Malatya Kale izollu İlçesi

Malatyaizollu.Com Belediyesi

Bu konu ‘Sizden Gelenler’ Kategorisindendir

BeğenmedimBeğendim (+9 verildi, 9 kişi oy verdi)
Loading ... Loading ...

Öldürülenlerin Mezarları – İkizpınar Kavgası

Salı, Şubat 9th, 2010

Bu öykü Kal’a (Kale)ye doğru inen,İkizpınar’ındaki yolların kesiştiği bi kavuşak yerinde “uğur kesme kavgası” ile neticelenmiş acıklı bir olayı dile getirmektedir.
   Dünkü inanışlarda halkın önem verdiği “ugur” nasıl bir şeydi,nasıl olur kesilir,kavga nasıl başlar dı?
   İnsanın ömür boyu gelen her yeni günü,yeni talih içinde bir uğura açıktır.Sabah evden çıkarken,iş yerine giderken onu başkalarına kaptırmamak gerekli.Örneğin,bir ana yol üzerinde yürürken tali yoldan gelenin önünüzden geçmesi ile uğurunuzu o almış sayılırdı.Tali yolu keserek siz geçmiş olsaydınız uğurunuz kesilmez,o kişinin uğuru size geçmiş olurdu.Üstelik hayvan bile uğur kesebilirdi.İşi iyi gitmeyen,üzücü olaylarla karşılaşmış olanlar o günkü uğurunu belki de bir hayvana kaptırmış düşüncesi içinde üzülürdü.Hala kasabalarda,köy hayatı içinde az da olsa bu batıl adete inananlar,onu yaşayanlar var.Beyinlere işlenmiş bu öyle bir inanç ki,uğuru vermemek için “önce yol benim!Önümden gecemezsin!” diyen kişi,öteki kişiden kuvvetliyse zayıf olan,kuvvetli olana yol veriyor,ya da uğur vermeme kavgası başlıyordu.
  Uzak dağ köylerinden Kömürhan Boğazı’na yakın yol üstündeki Kale’ye doğru giden,yediden yüzyediye biner kişiye aşkın iki gelin alayı İkizpınarı’ndaki bir yol kavuşağında yüz yüze karşılaşırlar.Her iki alayın da en önde gelenleri uğur kestirmemenin direnişi içinde en önde atılarak kılıçlarını çeker:

-Yolumuzu kesmeyin!Durun!Geçemezsiniz!…
-Önce biz geçeceğiz,çünkü ana yoldayız…
-Hayır!Yol hakkı bizim!Biz daha kuvvetliyiz…Bir ağa düğününün uğurunu kesmeyin…

  Sözleriyle başlayan öfkeli tartışmalar kızıştıkça kızışır.Birden bire başlayan kavga öyle büyür ki,her her iki alayın cesetleri üstünde sade iki gelinden başka hiç kimse kalmaz.Gelinlerden birisi bu olaydan kaçarken atından düşer ölür.Öbür cesur gelin de atını önündeki yüksek bir yara sürer.Kıyı tarlalarında çalışan köylülere duvağını sallarken acı acı seslenir:
-Hey!..Hey!..Hey!..
-Kan gölüne gelin ey!..
-Hey!..Hey!..Hey!..

  Çığlık çığlık yükselen o ipince,daha keskin gür sesi Fırat’a doğru inen vadilerde yankılanır.
  Olay yerine gelen ölü sahiplerinin tutturduğu ağıtlar,döktüğü gaözyaşları Kale’nin tarihine bir acı bırakırken asılsız bir inancın aldanışı içinde delik deşik olarak kan gölüne serilmiş zavallı insanların gömüldüğü alana, ” Öldürülenlerin Mezarları” diye isim koyulur.

Yaşanmış bu olayın arkada bıraktığı bazı ağıtları da buraya alıyorum:

“Sana düğün yapıldı
Beyaz duvak takıldı
Ellerindeki kına
Ecele mi yakıldı?..”
 
