düz damlar çok amaçlı kullanılıyordu.Sebze meyve kurutuluyor, reçeller, pekmezler, salçalar güneşte kıvamlandırılıyor, geceleyinse de yatılıyordu.<br />
Akşam karanlığı çökmeye başlayınca dama yer yatakları serildi.Yemekler yendi.Sonra büyüklerimizle dama çıktık.Ve damdaki ilk gecem…Sırt üstü yatağıma uzanıp gökyüzüyle karşı karşıya kaldığımda yaşadığım duyguyu anlatmam gerçekten mümkün değil.Sanki burada gökyüzü bize daha yakın gibiydi.Ve gece gökyüzünün karanlığından daha fazla yıldız vardı.İrili ufaklı, küme küme,parlak ve göz kamaştırıcı…Burada yıldızları saymak mümkün değildi.O kadar çok ve şekilliydiler ki…Beş köşe, altı köşe,alt ve üst köşeleri uzun…Ve AY.Etrafında parlak bir hane olan hilali de ilk kez burada gördüm.<br />
İlk şaşkınlığı geçirdikten sonra anneme yıldızları gösterdim.<br />
-Evet, çok güzeller değil mi?<br />
-Buradan sayısını sayamayacak kadar çok.<br />
-Evet öyle…<br />
-İstanbul’da gökyüzüne baktığımda Ay ve birkaç yıldız görünüyordu.<br />
Annem gülümseyerek anlatmaya başladı.<br />
-Yıldızlar ve gökyüzü aynı.Görünen Ay da aynı.Fakat onlara baktığımız mekan farklı.Etrafına, evlere bir bak.<br />
Gözlerimi gökyüzünden indirip etrafa bir bakınca zifiri karanlıktan başka hiçbir şey görünmüyordu.İnsanlar erkenden yattığından evlerin ışıkları sönmüş, uzaklardan tek tük cılız birkaç ışıktan başka bir şey görünmüyordu.Oysa İstanbul böyle değil, binlerce evin ışığı dükkanların, binaların, yolların ışıkları ve dolayısıyla bu kadar yoğun aydınlatmada yıldızların ışığı sönük kalıyor,görünmüyorlardı.Çok parlak olanların dışındakileri göremiyorduk.<br />
Yıldızlarla dolu gökyüzünü gördüğümde içime dolan sevinç ve coşku bir anda buruk bir hüzne dönüştü.Böyle muhteşem bir manzara, masallarda ki gibi bir gökyüzü vardı ve biz onu göremiyorduk.Sonraki gecelerde yıldızlara bakarak geçti.Ama hiçbir gece ne zaman gözlerimi kapatıp nasıl uykuya daldığımı hatırlamadım.<br />
İstanbul’a döndüğümüzde uzun bir zaman aynı yıldızları görmeyi istedim.Hatta hiç unutmam elektrik kesintisi olduğu gecelerde heyecanla balkona koşar.Çocuk aklıyla elektrikler kesildi, şehrin ışıkları söndü şimdi bütün yıldızlar görünecek diye bekledim.Ama hiçbir zaman göremedim.<br />
Şimdi çok daha iyi anlıyorum ki memleketimin havası suyu gibi yıldızları da başka bir güzeldir.</p>
<p>Zeynep KAYA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/memleketimin-yildizlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir köy var uzakta</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/bir-koy-var-uzakta/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/bir-koy-var-uzakta/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izol]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[izolu]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep kaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[kindi saatleri… Günün bitiminde güneş en güzel ışıklarını saçıyordu. İki dağın arasından geçiyorduk . Daha tepesindeki karların bile erimediği kocaman, bembeyaz iki dağın arasından… Nereye mi gidiyorduk? Babamın çocukluğunu doyasıya yaşadığı , gözünde tüttüğü yerlere köyüne gidiyorduk.Bense açıkça ilk başlarda bu geziden pek hoşnut değildim.Ne olurdu sanki,şöyle güneye güzel bir otele gitsek,gezip eğlenseydik.Hem bu köyün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>kindi saatleri… Günün bitiminde güneş en güzel ışıklarını saçıyordu. İki dağın arasından geçiyorduk . Daha tepesindeki karların bile erimediği