Merhaba Ziyaretçi!



Tanitimlar

Ucretsiz E-mail adresleri xxx@malatyaizollu.com


Reklamlar

Sayfa: [1]   Aşağı git
Bu Konuyu Gönder | Yazdır
Gönderen Konu: Detaylı İzollu Tarihi  (Okunma Sayısı 467 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« : 27 Temmuz 2009, 17:58:24 »

 
 
İlçe 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla 20 Mayıs 1990 tarihinde kurulmuş olup, eski ismi yörede İzollu olarak bilinmektedir. 1560 yılma ait tahrir defterine göre îzoli Komri, yani bugünkü Kömürhan yöresi anlaşılmaktadır.
 
 
 
Tahrir defterinde ayrıca îzoli Köyü olarak zikretilmektedir. îzoli Köyünün yaklaşık 430 yıllık bir tarihçesi bulunmaktadır.

18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu' nda İskan Siyaseti adlı esere göre 1760 yılında 1000 çadıra sahip olan, Malatya kazasının Çoban nahiyesinde yaşayan halk Erzurumda yaylayan, Diyarbakır'da kışlayan ikili bir hayat tarzına sahipti. Bunlar, 16. yüzyıl belgelerine göre Türkmenler grubundandır. İlçenin yüzölçümü 192 km2 dir.

İlçenin bucağı yoktur. Doğusunda Elazığ, batısında Malatya il merkezi, kuzeyinde Karakaya Barai Gölü sahası ile Elazığ ilinin Baskil ilçesi, güneyinde Pütürge ilçesi bulunmaktadır.

İlçe; iklim bakımından kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak bir özellik göster­mektedir. Malatya merkezine göre kışları daha ılıman geçmektedir. Nüfusunun tamamı tarımla uğraşır. Özellike de kayısıcılıkla uğraşan halk az da olsa hayvancılık ile uğraşmaktadır.

Arkeolojik çalışmalarla Kale köyünde 1 adet Kale kalıntısı ve eski Pilot köyünde (Karakaya Baraj Gölü'ne su tutulmadan önce) yapılan kazılar sonucu çıkarılan eserler mevcuttur.

Tarih : İzollu'nun yaklaşık olarak 430 yıllık bir tarihçesi bulunmaktadır. Ama, ilçe toprakları üzerinde milattan önceki zamanlarda yerleşimin meydana geldiği bilinmektedir. Karakay Baraj Gölü suları altında kalan Pirot Höyüğü, Bizans İmparatoru Pirot'tan kalmaydı. Ayrıca "İzollu olarak da buranın önemli bir yerleşim birimi oldu­ğu bilinmektedir. İzollu adının çok eski tarihlerde buraya yerleşmiş bulunan bir aşiretten geldiği söylenmektedir. Önceleri Malatya merkez ilçeye bağlı bir nahiye iken, 9 Mayıs 1990 tarihinde 3644 sayılı kanunla ilçe haline getirilmiştir.



 izollu için turkmen diyor burayada dıkkat cekım dedım




aşağıda daha fazlası var okumaya devam edin
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2009, 02:02:14 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #1 : 27 Ağustos 2009, 22:53:51 »

Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 17 Yıl : 2004/2 (71-90 s.)
81
şıldığından, Osmanlı Padişahı, Boz-Ok beyini bir fermanla durumdan haberdar
etmiş ve Boz-Ok bölgesinde saklanarak gizlice faaliyetlerine devam eden bu bölücü
eşkıyanın her nerede ise bulunup hapsedilmesini istemiştir. Ayrıca Boz-Ok’ta
bulunan Kızılbaş halifesi yandaşlarının tespit edilerek, bunlara da fırsat verilmeyip,
gerekli cezalara çarptırılmaları isteniyordu.73
Sahte Şah İsmail Boz-Ok bölgesinde gizliden gizliye faaliyetlerini sürdürürken,
Maraş eyaletindeki adamları da boş durmuyordu. Maraş’a bağlı Antep ile
Birecik arasında Ra‘ab köyünde oturan Süleyman adındaki bir şahıs, Şam-Bayatlı
Sahte Şah İsmail’e destek olmak amacıyla 40-50 kadar atlı toplayarak, Boz-Ok’taki
Sahte Şah İsmail’e yardıma gitmek üzere iken, durum devlet tarafından haber alınmış
ve üzerine asker sevk edilince, topladığı atlı adamları dağıtıp, kendisi de
ortadan kaybolmuştur. Süleyman adlı bu eşkıyanın da kolaylıkla ele geçirilmesi
mümkün olamayacağından, bu konuda Antep Beyi’ne gelen 25 Şaban 989 (24 Eylül
1581) tarihli emirde, hangi yolla olursa olsun bu şahsın yakalanarak hapsedilmesi
isteniyordu.74
Malatya Sancak beyine gelen bir fermandan, bu bölgedeki konargöçer aşiretlerden
Sahte Şah İsmail’e sadaka ve nezir gönderildiği anlaşılmaktadır.75 Buna
göre Malatya Sancağına tabi, İzolu, Rişvan, Eşkanlu, Solaklu, Şeyh Hüseyinlü,
Soydanlu, Eğribüklü, Adaklu, Kalaçaklu, Beziki, Çakallu, Mihriman, Karasaz ve
Kömürlü adlı cematlerin Şah İsmail adına ortaya çıkan bu şahsa nezir gönderdikleri,
yakalanarak İstanbul’a gönderilen ve Sahte şah İsmail taraftarı olan Mehmet
adındaki şahsın itirafı ile anlaşılmıştır. Adı geçen Mehmet; Şah İsmail’e nezir gönderenlerin
kimler olduğunu bildiğini söylemesi üzerine, tutuklu olarak Malatya
tarafına gönderilmiştir.
Osmanlı Sultanı, Malatya Kadısı’na bir ferman göndererek, yakalanıp Malatya’ya
gönderilen Mehmet adlı şahsın vereceği bilgilerin de yardımıyla, yörede
Sahte Şah İsmail’e taraftar olup devlete karşı gelenlerin ve Şahte Şah İsmail’e sadaka
ve nezir göndermeye devam eden şahısların araştırılıp soruşturularak tespit
edilmesi, bu konuda yapılacak mahkemede suçları sabit görülen asilerin gerekli
cezalara çarptırılmaları istenmiştir. Ancak bu meselede suçsuz olanlara kesinlikle
herhangi bir zarar verilmemesi de ayrıca tembih edilmiştir.76
Şam-Bayatlı Şah İsmail, Boz-Ok ile Malatya arasındaki bölgede yerleşik
halk ve konargöçer Türkmen aşiretlerinin yardımlarını temin ederek, taraftar sayısını
arttırmaya ve faaliyet sahasını genişletmeye çalışıyordu. Kendisinin ileriye
dönük daha büyük plânları vardı. Şah, bu plânları uygulamaya koymak üzere harekete
geçerken, Osmanlı Devleti yetkilileri meselenin önemi ve vahametinin farkında
olarak gerekli önlemleri alıyorlardı. Sahte Şah ve adamları her yerde takip ediliyor
ve nerede oldukları ve ne yaptıkları ile ilgili istihbarat toplanıyordu. Nitekim
Osmanlı devlet yöneticilerinin bu ısrarlı takibi sonucu, Şah’ın veziri Han Pirî ele
geçirildi.77 Han Pirî konuşturularak, Şambayatlı Şah İsmail’in faaliyetleri ve ileriye
dönük plânları kendisinden öğrenildi. Han Pirî’nin ifadesine göre: Şam-Bayatlı
Sahte Şah İsmail, Boz-Ok’tan üç yüz Türkmen ile Adana (?) adlı köyden hareket



http://sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_17/05_soylemez.pdf


parca parca bilgileri burda topluyacam
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #2 : 27 Ağustos 2009, 23:01:46 »

ekleme yapacaklar belgelı kaynaklı seyler soylesın lutfen soylentı ve bana gore bız şuyuz acıklamalarını ayrı baslık acıp yapın tekrar ediyorum ekleme yapacaklar belgelı kaynaklı seyler soylesın lutfen
« Son Düzenleme: 06 Aralık 2009, 22:24:46 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #3 : 28 Ağustos 2009, 00:20:30 »

wikipediayı kaynak göstermeyiniz wikipedi akademik kurum yada kişi değildir kaynak göstermeyiniz

işte örnek kaynaklar

Malatya Elazığ arasında Fırat Nehrinin kuzey ve güneydeki her iki kıyı şeridini içine alarak Kömürhan Boğazına kadar uzanan ve yakın geçmişe kadar İzolu (İzollu) dediğimiz bu bölgede yaşayanların kendilerine İzollu dedikleri yörede hüküm süren medeniyetlerin kullandıkları İzoli, İzolu, İzol ve İzollu gibi isimlerin belgelerde nasıl geçtiğine bir bakalım.