“Kader derin bir kuyu
Uyu,gelinim uyu
Ağıdını tutturdu
İkizpınarın suyu…”
 
“Yazı,ezel yazılmış
Toprağı dar kazılmış
Mezar taşı üstüne
“Kurban”diye yazılmış…”

                                                                                                                                              Mehmet Akif KAYADUMAN

                                                                                                               

                                                                                              Kaynak:Dünkü Fırat Havzası’nda Araştırmalar 1985/1986
                                                                                                                   Mehmet Sabri KELEMEROĞLU

 

 

  • Share/Save/Bookmark
BeğenmedimBeğendim (+5 verildi, 7 kişi oy verdi)
Loading ... Loading ...

Izollu’ da Sonbahar

Perşembe, Temmuz 9th, 2009

İzolluda sonbahar yavaş yavaş kendisini ağustos ayında belli etmeye başlar. Yaz ayının ortasında bazı günler kış günleri gibi soğuk ve ayaz olur. Çabuk unutulan yaz yağmurları yerini fırtınalı ve şiddetli gök gürültülü yağmurlara bırakır. Geceleri dağlardan izollunun ovalarına doğru esen şiddetli rüzgâr birazda korkunç ses çıkararak kimi evlerin çatılarındaki kiremitleri uçurur ve duruma şahit olan çocuklar ise korkularından ya yorganlarının altına saklanır ya da anne-babalarına sımsıkı sarılırlar. Sarılırlar bilirim kendimden bilirim çünkü…


Sonbahar yaklaşmıştır artık kayısı ağaçları o ilkbaharda giydikleri beyaz elbiselerini nasıl yaz ayında yeşil elbiseye bürüdüyseler şimdi de büründükleri sarı elbiseleri yaprak yaprak dökülmeye başlar. Ağaçlardan teker teker dökülen yapraklar sanki izolluyu anlatır gibi çünkü izolluda yaşayan insanlarda yaprak misali sonbahar yaklaşırken izolludaki evlerinden bir bir şehirlerdeki evlerine taşınırlar. Şehirlere gitmeden önce ise son kış hazırlıklarını yaparlar:Yorganlar yünler su kenarlarında yıkanır, buğdaylar büyük kazanlarda kaynatılıp sonrada değirmenlerde öğütülür, yaşlı ağaçlar kesilip odun olur,sobalar kurulur,kuru dutlarla pestiller pekmezler yapılır, cevizler ve bademler silkelenir, narlar dallarından toplanılır…vs. Minibüslerde bidonlar ve çuvallarla;bulgurlar, kayısılar, pekmezler, reçeller, turşular taşınır şehirlere.İzolluda sadece izolluyu çok seven izolluya aşık insanlar ve izolluda yaşamaya mecbur yaşlılar,memurlar,öğrenciler ve çalışanlar kalır. Köyleri biraz sessizlik kaplar. Ta ki gelecek bahara kadar. Kalanlarda ramazan ayını karşılamak için hazırlıklar yaparlar. Bayramda biraz kalabalıklaşır izolludaki köyler. Bayramı köyde geçirmek isteyenler camileri tekrar yazınki gibi doldurur. Bayramda birde birkaç vefalı evlat anne-babalarının mezarını ziyaret etmek için döner köylerine kısa süreliğine de olsa…


Okulların açılmaya başlamasıyla birlikte o güzelim küçük çocuklar kendilerinden ağır sırt çantalarıyla birlikte fırtınalı havalarda çamurlu köy yollarından okullarının yolunu tutarlar, Üniversiteli gençler ise teker teker başka şehirlerdeki üniversitelerine giderken veda etmeden Fırata, arkalarına bakmadan sanki kaçarcasına terk ederler izolluyu sonra pişman olsalarda. Yurtlarına yerleşirken de annelerinin valizlerine gizlice koyduğu kayısı, pestil ve çekirdekleri yerken gözleri dolar gözyaşlarını tutamazlar.
Kısacası Sonbaharda İnsanlar hep giderler gurbet ellerine, giderken de gurbette analarını babalarını ve sevdiklerini bırakırken arkalarında huzur bulamazlar toprak evlerde buldukları gibi huzur beton evlerde ve ilk günden itibaren memleket hasreti yaşamaya başlarlar…

M.Akif Kayaduman

  • Share/Save/Bookmark
BeğenmedimBeğendim (+4 verildi, 4 kişi oy verdi)
Loading ... Loading ...