kocaman, bembeyaz iki dağın arasından… Nereye  mi gidiyorduk? Babamın çocukluğunu doyasıya yaşadığı , gözünde tüttüğü yerlere köyüne gidiyorduk.Bense açıkça ilk başlarda bu geziden pek hoşnut değildim.Ne olurdu sanki,şöyle güneye güzel bir otele gitsek,gezip eğlenseydik.Hem bu köyün bir adı yok muydu?Olsa da ne değişirdi ki sanki sonuçta   köye gidiyorduk.Sadece bir köye…Halbuki babam ne kadar mutluydu.Daha yola çıkmadan ‘oralara bir gidelim bir varalım bir daha asla ayrılmak istemiceksiniz’ deyip dururdu.Acaba babam haklı mıydı?Gerçekten anlattığı kadar  güzel miydi gideceğimiz yer?Bilmiyorum ama emin olduğum tek şey vardı oda babamın gerçekten çok mutlu olduğu.Çünkü yaklaştıkça yüzündeki tebessüm daha da artıyordu.<br />
Nihayet uzun yollar bitmiş şehre varmıştık. Geniş caddeler,görkemli binalar,kanal boyu parklar..Sonra kendi köyümüze doğru yolumuza devam ettik.Yolda sağlı sollu kayısı bahçeleri,meyve ağaçları.Güneş batmaya yüz tutmuştu.Derken baraj göründü.Ben ilk gördüğümde deniz sandım.Etrafı kayısı bahçeleriyle,ağaçlarla dolu masmavi bir göl  gibi.Güneş suyun üzerine kıpkırmızı  yansıyordu.Anlamıştım, babamın köyü daha doğrusu ilerde benim hayatımı süreceğim bu yer hiç de düşündüğüm, hayal ettiğim  gibi değildi.Kayısı zamanı  meyveye durmuş dallar , bahçe içerisindeki evler, kayısıları elbirliğiyle toplamak için o sıcağın altında dahi yüzlerinden gülümsemenin eksik olmadığı insanlar… Kısaca her yerde bir hareket , bir koşuşturma ve neşe.Tıpkı kartpostallardaki manzaralar gibi.Hatta daha güzeli…<br />
Her şey çok çabuk geçiyordu. Arabadan inişimiz , koşarak dedeme sarılışım, evin balkonundan görünen muhteşem manzara eşliğindeki sohbetlerimiz ve pırıl pırıl  berrak bir havada içtiğimiz çaylar…Her şey muhteşemdi.<br />
Gözlerimden akan yaşları fark etmemiştim. Babam başımı okşayarak ‘ne oldu kızım neden ağlıyorsun?’ diye sorduğunda çocuk dilim buraya gelmeden önceki düşüncelerimi  anlatamadı . Yanılmıştım hem de çok… Yaşadığım bu ziyaretten sonra zihnimde kurduğum ‘orda bir köy var uzakta’ düşüncesi tamamen silinmişti.<br />
Aksine dağların ardında bir köy değil, dağların ardında bir Cennet vardı… O cennetin adı ne miydi? O cennetin yani benim köyümün adı İzolluydu , izollu  köyü…<br />
Evet Yıllar sonra hayallerimin cennetindeki yerde bir öğretmenim…</p>
<p>(Sevgili babacığım, bize köyümüzde tanıştırdığın hayat için sana minnettarım. Nur içinde yat…)</p>
<p>ZEYNEP KAYA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/bir-koy-var-uzakta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaz Okulu</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yaz-okulu/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yaz-okulu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 20:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izollu yaz okulu]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep kaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Sekiz dokuz yaşlarındayken olan arkadaşlarınızı hatırlar mısınız? Onlarla ne oyunlar oynadığınızı?Neler konuştuğunuzu? Hayatınızın en saf en sevimli muhabbetleri…Bu yaşlarda genelde diğerlerinin bilmediği şeyleri bilmektir en güzel olanı..Diğerlerinin görmediği yerleri anlatmak, bilmedikleri oyunları öğretmek, duymadıkları bilmeceleri sormak, daha pek çok şey..Siz anlatırken gözleri kocaman olmuş, ağızları bir karış açık dinlerler sizi..Kendinizden büyük çocukların bile merak ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sekiz dokuz yaşlarındayken olan arkadaşlarınızı hatırlar mısınız? Onlarla ne oyunlar oynadığınızı?Neler konuştuğunuzu?<br />