 

1-     “Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1560”… Karye-i Izoli. Tabi-i Kömri…

2-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 16/S /1312 (Hicrî) Dosya No:29 Gömlek No:71 Fon Kodu: Y..PRK.AZJ. “İzoli Aşireti'nden Mamuretülaziz rüesa-yı ekrad ve eşkıyasından Kadıoğlu Abdullah Ağa'nın…”

3-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 07/B /1305 (Hicrî) Dosya No:1495 Gömlek No:76 Fon Kodu: DH.MKT. “İzolu Kadı karyesi ahalisinden Ali Ağa ile…”

4-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 13/Ca/1306 (Hicrî) Dosya No:1584 Gömlek No:59 Fon Kodu: DH.MKT. “Mamuretülaziz'in İzoli nahiyesine bağlı Kadı karyesi ahalisinden Kasım Ağazade Abdullah ile Derviş Ağa'nın…”

5-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 15/M /1304 (Hicrî) Dosya No:1372 Gömlek No:30 Fon Kodu: DH.MKT. “Malatya'ya bağlı İzolu Nahiyesi zabıta memurluğunun müdürlüğe tahviliyle memurluğa mahsus…”

6-     Ankara, 9/Nisan/336 Ataürk’ün Gönderdiğ telgraf; “İzol Aşiret Reisi Hacı Kaya Sebati Beye..”

7-     Üçayakta adlanban lakabı “iki bölük” olan “izol”kabilesinden Abdullah (E. Yavuz S.322),H:1186…

8-      “Birkol”elazığa gelerek Baskilin “İzolu köyüne adını verdikten sonra Malatyanın Besni merkez ve keysun bucaklarında yerleşmişlerdir…(aynı eser)

9-     Fırat üzerinde gemi çalıştırılması hakkındaki 1885 tarihli yazıda :”beldiyeden iltizam etmiş olan izolu sefinesi … (adındaki evraktada böyle yazılmış)…

10- 1884-1885 tarihli Mamuratülaziz salnamesinde’de şöyle yazılmıştır :”izolu Rüştiyesi…”

11- 1904-1905 tarihli bilgidede “izolu nahiyesi mektebi ibtidai :” diye devam eden yazıdada “izolu”olarak yazılmıştır.

12- 1866 tarihli Elazığ valisi izzetpaşa ramazanda iftar yemeği için yaptığı davettede : “cip ve izolu ağaları …” olarak yazılmış.

13- 7 şubat 1910 tarihinde yazılan bir şikayet teldede, “İzolulu Abdullah ağa…” denilmiş…

14- 1921 de bir kısım ağaların toplanıp Londra konferansı için çekilen telgrafın altında da, “izolu aşiret reisi Hacı KAYA SEBATİ” diye geçmiştir.

15- 13.2.36 1920 tarihli tele cevap veren Mustafa Kemal bey “İzoli müdafai hukuk cemiyeti…” diye yazmıştır.

16- Kale ilçesinde yeni yapılan lisenin kapısındaki yazı ise : (İzollu dur). Okulların levhalarında, resmi dairelerin kapılarında ve resmi yazışmalarda da “izollu” olarak yazılmaktadır.

17- H. Won moltk de Malatya’yı anlatan yazısında : “izolide neyi geçtik…”diyor.

18- Osmanlı imparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatler adındaki eseri 95. sahifesindede “izoli” olarak yazılmıştır.

19- Aynı eserin 442. sahifesinde ise, “izoli”(izoni) dir.

20- Aynı eserin 442. sahifesinde paragraf başlığı ve açıklaması şöyle yapılanmıştır : “İzoli ekradı : Malatya, Rakka ,Erzurum sancakları,hısn-ı Mansur ve ve Kahta kazaları, Harput, Mardin, Diyarbakır konar – göçer ekrat taifesindendir…” diyerek İzolu aşiretlerini yaygın olarak bulundukları yerler belirtilmiştir.

21- “…örnek olarak aşiret – kabile yapısı incelenirken yüzlerce aşiret içinde bizzat gözlem yapabildiğimiz aşiretler ön plana alınmıştır. Bunlar daha sonra beşikci ve Muhtar kutlu tarafından ele alınan Alikan ve Şavak aşiretleri ile karşılaştırılmıştır. Böylece ertuşi,pinyanişi,bürikan,celali ve İzoli aşiretleri yanında Alikan ve Şavak aşiretleri karşılaştırmalı kültür analizleri içinde değerlendirilmiştir…” (Prof Dr. Orhan TÜRKDOĞAN S.449)

22 – “İzolu aşiretinin bir kısmı ile Bab aşiretinin bir kısmı …”

(Türkiye gazetesi 10 şubat 1999 S.18)

KAYNAK: Devlet Arşivleri - M.Ali CENGİZ, İZOLU (KALE).
 
« Son Düzenleme: 20 Temmuz 2010, 20:22:28 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

hayrunisa
�ye Bilgileri Aktif Üye
****

Teşekur: 43
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 163



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #4 : 30 Ağustos 2009, 12:18:55 »

Bilgiler için teşekurler
Logged

UmuTSuZ MaTeMaTiKÇi
Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #5 : 01 Eylül 2009, 10:57:26 »

ben teşekkur ederım bılgılerın devamı gelecek inşallah



Prof. Dr  Orhan Türkdoğan ve sadece Türkiyenin değil dünyanın sayılı tarihçilerinden Prof. Dr. Halil İnalcık a ait izollu araştırmalarını toparladığım zaman yayınlacağım
« Son Düzenleme: 06 Aralık 2009, 22:27:44 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #6 : 08 Eylül 2009, 17:38:01 »

Halk arasında ve Osmanlı devleti kayıtlarında İzollu olarak geçen Kale ilçesi, Fırat havzasında olması sebebiyle çok eski bir yerleşime sahip olmuş ve Malatya’nın tarihi içerisinde önemli bir mevki olmuştur. Bilinen en eski yerleşiminin M.Ö.7000 yılına kadar gittiği, yörede bulunan ve bugün Karakaya Baraj Gölü suları içerisinde kalan Caferhöyük kurtarma kazıları sırasında okunan taş kitabeden anlaşılmıştır.

Karakaya barajının 1979 yılında yapılmaya başlanmasından sonra, Fransız arkeologlar Jagues Cauvin ve Oliver Aurenche başkanlığında Caferhöyük’te başlatılan kurtarma kazılarında üst katmanlarda Tunç çağı ve alt katmanlarda ise kemiksiz Neolitik dönemlere ait kalıntılar saptanmıştır. İzollu olarak bilinen mevkinin Kömürhan kısmında bulunan bu eski yerleşim yerinde, o yöre insanının Paleotik mağaralardan çıkıp, ilk defa tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır.

Caferhöyükte çıkarılan buluntular, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden birisi olan Diyarbakır’daki Çayönü buluntuları ile benzerlik göstermesi bakımından önemlidir. Caferhöyük’de bulunan yerleşim yerinin M.Ö.7000 yılına kadar gittiği ve buradaki insanların tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları anlaşılmıştır.

Caferhöyük yerleşimi veya köyü, M.Ö.7000 başında yoğun yapılı ve birbirine yakın evli bir mimariyi ortaya koymaktadır. Bu höyük, Anadolu’da üretime geçişin ilk devresini göz önüne sermektedir. Bu höyükte bulunan hayvan kemikleri üzerinde yapılan incelemelerde, hayvanların genellikle keçi, yaban domuzu, az sayıda koyun ve geyik ve morfolojik olarak vahşi oldukları saptanmıştır. Bu dönemde hayvanların henüz burada evcilleştirilmediği anlaşılmaktadır. Bunlarla beraber oraklar, öğütme taşları ve çok sayıda bulunan basit tarım aletleri, bölgede tarımın yapıldığını göstermektedir.

Bu höyükte yapılan kazılarda ok uçları, oraklar, kazıyıcılar, biz denilen iğne uçları ve çok sayıda çakmaktaşı bulunmuştur. Diğer taraftan birkaç tane de bazalt ve yeşil taştan cilalı el baltası ve sert öğütme taşları da çıkmıştır. Buluntular arasında en değerli olanları mermer ve bazalt cilalı bileziklerdir. Bu buluntulardan anlaşıldığı kadarıyla bölge, aynı zamanda bir medeniyetin geçiş evrelerini oluşturan özellik de

taşır. Tarih kronolojisinin dikkatle takip edilmesinden anlaşılacak en önemli husus yörenin ana seramiğinin tek renk olduğu ve ateşte az pişirildiğidir.

İzollu yöresinde ilk yerleşimleri ve yerleşik hayata geçilerek tarımsal faaliyetlerin yapıldığı bir höyük olan Caferhöyüğü, Malatya’nın yöresinin ilk tarım köyü olarak bilinmektedir. Burada bulunan dikdörtgen şeklindeki evler, 5x3 ebatındaki odalardan oluşmaktadır. Evlerin duvarlarının yapımında samanla karıştırılıp kurutulan çamurdan yapılmış olduğu görülmektedir.

Kömürhan köprüsü yakınında yaklaşık 34m suyun altında kalan İzollu Yazıtı, dik bir kaya üzerine 15-20 cm derinliğinde kaya oyulmak suretiyle ana kaya üzerine kazılarak yazılmıştır. Bu yazıt Urartu kralı III.Sarduri(M.Ö.750-733)’ye ait olup, Urartu tarihine önemli bir ışık tutmaktadır. Bu yazıtta Urartu kralının şu ifadeleri kullandığı görülmektedir.

“Tanrı Haldi ilerledi, onun silahları öldürücüdür. Sahu’nun oğlu Hilarua da Meliti Alhililerin ülkesinin kralı, Argisti’nin oğlu, Sarduri’nin önünde baş eğdi. Haldi güçlüdür. Haldi’nin silahları güçlüdür. Argüsti’nin oğlu Sardure ilerledi. Sardure şöyle der; Fırat pürüzsüzdü, oradan karşıya geçen hiç bir kral yoktur. Ben Tanrı Haldi’ye dua ettim. Urartu tanrıları Teişeba’ya, Şivini’ye dua ettim. İstekte bulundum. Tanrılar beni dinlediler. Bana yol açtılar. Tümeiski önünde askerlerimin arasında karşıya geçtim. Aynı günde ülkeye doğru ilerledim...”