İzollum..Ben..Anılarım..Vefa…

Perşembe, Temmuz 9th, 2009

İzollu…Yirmi yıllık ömrümün geçtiği ilklerimin,gözyaşlarımın,yalnızlıklarımın,anılarımın ,sevinçlerimin,acılarımın ,mutluluklarımın ,kavgalarımın,ayrılıklarımın…yaşandığı cennet mekan..ilk kez kendisinden ayrılmak zorunda kaldığım için hüzünlendiğim ve en fazla ayrılığına hasretine yirmi beş gün dayandığım güzel ilçem..kırlarında gezdiğim,yağmurlarında ıslandığım,sularından içtiğim,dağlarında dolaştığım,güneşinde yandığım,yollarında yürüdüğüm,tepelerinde gün batımını seyrettiğim izollum..senden ayrılmak o kadar zordu ki inan sana döner dönmez yere kapanıp toprağını öpmeye söz vermiştim.ama neden şimdi bu vefasızlığım..neden bu ilgisizliğim..neden bu duyarsızlığım anlamıyorum.oysa ki geçen sene hemen bir haftalık tatil olsa bile sana gelmek istiyordum ve ilk fırsatta sana kavuşmaya can atıyordum..ya şimdi izollum ..neden böyle..neden artık sana gelmeyi istemiyorum..neden artık köye dönmeyi istemiyorum..istiyorum ama neden şimdi istemiyorum..bu ne yaman çelişki izollu..oysa gecelerin şahit hala gözyaşlarıma ve çaresizliğime..oysa akşam olunca yüksek tepelerine çıkıp ellerimi ceplerime koyup gün batımını seyrettiğin ve bazı geceler ise karanlıkta ışıklarına baktığım yalnız olduğum kendi kendimle konuşup acaba ne olacak böyle dediğim günler..arkadaşımla her gece nisan yağmurlarında deri montumu giyip ellerimi cebime koyup dinlenme tesisine gidip çay içip şirket otobüslerine bakıp bende bir gün bu otobüslere binecek miyim dediğim ayrılacak mıyım buradan diye düşündüğüm oradan eve dönerken de yolda zaman geçsin diye ayçiçeği alıp yolda yerken hep yarın okulda bunu yapacağım,şuna şunu söyleyeceğim dediğim ama her seferinde diyemediğim söyleyemediğim günlerim..dedemin mezarını ziyaret etmeye giderken yolda dedemin en sevdiği ve benimde en sevdiğim yeşil ördek gibi daldın göllere sen düşürdün beni dilden dillere türküsünü dinlediğim zamanlar..yazmakla bitmez çok güzel hatıralar anlar yaşattın sen bana..ve şimdi mevsim kış..hani kışlarında sırtüstü karlara uzandığım,dışarısı buz gibiyken demir soba sayesinde odada sıcaktan terlediğim..sobanın üzerine çekirdek pestil koyup yediğim,toprak damlardaki karı sildiğim,tuzlayıp ve kocaman bir taşla gidip geldiğim,kartopu oynadığım ve uzun kış gecelerine rağmen çok erken uyuduğum ve hani bazı geceler karlı yolları yarıp bir arkadaşın evine gidip teneke sobanın üzerinde pişen çaydan küçük  bardaktan on-yirmi bardak çay içtiğim günler yaşanmaktadır şimdi değil mi..bunca anım bunca hatıram varken her mevsiminde her gününde neden böyle neden artık içimden sana dönmek istemiyorum..neden.. insanların yüzünden mi yoksa senin yüzünden mi yoksa bütün sorun bendemi..insanların yüzünden olamaz çünkü öyle olsaydı her gün bilgisayarıma kaydettiğim köylülerimin resimlerine insanlarına bakmazdım..senin yüzünden de olamaz olsaydı bilgisayarımın cep telefonumun duvar kağıdına manzaralarını koymazdım ve duvarlarıma senin resimlerini takvimlerini asmazdım..evet sorun bende sanırım..vefasızım sana karşı..gelmeyi düşünmüyorum nedenini bende bilmiyorum gerçekten..belki şimdi gelirsem çok azda olsa çektiğim o sıkıntılı o zorlu günleri hatırlarım diye korkuyorumdur..belki de artık oraya gittiğimde bir şeylerin değişmesi bir şeyleri değiştirmem değiştirecek mevkide olmam gerekli olduğum,oradaki insanların benden bir beklentilerinin olduğu  düşüncesi..belki de gelmene karşı olanlar gelmeni istemeyenler vardır..belki de yalanda olsa gidecek kadar yol paramın olmadığı..belki de burada milyonlarca yapılacak işimin olması ve belki de…ne olursa olsun ama ben böyle olmamalıydım ben bu kadar vefasız olmamalıydım sana karşı..hani senden ayrıldığım zamanlarda ismini duyduğumda hasretinden gözlerim dolmuştu yüreğim coşmuştu fakat neden şimdi böyle..belki biliyorumdur ama tarif edip kelimelere dökemiyorumdur..kendimi kandırıyorumdur belki..oysa sen beni varoşlarından bu şehre göndermiştin onca yokluklara rağmen karşılığı bumu olmalıydı benim vefalı izollum diyeti böylemi olmalıydı söylesene…