Hayatınızın en saf en sevimli muhabbetleri…Bu yaşlarda genelde diğerlerinin bilmediği şeyleri bilmektir en güzel olanı..Diğerlerinin görmediği yerleri anlatmak, bilmedikleri oyunları öğretmek, duymadıkları bilmeceleri sormak, daha pek çok şey..Siz anlatırken gözleri kocaman olmuş, ağızları bir karış açık dinlerler sizi..Kendinizden büyük çocukların bile merak ve ilgiyle sizi dinlemesi, sorular sorması çok keyiflidir.<br />
Biliyorum, çünkü çocukluğumun en hoş zamanlarındandı.İkinci sınıfı bitirdiğim o yaz Malatya’ya gidişimiz…Çocukluğumun en eğlenceli, en öğretici, en güzel zamanları…O yaz Malatya’dan dönüşümüzde arkadaşlarıma anlatacak o kadar çok şeyim olmuştu ki…<br />
Yumuşacık tüylerini okşamaya doyamadığınız kara gözlü yavru kuzular ile onlara taze ot yedirmenin keyfini… Pek çoğu bir kuzuya dahi dokunmamış olan arkadaşlarım elinizden ot yiyen şirin kuzucukları heyecanla dinlerdi.<br />
Elmayı, armudu, eriği manavda gören çocuklara onları dalından koparmanın zevkini,oradaki meyvelerin bile başka koktuğunu anlatırdım.Sıcak temmuz ayında koşmaktan hoplayıp zıplamaktan ter içinde kalan ayaklarınızı buz gibi akan arığın suyuna soktuğunuzda nasıl karıncalandığını…Kuluçkaya yatan tavuğumuzun su içmek için kalktığında yumurtalarına baktığımızı ve sıcacık yumurtaları…<br />
Yumurtadan yeni çıkan civcivleri anlata anlata bitiremezdim. Hiç unutmuyorum bir gün ‘Size bir şey söyleyeyim mi, bence tavuklar sayı saymayı biliyor.’ diye söze başladım. Diğer iki arkadaşım ‘olur mu öyle şey’ diye itiraz etti. Ben ampulu bulan Edison edasıyla,  bizim bir sarı tavuğumuz vardı. Babaannem onu daha biz köye gitmeden kuluçkaya yatırmış.(Tabi kuluçkanın ne olduğu ayrı bir muhabbet konusu)Biz gittikten bir müddet sonra tam on bir yavru çıkardı. Hepsi birbirinin tıpatıp aynı on bir civciv…Onlardan birini okşamak istediğimizde kanatlarını kabartıp anne tavuk bizi kovalardı. Bir keresinde köydeki arkadaşlarımdan bir tanesi anne tavuk eşelenip yem ararken yavrulardan birini ona fark ettirmeden aldı. Anne tavuğa görünmemek için evin avlusuna girdik. Orada civcivi biraz sevip oynadıktan sonra tekrar diğerlerinin yanına bırakmak için getirdiğimizde anne tavuk yavrusun olmadığını çoktan anlamış acı acı gıdaklayarak kanatlarını çırparak yavrusunu arıyordu. Birbirinin tıpatıp aynı on bir civcivin arasında birinin eksildiğini nasıl anlamıştı?(Demek ki onları sayabiliyordu.)<br />
Çocukluğumun bu hoş anıları şimdi komik geliyor bana ama o yaz gerçekten çok şey görmüş, çok şey öğrenmiş, hemen her günüm ayrı bir anı olmuştu. Yaz güneşinde sararmış buğday başakları ile dolu tarlalar olgun başakların akşam esintisiyle bir o yana bu yana dalgalanışı tıpkı sarı bir deniz gibiydi. Sonra buğdayların biçilmesi o sıcak güneşin altında çalışan insanlar…  O zaman çok daha iyi anlamıştım. Ekmeğini ziyan etme, kırıntılarını yere dökme diyen babaannemi… Soframıza rahatça gelen ekmek ne kadar çok emeğin alın terinin mahsulüydü.<br />
Ve her akşam hiç kaçırmadığım süt sağma töreni. Tören diyorum, gerçekten bana öyle gelmişti. Akşam üzeri eve dönen koyunlar, inekler ahıra giriyor. Onların yemlikleri ve yalakları doldurulup hazır ediliyor. Ahıra inen babaannem ahırın girişine astığı şalvarını hırkasını giyiyor (Tören kıyafetleri) sonra taburesini alıp yemini yiyen hayvanın kenarına oturup sağmaya başlıyor. Aslında hayvanlar bütün gün ot yiyorlardı.  Önlerine konan yem ise sağılırken rahat dursunlar diyeymiş. Sonra bakır kovaya sağılıyor. Sağılırken çıkan sütün sesi ve köpük köpük kovada biriken süt… Gerçekten görülmeye değerdi.Bütün gün yeşil ot yiyen hayvanların bembeyaz süt vermesi mucize gibi.<br />