M.Ö.2000 yıllarında Hititlerin Anadolu’da egemen olmasıyla bu yöre de Hitit egemenliğine girmiş, I.Hattuşil döneminde kuzey Suriye yolunun emniyet altına alınması sırasında, Fırat nehrini müteakip yerleşmeler Halep ve Babil seferlerinde önemli rol oynamışlardır. I.Murşil zamanında Hitit birliği içinde yer almıştır.

M.Ö.XV. asırda Hitit birliğini bozan Mitanniler bölgeye hakim olmuş ve Hitit kralı Şuppiluliuma, M.Ö.1450 yıllarında tekrar Hitit hakimiyetini tesis etmiştir. M.Ö.1116-1096 yıllarında Asur kralı I.Tiglatplaser tarafından vergiye bağlanmış ve M.Ö.1200-1000 yılları arasında karanlık bir döneme girmiştir. M.Ö.1000 yıllarından sonra Anadolu’da görülen feodal Hitit krallıklarının bir parçası olmuş ve aynı dönemdeki Kargamış egemenliği M.Ö.911-891 tarihlerindeki Asur saldırısıyla sona ermiştir. Urartular, M.Ö.VIII. asır ortalarında ve II.Sarduri zamanında(m.ö.764-735) Fırat nehrini İzollu(Kömürhan) mevkiinde geçerek, o sırada bölgeyi elinde bulunduran Hilaruda’yı yendiler ve haraca bağladılar. Bununla ilgili metinler, İzollu kaya kitabesinde bulunmaktadır.

Bölgedeki Urartu egemenliği III.Tiglatplaser’in döneminde yani M.Ö.733 tarihinde sona ermiş ve tekrar Asur egemenliği başlamıştır. Asur egemenliği M.Ö.669 yılından itibaren zayıflamaya başlamış ve Asurbanipal’ın(m.ö.669-631) ölümünden sonra Medler etkili olmaya başlamıştır. M.Ö.612 yılında düzenlenen bir saldırı ile Asur toprakları Medler ile Babilliler arasında paylaştırılınca, Fırat havzası Medlerin eline geçti. M.Ö.550 tarihinde Medleri yenen Pers kralı II.Kiros, bölgeyi kendi hakimiyetine aldı ve bölgedeki Pers egemenliği başladı. M.Ö.IV. doğuya doğru harekete geçen Makedonya kralı İskender, buraları da ele geçirdi ve bu tarihten sonra sırasıyla Kapadokya(m.ö.315), Selevkos(m.ö.281) ve tekrar kapadokya krallığının eline geçmiştir. M.Ö.170 yıllarında ise Pontusların hakimiyeti sürmüştür.

Roma döneminde otuz lejyondan ikisinin Fırat havzasına yerleştirilmesiyle, bölgedeki Roma hakimiyeti devam etmiş ve bu devletin yiyecek deposu olarak görev yapmıştır. Roma imparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra da doğu Roma sınırları içerisinde yer almıştır.

Müslümün Arapların 656 tarihlerinde bölgeye gelmesiyle siyasî ve dinî görünümü değişmeye, İslâmlaşma hareketleri hızlanmaya başladı. 1071 Malazgirt savaşı sonrası Türk beylerinin Anadolu’yu Türkleştirme ve İslâmlaştırma faaliyetleri sonucu, Fırat boyunca düzenlenen akınlar bu bölgeyi de içine almış ve Danişmendlilerden Gazi Ahmed’in hakimiyetine girmiştir. Anadolu Selçuklularının 1105 tarihinde Danişmend hakimiyetini sona erdirmesiyle Selçuklu hakimiyeti başlamış oldu.

Osmanlı dönemi kayıtlarında Cubas Nahiyesi olarak geçen bu yerleşim yerinin kuzeyinde Kömri nahiyesi ile arasında Fırat nehri sınır teşkil etmiştir. Batısında Şehir ve Kasaba nahiyeleri, güneyinde Kahta kazasına bağlı Şure-ili nahiyesi ve doğusunda Harput sancağı yer almakta idi.

Cubas Nahiyesine Bağlı Köyler:

Kara Mihmadlu(Kara Mehmad) : 1560 yılındaki kayıtlarda Kara Mehmed olarak yazılmış, köyde buğday, arpa, darı, pamuk ziraati yapılmış ve besicilikle uğraşılmıştır.

Bekirge(Pökürge) : Köyün malikane geliri 1520’dan itibaren Cami-i Kebir ve Şeyh Taceddin Kasım vakıflarına bağlanmıştır. 1560 yılında Yusuf bin Abdullah tasarrufunda bir çiftlik bulunduğu kayıtlıdır.

Furucı : 1560’ta Kuyucuk mezrası ile birlikte yazılmış ve yola yakın olduğu kaydedilmiştir.

Tilayit : Köyün geliri 1520’de tımara ve 1530’dan sonra ise malikane-divanî hisseye ayrılmıştır.

Sevserek : 1530’da köyün mülk hissesi Yusuf’un kızı Şah Maverd ile Bekir Bey arasında bölüşülmüştür.

Kara Depe : Köy geliri 1530’dan sonra padişah hassına verilmiştir.

Sahrınç : Köyün tamamı malikane geliri ve Pervane mescidi vakfına verilmiştir.

Aburi : 1560’dan sonra Malatya zaimlerinden Mirza’nın zeameti haline gelmiştir.

İrsini : Cubas nahiyesinin en büyük köyü olarak geçmektedir.

Henadi : Köyün 1530 ve 1560’da mülk hissesi Kadı Şafi evladına, divanî hisse ise padişah hassına kayd edilmiştir.

Mermerik : Bu köyde “Yörügan-ı Harbendelü” yani yörüklerin bulunduğu kayd edilmiştir.

Herekö : 1560 tarihinde İbrahim adlı şahsın zeameti olmuştur.

Tengü : Malikanesinin 1560 tahririnde Hacı Ali vakfına ait olduğu ve köyde yarım gün çalışan değirmen bulunduğu kayıtlıdır.

Dumuti : Gayr-ı müslimlerin de bulunduğu bir köy olarak geçmektedir.

İspendere : Köyün arazisi vakıf malı idi.

Nehrin : Bu köyde duası kabul olunan zatların bulunduğu yazılmıştır.

Ayrıca, Germüri, Kasrik, Şugurni, Yenice, Merepusı, Kozluk, Serkir, Uzunoğlan, Meydancık, Teküder-i Sufla, Hormengi, Telli, Almalû, Solaklû, Gevanis, Haznedüz, Mağrunî, Zerato, Bahri, Kamışlû, Samiti, Selvi, Aksekü, Dayı Köyü, Çörtek, Kamili, Veski ve Karapusı köyleri de Cubas nahiyesinin diğer yerleşim birimlerini oluşturmaktaydı.[8]

Cemaat-ı İzoli: 1530 tarihli Tahrir Defterlerinde Cubas nahiyesindeki Dayı köyünde oturdukları ve ziraat ile meşgul oldukları kayıklıdır. Ödemekle yükümlü bulundukları vergilerden, İzoli cemaatinin bu köyde yerleşik duruma geçtiği anlaşılmaktadır. Sultan Alaaddin Keykubat’ın da tasdik etmiş olduğu 1186 tarihli bir soy kütüğünde on iki Türk oymağından birisi olarak adı geçen İzolu, Horasan’dan Anadolu’ya gelen bir Türk aşireti olarak gösterilir. Secerenin yazıldığı tarihten önce Urfa civarında bulundukları sırada, bunlardan bir kol Malatya-Elazığ arası bölgeye göç etmiştir. 1530”da Cubas nahiyesinde Dayı köyüne yerleşmelerini müteakip, Fırat’ın karşı yakasında günümüzde Elazığ tarafında bulunan İzolu köyüne ve köyün dışında bu yöreye de bu adı vermişler, Malatya-Elazığ arasına. Behisni merkezine ve Keysun nahiyesine yerleşmişlerdir




köy isimlerine bakılırsa tamamı Türkçe
« Son Düzenleme: 08 Aralık 2009, 19:23:13 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #7 : 08 Eylül 2009, 17:49:50 »

20 bin nüfuslu aşiret

Türkiye'deki en büyük aşiretlerden birisi yaklaşık 20 bin nüfusa sahip Kikan aşireti. Kürtçe'de 'keke'den gelen Kikan, "iki kardeş" anlamına geliyor. Aşiretin lideri 74 yaşındaki Abdülkadir Timurağaoğlu. Ehl-i Beyt soyundan gelen Timurağaoğlu'nun evinde 90 kişi yaşıyor. Aşiretin Mardin-Kızıltepe'de 200 köyü bulunuyor. Aşiretin sınırları Türkiye'yi çoktan aşmış durumda. Yaklaşık 200 köy de Suriye'de bulunuyor. Her iki ülkedeki köylerin de ağası olan Abdülkadir Timurağoğlu'nun 21 çocuğu bulunuyor.