Vefa akifim vefa değişlerini duyar gibi oluyorum şimdi…

M.Akif Kayaduman

  • Share/Save/Bookmark
BeğenmedimBeğendim (+3 verildi, 3 kişi oy verdi)
Loading ... Loading ...

Çocukluğumu Özlüyorum…

Perşembe, Temmuz 9th, 2009

Çocukluğumu özledim.
Hiçbir neden düşünmeden özgürce koşabildiğim günleri,bisiklete binip kardeşlerimi geçme telaşımı,düşmemi ,canım acısa bile yine de gülüp yarışa devam etmelerimi özledim.

Arkadaşlarla İzollu’nun soğuğuna rağmen balık tutmaya gitmelerimizi,
Her seferinde diğer arkadaşların daha çok tutup bizimle dalga geçmesini,
“Öğretmenim beni dışarda görür de kızar” düşüncesiyle onun evinin önünden büyük bir korkuyla geçmeyi,
En yakınım dediğim dostumla ilk okulun o özel günlerinde şarkılar söyleye söyleye eğlenmelerimizi özledim.
En çok sevdiğimiz diziyi bugün hangimizin evinde izleyeceğiz tartışmalarını,
Anneler gününde hiç param olmadığı için gidip papatyalar topyalıp bardağın içinde anneme sunuşumu  ve onun mutluluk gözyaşlarını özledim…

Çocukluğumu özledim.
Dut ağacına tırmanmaya çalışmalarımızı,
Kim daha çok kayısı toplayacak deyip ağaçtan düşmelerimizi; ardından ağlamakla gülmek arasındaki çıkardığım o ilginç ses tonunu özledim.
Babamın ekmeğe sürüp verdiği yumuşak peyniri ve yağı,
Annemin yaptığı salçaları kuruması için evimizin terasına koyduğunda,uzaktan izleyip sonra gizli gizli salçaların içine taş atmalarımızı özledim.
Kardeşlerimle evimizin koridorunda yaptığımız maçlardan arda kalan patlamış lastik topun kokusunu ve oyun oynarken sıkıldığımda su içme bahanesiyle babamın yanına gidip uyuma numarası yaptığım günleri özledim…

Çocukluğumu özledim…
Yaşlı teyzelerin deyimiyle bazlamayla yoğurt yemeyi özledim..
Ve çok korkuyor olmama rağmen komşumuzun horozunun beni kovalamasını ve annnneeee diye çığlık atmalarımı özledim.
Köpeğimiz coni’nin ben nereye gitsem peşimden gelip beni koruduğu hissine kapılmalarımı ve her sabah namazında bizi ışıklarımız yanana kadar uyandırmaya çalışmasını özledim.