Size daha komik bir şey anlatayım. Ben pekmezi çokokrem gibi fabrikalarda yapılan bir şey zannederdim. Tabii bunun böyle olmadığını da öğrendim. Dutlar, üzümler çuvallarda sıkılıp suyu büyük bakır kazanlarda kaynatılıp sonra da tepsilerle damlarda güneşte kıvamlandırılıyor. En sevdiğim kısım ise kazanın dibinde kalıp iyice koyulaşan kısmına ipe dizilmiş cevizleri batırmak. Pekmez kaynarken ben de diğer çocuklarla beraber iri ceviz parçalarını ipe geçirdim. Sonra sıramız gelince kolyelerimizi koyulaşmış pekmeze batırdık. Doğru düzgün soğuyup katılaşmasını beklemeden yedik.O gün bugündür ceviz sucuğunu çok severim.<br />
Köyde geçirdiğim her gün benim için yeni ve heyecan vericiydi. Şimdiki aileler çocuklarını yaz okullarına gönderiyorlar. Dinlensin, eğlensin ve öğrensinler diye. Onları başka alternatifleri de düşünmeye davet ediyorum. <img src='http://www.malatyaizollu.com/wordpress/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Zeynep KAYA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/yaz-okulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzollum..Ben..Anılarım..Vefa&#8230;</title>
		<link>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollum-ben-anilarim-vefa/</link>
		<comments>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollum-ben-anilarim-vefa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2008 20:26:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[izol]]></category>
		<category><![CDATA[izollu]]></category>
		<category><![CDATA[izolu]]></category>
		<category><![CDATA[m. akif kayaduman]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kale izollu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.malatyaizollu.com/wordpress/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[İzollu&#8230;Yirmi yıllık ömrümün geçtiği ilklerimin,gözyaşlarımın,yalnızlıklarımın,anılarımın ,sevinçlerimin,acılarımın ,mutluluklarımın ,kavgalarımın,ayrılıklarımın…yaşandığı cennet mekan..ilk kez kendisinden ayrılmak zorunda kaldığım için hüzünlendiğim ve en fazla ayrılığına hasretine yirmi beş gün dayandığım güzel ilçem..kırlarında gezdiğim,yağmurlarında ıslandığım,sularından içtiğim,dağlarında dolaştığım,güneşinde yandığım,yollarında yürüdüğüm,tepelerinde gün batımını seyrettiğim izollum..senden ayrılmak o kadar zordu ki inan sana döner dönmez yere kapanıp toprağını öpmeye söz vermiştim.ama neden şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em;">İzollu&#8230;Yirmi yıllık ömrümün geçtiği ilklerimin,gözyaşlarımın,yalnızlıklarımın,anılarımın ,sevinçlerimin,acılarımın ,mutluluklarımın ,kavgalarımın,ayrılıklarımın…yaşandığı cennet mekan..ilk kez kendisinden ayrılmak zorunda kaldığım için hüzünlendiğim ve en fazla ayrılığına hasretine yirmi beş gün dayandığım güzel ilçem..kırlarında gezdiğim,yağmurlarında ıslandığım,sularından içtiğim,dağlarında dolaştığım,güneşinde yandığım,yollarında yürüdüğüm,tepelerinde gün batımını seyrettiğim izollum..senden ayrılmak o kadar zordu ki inan sana döner dönmez yere kapanıp toprağını öpmeye söz vermiştim.ama neden şimdi bu vefasızlığım..neden bu ilgisizliğim..neden bu duyarsızlığım anlamıyorum.oysa ki geçen sene hemen bir haftalık tatil olsa bile sana gelmek istiyordum