Kendisini yeniliğe 'açık' biri olarak niteleyen Abdülkadir Ağa, 1966 yılında ilk apartmanı yaptırır, 1968'de de ilk elektriği getirir. Köydekilerden bazıları "babamızdan biz böyle gördük, böyle yaşadık ve böyle devam etmek istiyoruz" tepkisine aldırmaz. Buğday ve pamuğun yanı sıra Antep fıstığı da yetiştiren Abdülkadir Ağa, çocuklarını okutarak aşiretteki işleri onların arasında paylaştırıyor. Ailenin 6 bin dönümlük tarım arazisinde 400-500 kadar işçi çalışıyor. Tarımla ilgili işlere Vedat Timurağaoğlu, ailenin dış dünya ile ilgili ilişkilerine Mehmet Timurağaoğlu, şirketlere Metin Timurağaoğlu bakıyor.

Necmettin Erbakan'ın dostu

Abdülkadir Ağa, torunlarının sayısını bilmiyor. Ancak, onların iyi bir eğitim alması için elinden geleni yapıyor. Torunları arasında üç doktor, bir biyolog, üç ziraat mühendisi ve bir kimya mühendisi var. Kikan aşiretinin lideri Abdülkadir Ağa, geçmişte kızları dışarı vermediklerini söylüyor. Ancak artık hem dışarı kız veriliyor hem de dışardan kız alınabiliyor. İki kızını Suriye'ye gelin veren Abdülkadir Ağa, oradan gelin almayı da istiyor.

Abdülkadir Ağa siyaset dünyasının da aktif bir üyesi. Politikayla tanışması Milli Selamet Partisi lideri Necmettin Erbakan'ın partisinden 1977-80'de milletvekili seçilmesi ile başlar. Yakın dostu olan Erbakan, Abdülkadir Ağa'yı bu dönemde sık sık ziyaret eder. Kikan aşiretine ağalık beratını ise 5. Mehmet Reşat verir. Aile, Balkan Harbi'nde gösterdiği başarılardan dolayı bu ünvanı kazanmış.

Biz bir aileyiz artık

Mardin-Kızıltepe'deki büyük aşiretlerden bir diğeri de İzol aşireti kökenli 'Türk' ailesi. Türk ailesi Kasr-ı Kanco adında büyük bir binada yaşıyor. Dede Hüseyin Kanco tarafından kurulan 150 yıllık Kasr-ı Kanco, saldırılardan korunmak amacıyla kale ev tarzında inşaa edilmiş. Ailenin bugünkü lideri 57 yaşındaki Ahmet Türk, Hamidiye Alayları'ndan günümüze kadar uzanan bir hikayesi olan Kasr-ı Kanco'da yaşıyor. 10 yaşında babası Hacı Sinan Türk'ü kaybeden Ahmet Türk'ün yaşamı gurbette geçer.




Dip dalga değişime zorluyor

10 ay önce de kendi ifadesi ile 'nefes aldığı yer'e yani Kasr-ı Kanco'ya, doğduğu yere geri döner. Burada kendini çocuklarına ve torunlarına veren Ahmet Türk, boş vakitlerinde 30 bin dönümlük pamuk ve mısır tarlalarını geziyor, kitap okuyor. En büyük zevki ise satranç oynamak. Ahmet Türk, kökeni İzollara dayanan aşireti 'aile' olarak niteliyor.

Türkiye'deki aşiret gerçeği, sosyalleşme ve kentleşmenin bir sonucu olarak bugün derinden derine bir değişim süreci içinde. Kadınlar, aşiret dışından evlenebiliyor, kendilerine miras hakkı tanınıyor, eğitimin artmasıyla birlikte yeni nesil kendini daha rahat ifade edebiliyor. Hasılı, aşiret yapısı kabuk değiştiriyor.



http://www.aksiyon.com.tr/detaylar.do?load=detay&link=15222



tum kaynaklar izollu için türk aşireti demek tedir
aynı kaynakta yazandıgına gorede ızolludakı büttan yada kumluyazı koyundekı temurlarda ehlıbeyt olarak nıtelendırılmektedır
« Son Düzenleme: 27 Kasım 2009, 20:09:53 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #8 : 08 Eylül 2009, 18:04:04 »

İZOLU MÜDAFA-İ Hukuk Cemiyeti idi.

Kurulan cemiyetin başını, aşiret reisi İZOLU'lu Hacı Kaya ağa idi. Topladığı asker, silah ve maddî destekle Maraş'ın düşman işgalinden kurtarılması için büyük mücadele vermiş ve Mustafa Kemal'den teşekkür mektubu almıştır. İşte mektubun örneği:

“Şifre: Malatya'da Topçu Kumandanı Münir Bey'e: C. 13. 2. 36 İzoli Müdafai Hukuk Cemiyeti ve Aşiret Reisi Hacı Kaya Bey ve hissiyat-ı vatanperveranesine teşekkür ederiz. Kahramanmaraşlı kardeşlerimizin imdatlarını şitap eden kuva-i mîlliyenin tahlisi için icap eden ihzârâta devam edilmekle beraber mensup olduğumuz heyet-i merkeziye ile de irtibat tesis buyrulması rica olunur. 16 Şubat 36 (1920)

Heyet-i Temsiliye Namına Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (Atatürk) ile Hacı Kaya, Sebâti Ağa ileriki günlerde ayrıca mektuplaşmışlar. Hattâ Maraş'ta Fransızların Besni ve Pazarcık kuvvetlerini imha etme durumunda oldukları bir zamanda İZOLU milisleri imdatlarına yetişip kurtarmışlardı.…

Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #9 : 28 Ekim 2009, 23:37:54 »

rus-türkmen sitelerinde çok ilginç bilgilere ulaştım doğrular dogrulamaz paylaşıcam
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #10 : 12 Kasım 2009, 13:04:35 »