Sırtımdan henüz vurulmadığım o temiz günleri,
Annemin diktiği,her bayram heyecanla beklediğim kırmızı elbiselerimi,
Sobanın üzerinde yaptığımız çekirdekleri özledim.
Sıcacık odamızı özledim.Çok özledim.

Şimdi her şey yapay sanki.
Koşamıyorum artık.
Bisikletime de binemiyorum.Özgürlüğümü çalan sokaklardan adalara gidip günü birlik kurtuluyorum…
Artık canım yandığında gülemiyorum.
Eminönü’nde balık tutmaktan da zevk alamıyorum.
Kardeşime emanet ediyorum o anki hevesimle elime aldığım oltasını.
Korkacağım bir öğretmenimde kalmadı artık.
Severek izleyebileceğim bir dizide..
Ve artık papatyada toplayamıyorum anneme.

Çocukluğumu özlüyorum.
Tırmanacağım bir ağacım yok,kollarımızı kanatan kayısı ağacımız yok,annemin yaptığı o güzel salçalar yok..
Ve büyüyen bedenlerimize artık futboluda sokamıyoruz abilerimle.
Ve hiç ayrılamadığım köpeğimin yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorum.
Annemin özenle diktiği elbiselerdeki tadı şimdi en lüks mağazadan alınanlarla bile kıyaslayamıyorum.
O mutluluğu yaşayamıyorum..
O sevinci taşıyamıyorum.
Ve artık içimi ısıtan sobamız yok.
Suni bir peteğe sığındırıyorum yüreğimi.Isıtamıyorum içimi.Isıtamıyorum kendimi.Isıtamıyorum eski günleri…

Çocukluğumu özlüyorum.
Ben eski beni özlüyorum.
Sorumsuz günlerimi,kirlenmemiş düşlerimi,gülen gözlerimi özlüyorum…
Çocukluğumu özlüyorum,ben daha fazla büyümek istemiyorum.
Artık hayatın bana getireceklerinden korkuyorum..
Çocukluğumu özlüyorum
Çocukluğumu çok özlüyorum…

M. Akif Kayaduman

  • Share/Save/Bookmark
BeğenmedimBeğendim (+3 verildi, 3 kişi oy verdi)
Loading ... Loading ...

Şubat

Perşembe, Temmuz 9th, 2009

Nedendir bilmem ama ben şubat ayını çok seviyorum. Sene boyunca hep şubat ayı gelsin diye beklerim. Belki şubat ayında doğduğumdan da kaynaklanabilir bu sevgim beklide başka sebeplerden de olabilir.2007 deki şubat ayını aklıma geliyor hiçte istediğim gibi geçmemişti ama,sınava hazırlandığım zamanlardı ve o günlerde Malatya ve Elazığ’da hep artçı depremler oluyordu kimse umursamıyordu bile ama ben hep kafama takardım. Böyle gece olunca odamda yalnız soru çözerken sanki çatıda birşey koşuyor gibi olurdu ve hemen dışarı kaçardım. Ertesi gün bakardım hafif bir zelzeleymiş her gece öyle ne zaman olacak diye beklerdim. O yılın şubat ayı hiç istediğim gibi geçmiyordu,hep derdim bu şubat hayal kırıklığına uğradım diye. Gecen senede fazla iyi geçmedi şubat ayı fazla kötüde sayılmazdı. Ve bu yılın şubat ayı hem çok güzel geçti hem de çok kötü…