ve ilk fırsatta sana kavuşmaya can atıyordum..ya şimdi izollum ..neden böyle..neden artık sana gelmeyi istemiyorum..neden artık köye dönmeyi istemiyorum..istiyorum ama neden şimdi istemiyorum..bu ne yaman çelişki izollu..oysa gecelerin şahit hala gözyaşlarıma ve çaresizliğime..oysa akşam olunca yüksek tepelerine çıkıp ellerimi ceplerime koyup gün batımını seyrettiğin ve bazı geceler ise karanlıkta ışıklarına baktığım yalnız olduğum kendi kendimle konuşup acaba ne olacak böyle dediğim günler..arkadaşımla her gece nisan yağmurlarında deri montumu giyip ellerimi cebime koyup dinlenme tesisine gidip çay içip şirket otobüslerine bakıp bende bir gün bu otobüslere binecek miyim dediğim ayrılacak mıyım buradan diye düşündüğüm oradan eve dönerken de yolda zaman geçsin diye ayçiçeği alıp yolda yerken hep yarın okulda bunu yapacağım,şuna şunu söyleyeceğim dediğim ama her seferinde diyemediğim söyleyemediğim günlerim..dedemin mezarını ziyaret etmeye giderken yolda dedemin en sevdiği ve benimde en sevdiğim yeşil ördek gibi daldın göllere sen düşürdün beni dilden dillere türküsünü dinlediğim zamanlar..yazmakla bitmez çok güzel hatıralar anlar yaşattın sen bana..ve şimdi mevsim kış..hani kışlarında sırtüstü karlara uzandığım,dışarısı buz gibiyken demir soba sayesinde odada sıcaktan terlediğim..sobanın üzerine çekirdek pestil koyup yediğim,toprak damlardaki karı sildiğim,tuzlayıp ve kocaman bir taşla gidip geldiğim,kartopu oynadığım ve uzun kış gecelerine rağmen çok erken uyuduğum ve hani bazı geceler karlı yolları yarıp bir arkadaşın evine gidip teneke sobanın üzerinde pişen çaydan küçük  bardaktan on-yirmi bardak çay içtiğim günler yaşanmaktadır şimdi değil mi..bunca anım bunca hatıram varken her mevsiminde her gününde neden böyle neden artık içimden sana dönmek istemiyorum..neden.. insanların yüzünden mi yoksa senin yüzünden mi yoksa bütün sorun bendemi..insanların yüzünden olamaz çünkü öyle olsaydı her gün bilgisayarıma kaydettiğim köylülerimin resimlerine insanlarına bakmazdım..senin yüzünden de olamaz olsaydı bilgisayarımın cep telefonumun duvar kağıdına manzaralarını koymazdım ve duvarlarıma senin resimlerini takvimlerini asmazdım..evet sorun bende sanırım..vefasızım sana karşı..gelmeyi düşünmüyorum nedenini bende bilmiyorum gerçekten..belki şimdi gelirsem çok azda olsa çektiğim o sıkıntılı o zorlu günleri hatırlarım diye korkuyorumdur..belki de artık oraya gittiğimde bir şeylerin değişmesi bir şeyleri değiştirmem değiştirecek mevkide olmam gerekli olduğum,oradaki insanların benden bir beklentilerinin olduğu  düşüncesi..belki de gelmene karşı olanlar gelmeni istemeyenler vardır..belki de yalanda olsa gidecek kadar yol paramın olmadığı..belki de burada milyonlarca yapılacak işimin olması ve belki de…ne olursa olsun ama ben böyle olmamalıydım ben bu kadar vefasız olmamalıydım sana karşı..hani senden ayrıldığım zamanlarda ismini duyduğumda hasretinden gözlerim dolmuştu yüreğim coşmuştu fakat neden şimdi böyle..belki biliyorumdur ama tarif edip kelimelere dökemiyorumdur..kendimi kandırıyorumdur belki..oysa sen beni varoşlarından bu şehre göndermiştin onca yokluklara rağmen karşılığı bumu olmalıydı benim vefalı izollum diyeti böylemi olmalıydı söylesene…</span></p>
<p>Vefa akifim vefa değişlerini duyar gibi oluyorum şimdi…</p>
<p>M.Akif Kayaduman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.malatyaizollu.com/wordpress/izollum-ben-anilarim-vefa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