1. İzollu Aşireti’nin Tarihçesi
İzollu Aşireti’nin kökeni ile ilgili bilgiler çok fazla ayrıntılı olmamakla birlikte elde
edilen bulgulardan önemli sonuçlara varmak mümkündür. M. Şerif Fırat’ın “Doğu İlleri ve
Varto Tarihi” isimli eserinde İzollu Aşireti ile ilgili önemli bilgilere ulaşılmıştır. Eserde
Varto’nun yerli halklarını olarak bahsedilen Cibran, Lolan, Abdalan,ve Çerkesler isimli Türk
oymaklarıyla beraber adı geçen Hormek oymağının Şarik soy kütüğünde İzollu
Aşireti’nden de söz edilmiştir. Varto’nun Şarik köyünde ortaya çıkan sülale şeceresi
üzerinde, Selçuklu hükümdarı Sultan Alaaddin Keykubat ve Osmanlı padişahları Orhan
Gazi ile Murat Han’ın mühürlerinin bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Şecerenin belirttiğine
göre aralarında İzollu Aşireti’nin de bulunduğu 12 Türk aşireti, Selçuklular devrinde
Horasan’dan Erzincan’a, Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına gelmiştir. Bu şecerede İzollu
Aşireti’ nden şu şekilde bahsedilmektedir: “Abdullah min kabileti İzol, elmusamma üç ayak
bilakabı İki Bölük”. Yani geldikleri yer olan “Üç ayakta adlanan lakabı İki Bölük olan İzol
kabilesinden Abdullah ” denilmektedir. 137Yine bu eserden edindiğimiz bilgiye göre 15
Ağustos 1931’de Erzincan valisi Ali Kemal tarafından kaleme alınan Erzincan Tarihi’nde
Kalmamsır adlı bir Kürt veya Seyyidin, Horasan’dan gelip Dersim’in Kalmamsır
köyünde oturduğunu ve bu köyde kızını yanındaki hizmetçisi Şeyh Hasan adlı bir adama
verdiğin, Şeyh Hasan ile bu kızdan türeyen yaklaşık elli kadar aşiretten birinin de İzollu
Aşireti olduğu belirtilmiştir. Eserde bütün bu aşiretlerin Şeyh Hasanlı ve Dersimli olarak iki
şubeye ayrıldığı, aşiretlerin bir çoğununu Kürt birkaçının Emevi soyundan, bazılarının da
Seyyit olarak vasıflandırıldığı görülmektedir. Erzincan Tarihi’nde Hazollu olarak adı geçen
İzollu Aşireti, Ali-Kemali tarafından, Mazgirt civarında oturan bir Kürt aşireti olarak
nitelendirilmiştir. Ancak Fırat bu esere atıfta bulunarak İzollu Aşireti’nin direkt olarak
Horasan’dan geldiğini ve Dersim dağlarına sığındığını, bu durumunda Alaaddin Keykubat
137 FIRAT, M. Şerif; Doğu İlleri Ve Varto Tarihi, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., 5. Baskı, Ankara-
1983, s. 76-77.
55
tarafından Derviş Beyazi adlı bir zata verilen ve Şarikte ortaya çıkan secere ile
ispatlandığını ileri sürmektedir. Çünkü ona göre aralarında İzollu Aşireti’nin bulunduğu
elli kadar aşiretin Horasan’dan gelip Dersim dağlarına sığınan bir ev halkından türemesi
akla uygun değildir. Yani bu aşiretler Fırat’a göre Dersim dağlarında ortaya çıkmayıp
Horasan’dan birer aşiret olarak gelmişlerdir. Adı geçen şahıslar da Türk boylarından
birisinin başı olabilir. 138 Gerçekten de Fırat’ın yorumu akla daha uygun gelmektedir. Bu
aşiretlerin çeşitli dönemlerde Horasan’dan gelip Dersim dağlarına sığındıkları kabul edilebilir
bir görüştür.
Aşiretin kökeni ile ilgili olarak bir diğer kaynakta ise Edip Yavuz, İzollu Aşireti’nin
Hicri 1186 tarihinden öncede Urfa’da bulunana Milli Oymağı ile birlikte Urfa’da
bulunduğunu, daha sonraları bunlardan bir kolun Elazığ’a geldiğini ve Baskil’in İzol köyüne
adını verdikten sonra, Malatya’nın Besni Merkez ve Keysun bucaklarına yerleştiklerini
belirtmiştir. Günümüzde Besni Malatya il sınırları içerisinde olmayıp Adıyaman’a bağlıdır.
Edip Yavuz Erzincan Tarihi’nde Hazollu diye adlandırılan aynı oymağın bir bölümünün de
Diyarbakır-Siverek ve Elazığ–Malatya arasında yerleştiğini belirtmiştir. 139 İzollu Aşiretinin
kökeni ile ilgili olarak Orhan Türkdoğan ise, aşiretin kökenini, M.Şerif Fırat’ın Horsan’dan
gelen ve Harzem Türklerinden olduğunu belirttiği, Hormek kabilelesine bağlamaktadır. 140
Tapu ve Kadostro Genel Müdürlüğü arşivinde 142 numarada kayıtlı olan, miladi 1560
yılında yazılmış tahrir defterinde ise, Baskil’e bağlı İzollu köyünden bahsedilmektedir. O
dönemde Malatya livasına bağlı bir nahiye olan Baskil bugün Elazığ’a bağlıdır. Vergi
nüfusları ile ilgili bilgilerdin bulunduğu bu kaynaktan İzollu köyünde, 355 erkek ve 213
hanenin bulunduğu anlaşılmaktadır. 141
18.yy’da Osmanlı İmparatorluğu’nun konar-göçer unsurlara yönelik olarak yürüttüğü
iskan politikası çerçevesinde, İzollu Aşireti’nin de belirli bir yere iskanın yapılmaya
çalışıldığını görmekteyiz. Bu bilgileri içeren kayıtlarda İzollu Aşireti’nden, Erzurum’da
138 FIRAT, M. Şerif; A.g.e., s. 27-28.
139 RİŞVANOĞLU, Mahmut; Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm, Boğaziçi Yay., 4. Baskı,İstanbul-1992, s.152.
140 TÜRKDOĞAN, Orhan;Güney Doğu Kimliği Aşiret-Kültür-İnsan, Alfa Yay., 2. Baskı, İstanbul-1998,s.61.
141 YİNANÇ. R-ELİBÜYÜK. M; Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Gazi Üniversitesi Yay.,
No: 31, Ankara-1983, s.110.
56
yaylayıp, Diyarbakır’da kışlayan, Malatya’nın Çobaş nahiyesinde sakin İzollu Aşireti olarak
bahsedilmektedir. Yine bu kayıtlardan İzollu Aşireti’nin 1719 yılında reayanın yollarını
kesip hayvanlarını ve mallarını gasp, hatta bazı kişileri katletmeleri sebebiyle Rakka’da
uygun bir yere iskan edilmeleri gerektiğinin emredildiğini öğrenmekteyiz. O dönemde
Rakka bu tip davranışlarda bulunan aşiretlerin sürgün edildiği yerlerden birisidir. İzollu
Aşireti 1766 yılında 1000 çadıra sahiptir. 142
Aşiret üyeleriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde aşiretin kökenine dair ayrıntılı
bilgiler elde edilememiştir. Genel olarak bildirildiği şekliyle kendilerinin, Urfa’dan
geldiklerine dair bir kanı hakimdir. Aşiret mensupları Urfa’da ve Adıyaman’da aşiretin
kollarının bulunduğunu ancak, onlarla herhangi bir temas halinde olmadıklarını, hatta bazı
aşiret üyelerinin belirtilen yerlerdeki nüfuzlu aşiret mensuplarının çeşitli konularda
kendilerine sahip çıkmadıklarını belirtmişlerdir.
Hazırlayan
Ahmet ÇETİNTAŞ YÜKSEK LİSANS TEZİ
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #11 : 21 Kasım 2009, 19:30:48 »

Abdülhamit'in: AŞİRET MEKTEPLERİ

Osmanlı Devleti; gerek içersinde, gerekse dıştan esen sert cereyanlara karşın tedbir amacı ile bir çok projenin hayata geçirildiğini gördük… Bu projelerden en önemlisi ve ilginç olarak anılanı ise: Aşiret Mektepleridir.
Mektep 4 Ekim 1892’de, dönemin Maarif Nazırı Zühtü Paşa’nın da katıldığı bir törenle; Halep, Basra, Musul, Diyarbekir, Trablusgarp, Bingazi, Kudüs, Zor sancaklarından dörder, Yemen ve Hicaz vilayetlerinden beşer öğrencinin katılımıyla Akaretler’deki geçici yerinde eğitime başlanmıştır. Bu çocukların, kabiliyetli ve muteber ailelerin çocukları olması ve 12 ile 16 yaş arasından seçilmesi şart koşuldu. Bunlar, fevkalade bir ihtimamla yetiştirildiler. Daha sonraki senelerde sayıları arttırıldı. İki yıllık öğretim programı, daha sonra beş yıla çıkarıldı. Kur’an-ı kerim, fıkıh, ilmihal gibi din bilgileri yanında, zamanın fen bilgileri, Fransızca, Türkçe, coğrafya, tarih, edebiyat ve askerî dersler okutuldu.
Ancak Abdülhamit’in 1886’da Hicaz, Yemen, Trablusgarp’tan Harbiye Mektebi’ne getirdiği 48 öğrenci ile fiilen başlayan ve 1892’de resmiyet kazanan Aşiret Mektepleri uygulaması daha ileri boyut kazandı. Hamidiye Alayları’na asker veren Zilan aşireti reisi Eyüp paşa, diğer yandan 5. ve 6. Hamidiye Alayları komutanlarından Hasan ve Ali beyler Abdülhamit’e bir mektup yazarak kendi çocuklarının da okula kabul edilmesini isterler.

Bunlardan; Cibranlı 3, Haydaranlı 1, Şimşiki 2, Karapapak 2, İzollu 1aşiretinden öğrenci alınmaya başlanmıştır.
Okulla yüklenilen misyonunda ve devlet politikasında: Arap aşiret çocukları için açılması vardı. 1902 yılında da Arnavut aşiretinden 20 öğrencide bu mektebe dahil edilecektir Böylece mektep, bütün aşiretlere hitap eder duruma geldi. Aşiret mektebinden mezun olan çocuklar, Harbiye ve Mülkiye mekteplerine gönderildiler. Bu mektepte yetişen aşiret çocukları, aşiretlerine döndükleri ve aşiret reisi olduklarında, içinden yetiştikleri halkın, Osmanlı Devletine sadakatini temin ettiler.
Aşiret Mektebi, II. Abdülhamit’in himayesinde kurulan Aşiret Mektepleri yatılıydı. Öğrencilerin bütün masrafları devletçe karşılandığı gibi, ayrıca her öğrenciye aylık veriliyordu. Aşiret Mektebine ilk yıllarda elli çocuk alındı ve 5. yıldan sonunda okulun mevcudu 250 ye çıkarılmıştır. Sınıf mevcudu 40 öğrenci olarak tespit edilmişti. Öğrencilerin aşiretlerin 'itibarlı ve muhterem' ailelerine mensup olmaları okula girmek için başlıca şartlardı.
Aşiret Mektepleri'nin nizamnamesi ve iki yıllık ders programı 8 Temmuz 1892'de, bir tezkere ile Sadrazam Cevad Paşa tarafından Abdülhamit’e sunuldu. Bu nizamnameye göre Aşiret Mektepleri'nin özellikleri şöyleydi: Beş yıllık devlet parasız-yatılı okuludur. Okula 12-16 yaşlarında zihnen ve bedenen sağlam aşiret çocukları alınacaktır. İlk yıl 50, diğer yıllar 40'ar talebe alınarak okul mevcudu 210 olacaktır. Talebelere ayda 30'ar kuruş maaş verilecektir. Mezun olacaklara, kendi aşiretlerine döndüklerinde, oralarda açılacak okullarda muallimlik veya diğer vazifelerde memuriyet verilecektir.