Bir şubat sabahı iki ayrı cep telefonun alarm sesiyle uyanıyorum ve elimde sadece bir ajanda okula her gün olduğu gibi kahvaltı yapmadan gidiyorum. Hava soğuk ve birazda yağmurlu üşüyorum biraz ,her sabah olduğu gibi dolu adım atacak yerin bile olmadığı havasız bir otobüse biniyorum.yolcularla şoförün laf atışmalarını gülerek izliyorum.yolculara bakıyorum insanları seyrediyorum.yer verilmesini bekleyen yaşlılar,yer vermemek için yalandan uyku numarası yapan liseli öğrenciler,kulaklıkla çok yüksek sesle müzik dinleyen üniversiteliler,çalışmak mecburiyetinde olan anneler babalar ve insanlar..Camdan dışarı bakıyorum yağmuru seyrediyorum.bir an aklıma bir şey takılıyor bu otobüslerin camları neden bu kadar büyük yoksa camlarının bu kadar büyük olmasının sebebi bazı insanların otobüse binmek zorunda kalan aciz insanları seyretmesi mi diye..Otobüsten iniyorum yolun karşısına yaşlı bir kadınla geçiyorum yavaş yürüdüğü için bayan sürücü yaşlı kadına korna çalıyor.yaşlı kadın illa geçecek misin beklesen ölür müsün diye bağırıyor,ben yine gülüyorum..


Akbilim boş olduğu için büfede küçük pencereden uzatıyorum akbilimi,adam,ne kadar yükleyeceksin diyor. iki ytl diyorum. Bu günü bir geçirelim belki yarın olmayız kim bilir diye söyleniyorum kendi kendime. bir dal sigarada alıp akbil fişini yere atarak ellerimi cebime koyuyorum ve bir sigara yakıyorum birkaç nefes çektikten sonra hiç içmeyeceğime dair Ona verdiğim söz aklıma geliyor ve sigarayı yere atıyorum. boş bir caddede yürüyorum sanki arkamda biri varmış gibi tedirgin oluyorum.ne oluyor böyle neden kimse yok yoksa beni çapraz ateşe mi alacaklar diye düşünüp kendime gülüyorum.fakülteye girerken banklarda oturmuş çeşit çeşit üniversiteli insan gruplarına bakıyorum gülüşüyorlar.bense sanki arkamdan bana gülüyorlar diye düşünüyorum sonra öyle olmadığını sanıp salla gitsin diyorum.


Eve geldiğimde bilgisayarda köy resimlerine bakarken telefonum çalıyor ve çok sevdiğim sohbet arkadaşım dedem gibi gördüğüm doksan yaşlarında ihtiyar amcanın vefat haberini alıyorum. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun deyip bilgisayara kaydettiğim resmini açıp bakıyorum.duygulanıyorum gözüm yaşarıyor onunla yaşadığım hatıralar aklıma geliyor,yalnız  yaşadığı için konuşacak kimsesi olmadığı için konuşmayı çok severdi bir gün evine gittiğimde ramazan ayında 6 saat boyunca sohbet etmişiz zaman su gibi geçip gitmiş kahve içmiştik beraber eskilerden konuşmasını dinlerdim hep konuşalım sabaha kadar keşke benim dedem olsa diye düşünürdüm içimden,beni ne zaman görse çağırır bazen üzüm bazen de cebinde ne varsa ikram ederdi.çok güzel atasözleri söylerdi hikayeler anlatırdı.bazen yanına gitmesem niye hiç gözükmüyorsun niye hiç gelmiyorsun derdi.ne güzel  günlermiş meğer,o günler kıymetini geç te olsa şimdi anlıyorum.


Gece oda sessiz kendi kendime düşünüyorum her zamanki gibi sonra kulak asma olacak neyse olur deyip bir müzik açıyorum ve bir Ahmet kaya şarkısı “Ağladım gözyaşlarım düştü ateşe..Yine de bu yangını söndüremedim..Bağıra bağıra yazdım seni içime..Bir kez olsun yüzünü güldüremedim..”dinleyip uykuya dalıyorum ertesi başka bir şubat sabahına uyanmak için…
Bir şubat ayıda geride kaldı acısıyla tatlısıyla. bakalım gelecek şubatlar nasıl olacak. neler yaşayacağız neler göreceğiz neleri aşacağız nelerle karşılaşacağız  akışına bıraktığımız hayat neler yaşatacak…

M.Akif KAYADUMAN

  • Share/Save/Bookmark