İlk iki yıl okutulacak dersler ise şunlardı:

Osmanlı’nın büyüklüğünü, yüceliğini ve şanını öğrenmeye yönelik bir ders (Kıraat-i azm-üş şan) . Osmanlı dil bilgisi ve imlası (Lisan-ı Osmani ve Kavaid ve imlası) . Arapça dil bilgisi, Arapça cümle çözümleme (Sarf ve Nahv-ı Arabi) . Dini esaslar ve ibadet yöntemleri (Akaid-i Diniye ve ilm-i hal) . Türkçe ve Arapça kitabet. Hesap. Coğrafya, Umumi tarih, Osmanlı Tarihi, İslam Tarihi, İslam Hukuku (Fıkh-ı Şerif) , lüzumu kadar tıp, ziraat ve veterinerlik bilgileri.
Bu dersler uygulama safhasında zaman zaman değişikliğe uğramıştır. Öncelikle gelecek öğrencilerin seviyesi bilinmediğinden ilk üç yılın dersleri duruma göre belirlenmek üzere sabitlenmemiştir
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #12 : 27 Kasım 2009, 20:08:12 »

Kervan Yollan. Eski Malatya'dan Çin­gene Hanı, Şahna Hanı, Sarıhacı Hanı, Kurttepe Hanı üzerinden Elbistan'a ula­şılır. Çingene Hanı, Yazı Hanı, Kömüş Ha­nı, Hekim Hanı. Kötünün Hanı ve Alaca Han üzerinden Sivas'a gidilir. Yazı Hanı'n-dan ayrılan yol Horum Hanı, Kara Han, Kızılca Han, Kantarmış Hanı ve Mirçinge Hanı üzerinden Divriği'ye ulaşır. Güneye doğru Sevserek'teki Çifte Han, Görk Hanı, Tepe Hanı, Çat Hanı ve Taşkale'deki Çifte Han üzerinden Kâhta'ya varılır. Doğu yö­nüne Yarımca Hanı, Şişman Hanı, Kömür Hanı üzerinden Harput'a gidilir. Bu men­zil hanlarından Kömür Hanı XVII. yüzyılın ikinci yarısında, diğerleri Osmanlı öncesi dönemlerinde yapılmıştır.

Kaynak: İslam tarihi Ansiklopedisin den alıntı
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #13 : 28 Kasım 2009, 17:58:45 »

Mehmet  FENDOĞLU nun yaptığı araştırmalara göre ise fendoların:’Fendolar kökeni ,1600 lü yıllarda  Baskil ve çevresi  yavuz sultan selim zamanında Osmanlıların eline geçmiş olup.Türk hakimiyetine girmesiyle  birlikte  Türkistan dan getirilen KONAR-GÖÇER türk grupları yerleştirilerek bölgeyi Türkleştirme-islamlaştırma ya yönelik bir iskan politikası uygulanmıştır. Bu vesile ile dedeleri orta Asyadan göç ederek Anadolu’ya gelen Fendozadeler  Osmanlı imparatorlugu’nun politikası politikaları gereiğ  ilk önce Erzurum ve havalisine yerleşir daha sonra Elazığ Kömürler’e getirilir. 1624 yılında  4.Murat tarafından  Kömürhan kurulur .O devirde köprü olmadığı için kömür ticareti yapan İzollu Aşireti ne bağlı fendozadeler Kömürhan dan kelektile geçerek  bugünkü Bulgurlu havzasına yerleşmiştir  köye de yalnız Caferler ve Malatya esrafı na ait topraklar  vardır.hazırlayan:uğur/2007 

NOT:   Kaynaklar:

1) Malatya Tarihi s.289

2) Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1650: Doç.Dr.Refet İNANÇ,  Yrd.Dr.Mesut ELİBÜYÜK Gazi Ünv.Yayınları.

3) Saklanan Gerçek Kurmançlar ve Zazaların Kimliği cilt 1:Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU,Tanmak Yayınları.

4) Göçebe Alikan Aşireti/1969: İsmail BEŞİKÇİ

 5) Doğunun Son Efsanesi Hamido: Ahmet DİNÇ, Zaman Yayınları.

 6) Mehmet Fendoğlu’nun araştırmaları

Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #14 : 08 Aralık 2009, 19:21:41 »

1950-60 lı yıllarda kayıtlardada İzollu ovası olarak geçmekte ve malatya elazıg vede cıvar ıllerın sebze ihtiyacını karşıladığı ayrıca az da olsa pamuk yetiştirildiğini öğrendim
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #15 : 14 Aralık 2009, 18:08:08 »



okuduğum bazı kaynaklarda izollu için boz-oklardan gelme
bazılarında ise harzem türklerinden gelme olduğunu okudum sonunda türk seceresi araştırmalarım da aslında bu birbirini tamamladıgını ögrendim

bozoklar----- avşarlar----harzem----izollu sırasıyla bu
Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #16 : 30 Mart 2010, 14:07:43 »

İzol Aşireti ve Tarihi.
Öncelikle Altını çizerek başlılayım!


İzollular  Celaleddin Harzemşah'ın  ordusunun asli parçasıdır.  Ana yurtları Harzemşahlar imparatorluğu Sınırlarında idi, yani İran'ın Kuzey doğusundaki  Türkistan Horasan arasında.

 1220 Tarihinde Dünyanın en vahşi milleti Olan  Moğol& Tatar istilası ve talanı başlayınca İzollular Muhammed Celaleddin Harzemşah komutasında 1-2 yıl mücadele edip savaştılar.

O günkü İslam devletleri olan Abbasi Halifeliği, Rum Selçukluları (Anadolu ) ve Eyyübi olarak bilinen Suriye'lilerle ittifak için yardım istendi.

Ne yazık ki beklenen düzeyde yardım gelmedi. Bunun üzerine Sultan Celaleddin Harzemşah Tebriz den Anadolu ya yani eski adıyla Diyar ı Rum’a girdi.

Celaleddin Harzemşah 1225- 1227 Yıllarında Tebriz'den Harput' a kadar olan bölgeyi  fethetti.

İzollular da Önce Erzen-i Rum (Erzurum), Cebel-i Çur, Çewlik (Bingöl), Kızıl Kilise (Nazmiye) Dersim yakınlarındaki  Bağin kalesi  civarına yerleşmişlerdi.

"Bunun  Yani izolluların anadoludaki ilk yerleşimi "(1) yazılı belgesi 1232 lerde Anadolu Rum Hükümdarı Allaaddin Keykubat'ın da mührünün olduğu Şeceredir.  Rum Hükümdarı Allaaddin Keykubat Bağin kalesine gelerek civarındaki Harzem aşiretlerinden Moğollara karşı Tampon bölge oluşturmuştur. Bu konudaki belgeyi yayınlayan Yazılı kaynaklar dan biri,   (Bakınınz Doğu illeri ve Varto Tarihi 5,baskı sayfa 104   M.Şerif Fırat)

Bu döneme tarihi olarak bakarsak, OrtaAsya da ve Anadolu da islam Birliği mücadelesi veren Sultan Celaleddin Harzemşah (Celüliddin Harzemşah) bu mücadeleyi ihanetler yüzünden, Başta Kardeşi Gıyaseddin 'inin ihaneti ve diğer ihanetler yüzünden kaybetmiştir(!)...

1230 Yassıçimen Yenilgisinden sonra, Bir süre Azerbaycan sonra, Silvan ( Meyafarkin),Sonra  Silvan’dan Dersim - Cebel-i Çur ( Çewlik), Bingöl bölgesin e Geçip,  Toparlanmaya çalışan Sultan’ın burada bir Kürt tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Bu bölge de İzolluların da bulunduğu şecereden anlaşılmaktadır. Muhtelif kaynaklar da bu yöndedir. Bu rivayet doğru değildir(*)  Bunun açıklaması daha sonra ayrıntılarıyla yapılacaktır. Bu Cinayet rivayet olarak da olsa Kürtlere atılmış bir iftiradır.

Dersim - Cebel-i Çur( Çewlik ) Bingöl bölgesinde Sultan Celaleddin Harzemşah Öldürüldükten sonra Başsız Kalan Harzemliler, o dönem bölgedeki değişik devletlere Katıldılar.

Bu kapsamda İzol Aşireti de başlangıçta Anadolu Rum Selçuklularına katıldı. İzol aşireti O zaman Bağin ( Dedebağ) bölgesine 12 aşiret ile birlikte Moğollara karşı Tampon bölge oluşturulmak amacıyla yerleştirildiler.  Şecere buna da kaynaklık etmektedir.

1237 de Rum sultanı Alaaddin Keykubat, Oğlu tarafından zehirlenince, Harzemlilerin başında  Harzemşah Beylerinden Kayırhan Harzemilerin bulunmakta idi.  Ancak O dönemin Selçuklu siyasetçileri Kayırhan'ı istemediler. Çünkü Kayırhan Rum Selçukluların yeni hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrevin Cülüs Törenine gidip; Biat etmemişti. Bu nedenle Kayırhan, Yeni Rum sultanı yardımcısı tarafından Sivas' a götürülüp hapsedildi.

Kayır Han 'ın zindanda işkence ile ölümü üzerine İzol aşireti ve diğer bazı Harzemli aşiretler Selçuklu Hükümdarlığından ayrılıp, Daha güneye Urfa, Harran, Rakka bölgesine yerleştiler.  Burada Harzemli’lerden olan İzollular da Kürtlerle kız alıp vererek Akraba olup dilleri ve bazı yerlerde de mezheplerini benimseyip karışmaya başladılar. Bu kaynaşma İzolluların Kürtleşmesinin yada Kürt sanılmasının  başlangıcıdır. Fakat Asıl Kürtleşme sonradan olmuştur(3)  Bu tarihten sonraki kısımların ayrıntılar daha sonra yayına alınacaktır

Parantez içindeki rakam numaraları açıklamaları ve kaynakları ayrı bir Sayfada yayınlanacaktır......

İzollular'ın Selahaddin Eyyubi'den sonra Haçlılar'a geçen Kudüs'ü  Yeniden Fethedip İslam’ın eline geçmesine büyük katkıları olmuştur.!!! Bu yüzden İzolluların mezhebinin Suniliği tartışılmazdır. Ancak Günümüzde İzollular farklı yerlerde farklı mezheplere bağlanmışlardır.

Ancak bazı izollular sonradan bulundukları bölgeye göre değişmişlerdir. Çoğunluğu Hanefi , Şafi dir.  Ancak Dersim-Mazgirt Bölgesindeki İzol ( Hizol ) aşireti bölgede hem İsim değişimine hem de Mezhep değişimine uğramıştır. Bunu da tarihi kaynaklarda görebiliyoruz. Ancak Bazı İzollular ise çok daha ağır tahribata uğradıkları için hem isim hem de mezhep değişimine uğramıştır. Erzincan Sivas Bölgesine göç eden Koçgiri aşiretinin de izollu olduğu yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Not: Dürüst olmakta yarar var Koçgiri  aşireti konusunda henüz yeterince emin değilim, Ancak biraz çalıştıktan sonra bu aşiret hakkında da altını çizerek konuşabilirim...

Bütün İzol, Hizol, Koçgiri, Kırğan, Tırkan, Karakeçili aşiretleri birdir Aynı davanın kardeşidir. Suriye'den Ş.Urfa, Siverek, Malatya, Bingöl,  Erzurum'a hatta Erzurum'dan Sivas'a kadar olan yerlere yerleşmişlerdir.Bir arkadaşımızın yazım hatamızı hatırlatmasıyla  Adıyaman da da Çok cidid miktarda İzol aşireti mevcuttur. İzollular’ın Bazılar yeni bölgeler de yeni isimlerle anılırken Fıraf Havzasındakiler En eski isimlerini izol ismini (muhafaza edebilmiştir. Diğerleri de bulundukları coğrafyaya adepte olmak zorunda kalmışlardır.

İzollular'ın Bilinen merkezi Siverek Karacadağ ve Malatya olarak bilinir Merkezden ayrılan izollular değişik nedenlerle buralardan ayrılmışlardır. Bütün İzollular Birdir Hepsi Celaleddin Harzemşahın Askerleridir. Yani İzollular Osmanlı öncesi eski Türk Öncü birlikleridir. Ne kadar Türk yada Kürtleşmiş Türk mü olduklarına gelince Bunun yorumunu yapmak benim için zor. Ama Kökenleri Kürt değil. 


Ayrıca İzollular Siwedi beyleri bünyesinde Pazuki Kürt aşiretlerine karşı savaştıkları ve Gene İzolluların 4. Murat'ın Revan seferine İzollular, Tırkan’lılar  Siwedi Beyleri askerleri olarak seferlere katılmışlardır ve bu Doğu Revan Erivan Ve Bağdat ve seferlerinde büyük yararlılık göstermiştir. Bu durumda İzolluların Türklüğü hakkındaki söylenceleri de düşünmek gerek. 

Ancak günümüz koşularında İzolluların Çoğunluğunun Konuştuğu Kürtçe ve Zazaca dilerine  bakınca neden ve nasıl Kürtleştiğini zamanla birileri tarihe not düşer.  Bazı büyüklerin söylediğine göre Bu son yüz yılda olmuştur tabi doğrusu nedir Allah bilir.

                                                                     M.İ  izollular.blogcu@com 


Logged

mahmut baysar
�ye Bilgileri Yeni Üye
*

Teşekur: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1

Avatar Yok


Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #17 : 17 Nisan 2010, 13:53:23 »

Vikipediadan etnik bilgi alabilirsiniz.Türkçesinde yoktur.

Greater Khorasan has witnessed the rise and fall of many dynasties and governments in its territory throughout history. Various tribes of the Arabs, Turks, Kurds [2] Mongols, Turkemen and Afghans brought changes to the region time and time again.
Khorasan (Persian: خراسان) (also transcribed as Khurasan and Khorassan, anciently called Traxiane during Hellenistic and Parthian times) currently names a region located in north eastern Iran, but historically referred to a much larger area east and north-east of the Persian Empire (see Greater Khorasan). The name Khorasan is Persian and means "where the sun arrives from." The name was given to the eastern province of Persia during the Sassanid Empire.

The major ethnic groups in this region are Persians with Kurdish, Turkish and Arabic minorities. Most of the people in the region speak closely related modern day dialects of Persian (see also: Dari; Tajiki). However Khorasan, as a result of its troubled history, is peopled by a great variety of ethnic groups:

Etnik çeşitlilik bakımından horosanın yapısı görülmektedir.Yani Farisiler,Türkmenler,Kürtler ve Araplar.

Eğer Horasandan gelen Kürt aşiretler etnik olarak türkmen olsalardı, bugün horasanda türkmenlerin dışında hiç bir etnik grup olmazdı.
Sonuç olarak Horasandan gelen aşiretler, Anadoluda Kürtleşmediler, Zaten Kürt aşiretleri olarak geldiler.

Türkmen veya Kürt olmaları farketmez, ama yeni bir soy aramak yerine kendi kültürlerine bağlanıp onu yaşatmaları daha gerçekci olur diye düşünüyorum.

Gökhan beyin yazdığı gibi yazarsak
Doğrusunu Allah bilir.
Ama şuna dikkatinizi çekerim. Türkmen değiller
Logged
Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #18 : 17 Nisan 2010, 14:03:06 »

yalnız sizin yazdıklarınızda kıtap ismi araştırmacı adı göremedim

kaynaklar yazıların altında belirtilmiştir  son zamanlarda yayınlanan
wikipedia akademik bir kurum yada kişiler değildir
Prof. Dr. Orahan Türkdodağnın kitabında da (kürtler ve zazalar )
izollu için türkmen der oradan tam alıntı yapma fırsatım olmadı hatta 1950 li yıllarda izolluya gelmiş ve izolluda halk biz zazayız demiş ?? bu çok ilginç geldi dogrusu


kaynaksız ve belgesiz yazmayın dememin en önemli sebebi malesef halkımız bir şeylerden bahsederken konusmayı ve tartışmayı becemıyorlar


1) Malatya Tarihi s.289

2) Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1650: Doç.Dr.Refet İNANÇ,  Yrd.Dr.Mesut ELİBÜYÜK Gazi Ünv.Yayınları.

3) Saklanan Gerçek Kurmançlar ve Zazaların Kimliği cilt 1:Dr. Mahmut RİŞVANOĞLU,Tanmak Yayınları.

4) Göçebe Alikan Aşireti/1969: İsmail BEŞİKÇİ

 5) Doğunun Son Efsanesi Hamido: Ahmet DİNÇ, Zaman Yayınları.

 6) Mehmet Fendoğlu’nun araştırmaları





1-     “Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1560”… Karye-i Izoli. Tabi-i Kömri…

2-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 16/S /1312 (Hicrî) Dosya No:29 Gömlek No:71 Fon Kodu: Y..PRK.AZJ. “İzoli Aşireti'nden Mamuretülaziz rüesa-yı ekrad ve eşkıyasından Kadıoğlu Abdullah Ağa'nın…”

3-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 07/B /1305 (Hicrî) Dosya No:1495 Gömlek No:76 Fon Kodu: DH.MKT. “İzolu Kadı karyesi ahalisinden Ali Ağa ile…”

4-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 13/Ca/1306 (Hicrî) Dosya No:1584 Gömlek No:59 Fon Kodu: DH.MKT. “Mamuretülaziz'in İzoli nahiyesine bağlı Kadı karyesi ahalisinden Kasım Ağazade Abdullah ile Derviş Ağa'nın…”

5-     Devlet arşivleri Osman arşivi Tarih: 15/M /1304 (Hicrî) Dosya No:1372 Gömlek No:30 Fon Kodu: DH.MKT. “Malatya'ya bağlı İzolu Nahiyesi zabıta memurluğunun müdürlüğe tahviliyle memurluğa mahsus…”

6-     Ankara, 9/Nisan/336 Ataürk’ün Gönderdiğ telgraf; “İzol Aşiret Reisi Hacı Kaya Sebati Beye..”

7-     Üçayakta adlanban lakabı “iki bölük” olan “izol”kabilesinden Abdullah (E. Yavuz S.322),H:1186…

8-      “Birkol”elazığa gelerek Baskilin “İzolu köyüne adını verdikten sonra Malatyanın Besni merkez ve keysun bucaklarında yerleşmişlerdir…(aynı eser)

9-     Fırat üzerinde gemi çalıştırılması hakkındaki 1885 tarihli yazıda :”beldiyeden iltizam etmiş olan izolu sefinesi … (adındaki evraktada böyle yazılmış)…

10- 1884-1885 tarihli Mamuratülaziz salnamesinde’de şöyle yazılmıştır :”izolu Rüştiyesi…”

11- 1904-1905 tarihli bilgidede “izolu nahiyesi mektebi ibtidai :” diye devam eden yazıdada “izolu”olarak yazılmıştır.

12- 1866 tarihli Elazığ valisi izzetpaşa ramazanda iftar yemeği için yaptığı davettede : “cip ve izolu ağaları …” olarak yazılmış.

13- 7 şubat 1910 tarihinde yazılan bir şikayet teldede, “İzolulu Abdullah ağa…” denilmiş…

14- 1921 de bir kısım ağaların toplanıp Londra konferansı için çekilen telgrafın altında da, “izolu aşiret reisi Hacı KAYA SEBATİ” diye geçmiştir.

15- 13.2.36 1920 tarihli tele cevap veren Mustafa Kemal bey “İzoli müdafai hukuk cemiyeti…” diye yazmıştır.

16- Kale ilçesinde yeni yapılan lisenin kapısındaki yazı ise : (İzollu dur). Okulların levhalarında, resmi dairelerin kapılarında ve resmi yazışmalarda da “izollu” olarak yazılmaktadır.

17- H. Won moltk de Malatya’yı anlatan yazısında : “izolide neyi geçtik…”diyor.

18- Osmanlı imparatorluğunda oymak, aşiret ve cemaatler adındaki eseri 95. sahifesindede “izoli” olarak yazılmıştır.

19- Aynı eserin 442. sahifesinde ise, “izoli”(izoni) dir.

20- Aynı eserin 442. sahifesinde paragraf başlığı ve açıklaması şöyle yapılanmıştır : “İzoli ekradı : Malatya, Rakka ,Erzurum sancakları,hısn-ı Mansur ve ve Kahta kazaları, Harput, Mardin, Diyarbakır konar – göçer ekrat taifesindendir…” diyerek İzolu aşiretlerini yaygın olarak bulundukları yerler belirtilmiştir.

21- “…örnek olarak aşiret – kabile yapısı incelenirken yüzlerce aşiret içinde bizzat gözlem yapabildiğimiz aşiretler ön plana alınmıştır. Bunlar daha sonra beşikci ve Muhtar kutlu tarafından ele alınan Alikan ve Şavak aşiretleri ile karşılaştırılmıştır. Böylece ertuşi,pinyanişi,bürikan,celali ve İzoli aşiretleri yanında Alikan ve Şavak aşiretleri karşılaştırmalı kültür analizleri içinde değerlendirilmiştir…” (Prof Dr. Orhan TÜRKDOĞAN S.449)

22 – “İzolu aşiretinin bir kısmı ile Bab aşiretinin bir kısmı …”

(Türkiye gazetesi 10 şubat 1999 S.18)

KAYNAK: Devlet Arşivleri - M.Ali CENGİZ, İZOLU (KALE)
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2010, 17:22:05 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #19 : 23 Nisan 2010, 01:16:38 »

17 Mart 1921

TBMM Başkanı Mustafa Kemal genel kurulda bu telyazısını (telgrafı) okuyor :

Reis (Mustafa Kemal Paşa) : - ‘’Son günlerdeki olaylar nedeniyle Kürt kardeşlerimizden gelen birçok telyazısı vardır.Kendilerinin böyle bir girişimi olmadığına ve Kürdistan sorunu olmadığına ilişkindir.Bir tanesini okuyalım :’’

Ankara’da Büyük Millet Meclisi Yüce Başkanlığı’na,
Kürtler küçük lokmanın çok kolay yutulacağını zamanından çok önce anlamışlardır.Türk birliğinden ayrılma düşüncesinde olanları Kürtler kendi milletlerinden saymaz.Kürtler’in kaderi Türk’ün kaderiyle eşittir.Biz Kürtler,Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nden başka kurtarıcı beklemediğimiz gibi,İtilaf Devletlerinden (Fransa,İngiltere,İtalya’dan) merhamet dilenmeye tenezzül etmiyoruz.Misak-ı Milli içinde barışı sağlamak için bütün varlığımızla Hükümetimize yardım edeceğimizi,Türkiye Büyük Millet Meclisi dahilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak değerlendirilmesini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi bilgilerinize sunar,başarılar diler ve en derin saygılarımızı sunarız.

İzoli Aşireti Reisi : Hacı Fiya Sebati
Bariçkan Aşireti Reisi : Halil
Aluçlu Aşireti Reisi : Mehmet
Ülemayı Ekrattan : Bekir Sıtkı
Bükler Aşireti Reisi : Hüseyin
Ülemayı Ekrattan : Halil
Zeyve Aşiret Reisi : Halil
Ülemayı Ekrattan : Hafız Mehmet
Eşrafı Ekrattan : Zebunlu Halil
Ülemayı Ekrattan : Rüştü
Eşrafı Ekrattan : Mehmet
Deyükan Aşiret Reisi : Hüseyin
Eşraftan : Bulutlu İbrahim

Eşraftan : Sadık

Ordinaryus Profesör Dr.Hikmet Bayur da, Belleten Dergisi’nin 662 ve sonraki sayılarında bu muhtırayı yayınladı.

Buradaki barçikan aşireti bizim baskilde 3 aşiret vardır bununla ilgili daha önce yazı yazmıştım Baskil de zeyvi parçikan ve hardi aşiretleri vardır bunların dışında aşiret yoktur.



30 Ekim 1918'de itilaf devletleri ile Mondros'ta ateş kesip silahları bıraktıktan sonra, Ordu'muz terhis edilmişti. Galip devletler ordumuzun terhis edilmesini fırsat bilip, antlaşma kurallarını bozarak İstanbul, İzmir ve Güneydoğudaki Urfa, Antep ve Maraş gibi illerimizi işgal etmeye başlamışlardı. Bu haksızlığa karşı Anadolu başkaldırdı. Her tarafta Mustafa Kemal'in başlattığı “YA İSTİKLÂL, YA ÖLÜM…” çağrısına katılmalar oldu. Bölgede kurulan MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETLERİ bütün olanaklarını ortaya koyarak savaş haline geçtiler. Bunlardan birisi de İZOLU MÜDAFA-İ Hukuk Cemiyeti idi.

Kurulan cemiyetin başını, aşiret reisi İZOLU'lu Hacı Kaya ağa idi. Topladığı asker, silah ve maddî destekle Maraş'ın düşman işgalinden kurtarılması için büyük mücadele vermiş ve Mustafa Kemal'den teşekkür mektubu almıştır. İşte mektubun örneği:

“Şifre: Malatya'da Topçu Kumandanı Münir Bey'e: C. 13. 2. 36 İzoli Müdafai Hukuk Cemiyeti ve Aşiret Reisi Hacı Kaya Bey ve hissiyat-ı vatanperveranesine teşekkür ederiz. Kahramanmaraşlı kardeşlerimizin imdatlarını şitap eden kuva-i mîlliyenin tahlisi için icap eden ihzârâta devam edilmekle beraber mensup olduğumuz heyet-i merkeziye ile de irtibat tesis buyrulması rica olunur. 16 Şubat 36 (1920)

Heyet-i Temsiliye Namına Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (Atatürk) ile Hacı Kaya, Sebâti Ağa ileriki günlerde ayrıca mektuplaşmışlar. Hattâ Maraş'ta Fransızların Besni ve Pazarcık kuvvetlerini imha etme durumunda oldukları bir zamanda İZOLU milisleri imdatlarına yetişip kurtarmışlardı.…

 

Bu konuda Osman oğlu Hüseyin (Asutay’ın) anlattığına göre köyümüzde büyük baş ve küçük baş hayvanlar ve tahıl toplanmıştır. Babaları rahmetli olmuş evin altında tarlada kara sabanla öküzleri ile çift sürerken öküzlerinden bir tanesini almışlar. Ve annesi şalmut çayında bu gün temel ve değirmen taşı iki tanede tut ağacı bulunan hodu değirmeninde iki kırat (o zamanki ölçü birimi ) buğdayı un yapıp eve gelirken bu yardımı toplayan kişiler rastlamış o unuda almışlar kendisinden bunu şifahen anlattığına şahidim.
« Son Düzenleme: 23 Nisan 2010, 01:19:45 Gönderen: Gökhan Öztürk » Logged

Gökhan Öztürk
gökhan
�ye Bilgileri Yönetici
*

Teşekur: 944
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3639



Üyelik Bilgileri
Ruh Halim:

« Yanıtla #20 : 20 Temmuz 2010, 20:13:04 »

Malatya bölgesinde yapılan dil çalışmaları ise Avşar dil özelliklerinin birinci sırada olduğunu ortaya koymuştur. Bu bölgede Dulkadırlı Avşarlarının da yerleştiğini söyleyelim.[12] 1560?lı yıllarda Malatya yöresinde bazı Avşar obalarına ait yer adlarına tesadüf edilmesi bu açıdan önemlidir. Eslemez (Kiçik Hacılı), Bahri (izolludaki köyün adı) (Cubas(izollunun o dönemki adı), Muşar, Kederbeyt ve Keysun. Sonuncu köy halen Besni ilçesinde varlığını sürdürüyor), Avşar (Argavun ve Pağnik), Delüler (Karahisar), Recep (Pağnik), Selman-ı Süfla ve Ulya (Kiçik Hacılı).[13]



KAYNAK

[12] Cemil Gülseren, Malatya İli Ağızları, TDK, Ankara 2000, s.34-5 Dulkadırlı Afşarları, Doğanşehir (özellikle Sürgü ve vevresinde) ve Darende?de (Ayvalı ve civarı) bulunuyor. Bölgede yaşayan Kurmanç adlı aşiretler ise Kayı boyundandır. Arapkir?de de Avşarlara rastlanıyor. Avşar boyundan olup ?Remzi? mahlasını kullanan Aşık Mehmet Mevlüt (1848-1907) Arapkirli idi. Remzi?den bir dörtlük (Yurt Ansiklopedisi, 8. Cilt, s.5489) :
Güzeller içinde nam kurmuşsun
Canımın sevdiği dilber olmuşsun
Remzi?yi ben öldürürüm demişsin
Bab-ı ihsanını tez eyle bari. 
[13] Refet Yınanç/Mesut Elibüyük, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri (1560), Gazi Ün., Ankara 1983, s.75, 108, 118, 125, 134, 137, 175, 409-10, 450. Parantez içindekiler köylerin bağlı bulunduğu nahiyelerdir.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Bu Konuyu Gönder | Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: